
Davee Decker
Stacy Taylor

Arthur Sherwood is on a hunting trip when he stumbles upon a nudist camp. Horrified, the prudish newspaper editor sends female reporter Stacy to write an exposé. However, much to her surprise, Stacy loves the free-spirited lifestyle and writes positively of her experience. The dissatisfied Arthur joins the camp himself to write his own story.

Davee Decker
Stacy Taylor
Norman Casserly
Arthur Sherwood

Dolores Carlos
Marie
Allan Blacker

Joan Bamford
Helen

Maria Stinger
Eleanor
Harry W. Stinger
John
Brigitte Bernard
Nudist

Allison Louise Downe
Nudist
Ronald M. Ziegler
June Marko
Annette
Gustave A. Hoek
Nudist
Nellie Hoek
Nudist
Phyliss Hoek
Phyliss
Sandra Hoek
Nudist

Sadece hayal kurun. Birisine gerçekten yardımı dokunan bir iyilik yapıyorsunuz ve ondan bunu size bunu ödememesini, fakat ileriye taşımasını ve üç yeni kişiye iyilik yapmasını istiyorsunuz ve bu yeni üç kişi de diğer yeni üç kişiye yardım yapıyor ve bu şekilde evrensel bir iyilik ve nezaket akımı başlıyor. İmkansız mı? Trevor McKinney (Haley Joel Osment), aksini iddia ediyor. Acı tatlı olaylarla dolu bu hikayede Trevor, sosyal çalışmalar projesi için iyilik yapma zincirini başlatan bir öğrenci. Yönetmen Mimi Leder (Deep Impact), Catherine Ryan Hyde'in romanı üzerine kurulmuş filmde Akademi Ödülü sahipleri Kevin Spacey ve Helen Hunt birarada. Yürekten hissedilmiş bir istek ne kadar etkileyici olabilir? Kendinize bir iyilik yapın ve 'İyilik Bul, İyilik Yap'ı izleyin.

John F. Kennedy Havaalanı'ndan Manhattan'a gitmek için taksiye binen bir kadın, kendisini taksinin şoförüyle ilişkiler üzerine derin bir sohbetin içerisinde bulur.

Chuck Tatum, New York City'den New Mexico'ya gelmek zorunda kalmış; bencil, şansı ters gitmiş, son derece inatçı bir muhabir gazetecidir. Önceden çalıştığı iş yerlerinden yalan haber, aşırı alkol tüketimi gibi sebeplerden dolayı atılmıştır. Bir yıldır son derece önemsiz Albuquerque Sun-Bulletin gazetesinde yazmasına rağmen durumundan memnun değildir.

Waris Dirie'nin gerçek hikayesi. Üç yaşındayken Somali'deki kabilesinde sünnet edilen, 13'ünde evlendirilen, nihayet Afrika'dan kaçıp en sonunda Amerika'da süpermodel olan ve bugün BM adına kadın sünnetine karşı faaliyet gösteren bir kadının azim dolu hikayesi.

1970'lerin TV sunucusu Christine Chubbuck'ın (24 Ağustos 1944 – 15 Temmuz 1974) canlı yayın sırasında kendi hayatına son vermesinin hikayesi anlatılıyor.

"Sadece güzel bir gün geçirsek olmaz mı?" der babası Sam’e. Şehirden uzaklaşıp sırt çantalarıyla dağlarda çıktıkları üç günlük gezilerinde Sam, babasıyla onun en eski arkadaşına eşlik etmektedir. Daha on yedisinde, yaşının ötesinde bir bilgeliğe sahip olan Sam gezi boyunca iki yetişkinin erkeğin sürekli çatışan egolarının arasını bulmaya çalışır. Ancak sınırların aşıldığı ve duyduğu güvenin yerle bir olduğu o noktada Sam’in hayal kırıklığı da had safhaya ulaşır. Sam sonunda ailenin "iyisi" rolünden kurtulmaya hazır mıdır? India Donaldson’ın hem Sundance’e hem de Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümüne seçilen bu derinlikli ilk filmi, ebeveynlik bağının koptuğu o evrensel anı yakalamak üzere aile içi güvenin, anlayışın, erkekler arası dostluğun, "yetişkinliğin" ve kuşak farkının sınırlarını mercek altına yatırıyor.

İki eski arkadaş, Kurt ve Mark, Portland/Oregon'un doğusundaki Cascade sıradağlarında bir hafta sonu kamp gezisi için yeniden bir araya gelirler. Son durakları olan ormanın derinliklerindeki bir kaplıcaya vardıklarında, hayatlarında izledikleri farklı yollarla yüzleşmek zorunda kalırlar.

Lil ve Roz Avustralya'nın doğu yakasında bulunan cennet gibi bir kasabada yaşamaktadır. Birbirlerini çocukluktan bu yana tanımakta olan ikili, sahile nazır, birbirlerine komşu evlerde yaşamaktadırlar. Birçok zorluğun üstesinden tek başlarına gelmekte ve çocukları Ian ve Tom'u birlikte büyütmektedirler. Sörfçü olan Ian ve Tom da bu süreçte birbirleriyle yakın arkadaş olmuştur. Lil ve Roz artık çok çekici iki delikanlının annesidir. Fakat birbirlerinden sakladıkları ve er ya da geç su yüzüne çıkacak önemli bir gerçek vardır.

İşsiz futbol koçu Tom, intiharın eşiğindeki ikiz kızkardeşine yardım etmesi için Dr. Susan Lowenstein'in çağrısıyla New York'a gelir. Dr. Lowstein ailenin geçmişini aydınlatmaya çalışırken kendisi de evde oğlu ve snop kocasıyla uğraşmaktadır. Zamanla mutsuz evlilikler sürdüren doktorla Tom arasında duygusal bir yakınlık doğar.

Gwen Cummings, New York'lu başarılı bir yazar ve aynı zamanda hızlı yaşamayı seven, herkesin favorisi bir parti kızıdır. Dans klüpleri ve barlar arasında mekik dokuduğu bu yaşamını, çekici, yakışıklı ve hayatın vahşi yanlarına kendisi kadar tutkulu erkek arkadaşı Jasper ile paylaşmaktadır. Hayat Gwen için sadece eğlenmekten ibarettir. Ta ki kız kardeşi Lily'nin düğününde sarhoş olup limuzini kullanmaya kalkana kadar. Bu çirkin şovu Gwen'e mahkeme tarafından verilen 28 günlük rehabilitasyon cezasına mal olur....

Orta yaşlarda çapkın ve kadınlara karşı acımasız olan bir adamın bir genç kıza aşık olup olgunlaşmasını anlatıyor...

2013'te Arizona eyaletinin Prescott bölgesine bağlı Granite Mountain Hotshots'ta korkunç bir yangın başlar. Kısa sürede iyice yayılan yangın birçok hayatı tehdit etmektedir. Yangınla mücadele için Granite Mountain Hotshots yangın departmanında çalışan 19 itfaiyeci göreve başlarlar. Ancak yangınla mücadele oldukça zorludur. Herkesin kaçmaya çalıştığı mücadeleye koşar adım ilerleyen itfaiye ekibi, sevdiklerini, ailelerini ve komşularını koruyabilmek için kendi hayatlarını kaybetme riskiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır...

Kuzey Atlantik sularındaki bir cankurtaran botu, bir Nazi torpido saldırısı sonucu batan gemiden kurtulan sekiz kişiyi taşıyor. Amaçsız bir şekilde dolaştıkları bir-iki günden sonra, denizde Walter Slezak adlı bir yolcu daha buluyorlar. İlk başta herkes Slezak'ın İngilizce konuşamadığını zannediyor ama şartlar konuşmasını gerektirdiğinde, birçok dili rahatça konuşabilen, çok zeki biri olduğu ortaya çıkıyor. Zaten bu adam aslında, onları vuran Alman denizaltısının kaptanından başkası değil. Denizcilik bilgisine sahip tek kişi olarak, sandalı bir Alman gemisine doğru yönlendiriyor. Ta ki, diğerleri olan bitenin farkına varıncaya kadar. Hitchcock'un savaşa katkılarından biri olan Yaşamak İstiyoruz bir gerilim filmi değil, bir psikolojik dramadır.

20. yüzyılın başlarında Amerika'da yaşanan büyük değişim dönemi sırasında, sessiz ve naif bir hayat yaşayan bir oduncu, aşkı ve kaybı bir arada deneyimler.

Jack Lemmon, Jane Fonda ve Michael Douglas, nükleer enerji kullanımının tehlikelerine ve televizyon haberlerinin gücüne dikkat çeken bu gerilim filminin başrollerinde. Alternatif enerji kaynakları hakkında raporlar hazırlayan gazeteci Kimberly Wells (Jane Fonda), nükleer santralde bir kazaya tanık oluyor. Kazayı halka bildirmek isteyen Wells, kendini komploların içinde bulunca, kazayı istemeyerek de olsa gizli tutmak zorunda kalıyor. 1979 yılının en çok tartışılan filmlerinden biri olan The China Syndrome, ününü bir ölçüde filmin gösterime girmesinden tam on iki gün sonra gerçekleşen Three Mile Island nükleer felaketine borçlu.

There's a deficit of good, honest women in the West, and Roy Whitman wants to change that. His solution is to bring a caravan of over 100 mail-order brides from Chicago to California. It will be a long, difficult and dangerous journey for the women. So Whitman hires hardened, cynical Buck Wyatt to be their guide across the inhospitable frontier. But as disaster strikes on the trail, Buck just might discover that these women are stronger than he thinks.

Russell Price, saygın bir Amerikan foto muhabiridir. Önemli olayların yaşandığı her yerde ortaya çıkar ve çektiği fotoğraflar neredeyse kapışılır. Ünlü editör Alex ve gazeteci Claire ile birlikte, iç savaşın pençesindeki Nikaragua'ya gider. Kendisini Amerikalı bir casus olarak tanıtan bir adamın yardımıyla Russell ve Claire, değerli fotoğraflar çekebilecekleri bir bölgeye ulaşır. Kısa süre sonra isyancıların lideri öldürülür. Liderin adamları bunu gizlemek istemekte ve Price'tan, öldürülen lideri canlı gibi gösteren fotoğraflar çekmesini ister. Kısa süre sonra bu sahte fotoğraf dünyaya yayılır ve öngörülemeyen sonuçlara yol açar...

Enerji, tutku ve müzikle dopdolu, bir ulusu ateşleyen Hair, 60'ların çalkantılı ruhuna eğlenceli ve güçlü bir övgü. Oscar® ödüllü yönetmen Milos Forman ve senaryo yazarı Michael Weller (Ragtime) tarafından zekice yeniden yaratılan bu canlı kayıt, Broadway fenomeni, en iyi müzikal filmlerden biri! (The Hollywood Reporter) Çiftlikten yeni gelen Claude Bukowski (John Savage, The Thin Red Line) orduda silah altına alınmak için New York'a gelir, Central Park'ta düzenlenen hippi eyleminde yürüyenlere katılıp güzel Sheila'ya (Beverly D'Angelo, American History X) aşık olur. Hippilerin barışçıl lideri Berger ile (Treat Williams, Mulholland Falls) arkadaş olur ve aşkını Sheila'ya ilan etmek için resmi bir partiyi dağıtır. Claude, Center Park Gölü'nde kendisini hapse ve sonunda orduya kadar götüren bir maceraya başlar. Ama Berger'ın Claude'u Vietnam'dan kurtarmak için son çabası filmi şok edici tesadüflerle süslü garip bir kader öyküsüne dönüştürür.

Usta Polonyalı sinemacı Jerzy Skolimowski, yedi yıl aradan sinemaya muhteşem bir dönüş yaptı ve hüzünlü bir eşeğin kocaman gözlerinden dünyanın halini beyazperdeye aktardı. Polonya’da bir sirkte doğan Aİ’nin başkahramanı hayat yolunda hem iyi hem kötü insanlarla karşılaşıyor; kader onu hem felaketlerle hem sınırsız mutlulukla sınıyor, ancak o her şeye rağmen masumiyetini hiç kaybetmiyor.

It's just another day in the small town of Hamlin until something disastrous happens. Suddenly, news breaks that a series of nuclear warheads has been dropped along the Eastern Seaboard and, more locally, in California. As people begin coping with the devastating aftermath of the attacks — many suffer radiation poisoning — the Wetherly family tries to survive.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir