
Erin Brown
Opala

Ruby is a young part-time stripper who wallows in drugs, sex, and other excesses in meaningless existence. When Ruby gets entangled with a local drug dealer O-Rock in her apartment, she seduces him, takes his drug stash, and splits. This leads to a series of events with increasingly dangerous consequences.

Amerikan karşı kültürünün ‘68 sonrası düzen karşıtı doğasını ve nihilizmini yansıtmak için çağdaş Amerikan üniversite gençliğini kullanan film, radikal Marksist sınıf arkadaşlarını terk eden Mark’ın hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Bir polisi öldürdüğünden şüphelenilen Mark, çaldığı küçük bir uçakla çöle iniş yapar. Kız arkadaşı Daria ile Zabriskie’de buluşur ve onunla sevişir. Artık teslim olmaya hazırdır.


A Prohibition-era nightclub crooner has his career is cut short when his throat is slashed by a mob boss.

Yaşlanmakta olan bekar Seligman, evinin yakınındaki bir ara sokakta kanlar içinde baygın bir kadın bulur. Kadının adı Joe'dur ve kendi kendine nemfoman teşhisi koymuştur. Joe, nazik yabancının dairesinde iyileşmeye çalışırken çocukluğundan genç yetişkinliğine kadar olan cinsel hayatının geçmişini anlatmaya başlar. Seligman ise çay içerek onu dikkatlice dinlemeye başlar.

ABD’nin yoksul kentlerinden birinde üvey kardeşleriyle yaşayan Star, bir minibüsün içinde ülkeyi gezip dergi satan gezgin bir ekiple tanışır. Başlarındaki Jake’e tutulunca, uyumsuzlarla dolu bu ekibe katılır. ABD’nin orta batısında, dansla ve ilk aşkın cazibesiyle dolu bir yolculuk başlar.

Farklı insanların bir araya geldikleri bir striptiz kulübü. Bu klübün liseli genç kız kıyafeti ile sahne alan dansçısı, o dansçıya tutulmuş olan DJ, DJ'in hamile karısı, kaybettiği kızını bu striptizci kızda arayan bir mali denetçi, bu denetçinin uğradığı pet-shop'un bastırılmış eşcinsel sahibi... Bütün bu farklı insanların striptiz kulübüne gelmesi ve bastırdıkları tutkularının gün yüzüne çıkması.

Rahatsız edilen genç bir kadın(Kristen Stewart), Doug Riley (James Gandolfini) ve karısının (Melissa Leo) kızları ölmüştür ve kader bu acı çeken kişileri hiç ummadıkları bi anda birleştirecektir.

A short, unhappy affair with a married man leads a dedicated schoolteacher into the alcohol-and-drug fueled underworld of singles’ bars, where she begins to engage in a pattern of dangerous sexual activity.

Üç genç kız, yetişkinliğe geçiş niteliği taşıyan bir tatile çıkar. İçerek, eğlenerek ve flört ederek geçirecekleri bu yaz, güya hayatlarının en güzel yazı olacaktır. Güneşli Malia sokaklarında neşeyle dolanarak başlayan yolculukları cinsellik, rıza ve kendini keşfetmenin dolambaçlı yollarına sapar.

Agnes and her two sisters struggle through a day in a home overrun by gamblers, thieves, and johns.

Young Jeremiah lives in a stable environment with loving foster parents until the day his troubled mother, Sarah, returns to claim him. Jeremiah becomes swept up in his mother's dangerous world of drugs, seedy hotels, strip joints and revolving lovers. Salvation comes in the form of the boy's ultrareligious grandparents, but soon Jeremiah's mother returns. Maternal love binds the pair together on the road until Sarah's desperate and depraved lifestyle finally consumes her.

Filmin baş kahramanı Harvey Pekar, hiç de göründüğü gibi bir adam değildir. Elinin altındaki dosya yığını içinde kaybolup gitmiş, kafasında saç kalmamış, sevimsiz bir tip gibi görünse de o aslında iyi bir entelektüel ve kusursuz bir gözlem yeteneğinini sahibidir. İddialı bir koleksiyoncu olmakla beraber aynı zamanda American Splendor adlı çizgi romanın da yaratıcısıdır. Hikaye, filmde yer alan Pekar ile onun kendi yaşamından alıntılarla yarattığı çizgi romanındaki Pekar’ın karşı karşıya geliş anlarından alıyor kaynağını. American Splendor, 2003 Sundance Jüri Büyük Ödülü ve Cannes Uluslararası Eleştirmenler Ödülü’nün sahibi bir çizgi roman filmidir.

Kids filmiyle yeniyetmelerin ergenlik dünyasını ele alan ve tartışmalı bir film ortaya çıkaran yönetmen Larry Clark, benzer temalara sahip Bully'nin ardından Ken Park filmiyle gençlerin özel yaşamlarına geri dönüyor. Clark filmi Edward Lachman ile birlikte çekmiş. Yönetmenler, kameralarını Kaliforniyalı kaykaycı gençlere ve onların aileleriyle olan ilişkilerine çevirmişler. Ken Park, gençlerin birbirleriyle olan ilişkilerini ve aile yaşamlarını saptırmadan anlattığı için, şok edici bir yapım olarak nitelendiriliyor.

Erkek arkadaşından bıkan Arkansaslı garson kız Louise (Susan Sarandon), ihmalkar ve cinsiyet ayrımcısı kocasıyla birlikte sıkıcı bir hayatı olan arkadaşı Thelma'yı (Geena Davis) ayartır. Birlikte özgürlükle dolu bir haftasonu araba seyahatine çıkarlar.İlk uğrak yerleri olan barda gevşeyip dansederler ve yöre erkekleriyle eğlenip hoş bir akşam geçirirler. Ancak bir adam Thelma'yı park yerine kadar izleyip tecavüze yeltenince Louise yetişip onu öldürmek zorunda kalır. Polisin kendilerine hiç bir zaman inanmayacağı paranoyasına kapılan kadınlar kaçmaya karar verirler ve bir anda kanun kaçağı durumuna düşerler. Son olaylardan kötü etkilenen Thelma kafayı toparlamak için genç bir kovboy olan J.D (Brad Pitt) ile bir gecelik ilişki yaşar ve işler daha da sarpa sarar.

Gelmiş geçmiş en kışkırtıcı filmlerden biri olarak görülen acımasız Dönüş Yok!'un ardından çektiği bu ilk uzun metrajlı filmi, Gaspar Noé'nin tabiriyle "psikedelik bir melodram". İlk gösterimi 2009 yılında Cannes'da yapılan Boşluk, transa benzer görsel üslubu ve birinci şahıs gözünden öznel anlatımıyla epey tartışma yarattı.Filmi, Tokyo'da küçük çaplı işler çeviren uyuşturucu satıcısı Oscar'ın gözünden izliyoruz. Oscar bir gece bir polis baskınında yakalanır ve vurulur. Ölüm döşeğinde, ruhu dünyadan ayrılmaya direnir ve kız kardeşi Linda'yı korumak üzere kızın peşine düşer.


Kült film sıfatını hakkıyla kazanmış filmlerin başında gelen Easy Rider, Hollywood’da başarılı ama bağımsız, karşı kültürel ve düşük bütçeli filmler dönemini başlatmıştır. Wyatt ve Billy adında iki motorcunun süslü Harley Davidson’ları üzerinde Los Angeles’tan doğuya doğru yaptıkları bu özgürlük arayışı, alternatif bir yol filmi olmakla birlikte iki kahramanın Amerikan rüyasına ulaşma yolunda bilinmezlerle dolu destansı yolculuklarını anlatıyor. Film, paranoyanın, bağnazlığın ve şiddetin hüküm sürdüğü konformist Amerika’da idealist 60’ların çöküşüne tanıklık ediyor. Filmde özgürlükler ülkesi olarak sunulan Amerika'nın aslında kendi içerisinde farklılıklara ve bireysel özgürlüğe karşı ne kadar hoşgörüsüz bir tutum takındığından bahsedilmektedir.Zamane kuşağın bu mantaliteyi değiştirmeye çalışması ve kendi bakış açısını ortaya çıkarma çabası filmin ana temasını oluşturur. Film dönemin en eleştirel yapımlarından biridir..

I Wanna Dance With Somebody, 2012 yılında yaşamını yitiren ve müzik kariyerine 6 Grammy ödülü, 16 Billboard Müzik ödülü, 22 Amerikan Müzik ödülü ve 2 Emmy ödülü sığdırmayı başaran müzisyen Whitney Houston'ın hayatına odaklanıyor.

A group of bored, disaffected New York City teenagers spend a day skating, smoking, drinking, partying, deflowering virgins, and getting into fights.

70′li yılların ünlü kadın gruplarından olan The Runaways’in gerçek hikayesinin anlatıldığı filmin yeni fragmanı yayınlandı. Başrollerde Kristen Stewart ve Dakota Fanning var. The Runaways’in solisti Cherie Currie’yi Dünyalar Savaşı, Push, I am Sam gibi filmlerde rol kapan genç oyuncu Dakota Fanning canlandırırken, hem gitarist hem de vokal Joan Jett’i Kristen Stewart oynuyor.Kristen Stewart pek haz ettiğim bir oyuncu değil bunu sürekli blogu takip edenler kolaylıkla görebilirler. Ancak bu filmi açıkçası Kristen Stewart olsa bile merak ettim çünkü 70′lerin Rock’n Roll çılgınlığını aktaracak bir film gözüyle bakıyorum. Ayrıca o dönemde meşhur olmuş bir kadın müzik grubunun gerçek hikayesinin anlatılacak olması da gerçekten ilgi uyandırıcı. En azından benim için durum bu. En ünlü kadın müzik gruplarından The Runaways’i sevenler de bu filmi dört gözle bekliyorlardır. Ancak kötü bir haber: Film 9 Nisan’da ABD’de gösterime giriyor ama Türkiye’de gösterime girmeyecek.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir