
Tinto Brass
Self

One of the most controversial, original and loved figures of Italian cinema. The most censored director of all time. An anarchist of the film, a gifted experimenter, an inventor of dreams. A truly great artist.


A compilation of over 30 years of private home movie footage shot by Lithuanian-American avant-garde director Jonas Mekas, assembled by Mekas "purely by chance", without concern for chronological order.

Daniel Craig candidly reflects on his 15 year adventure as James Bond. Including never-before-seen archival footage from Casino Royale to the upcoming 25th film No Time To Die, Craig shares his personal memories in conversation with 007 producers, Michael G Wilson and Barbara Broccoli.

Los Angeleslı sanatçılar Polonyalı unutulmuş heykeltıraş Stanislav Szukalski'nin eserlerini keşfeder. Bu çılgın dâhinin şaşırtıcı gerçek öyküsü ise adım adım açığa çıkar.

Bu belgesel film, The Dark Knight filmindeki “Joker” rolüyle, tarihin en ünlü performanslarından birine imza atan, genç yaşında evinde aşırı dozda uyuşturucu kullanımıyla ölü bulunan ve bu açıdan trajik bir ölüme sebep olan, 22 Ocak 2008'de zamansızca kaybettiğimiz Heath Ledger'ı daha önce hiç görülmemiş görüntüler eşliğinde anlatıyor. Film Heath Ledger'ı az veya çok tanıyan kişilerle röportajlara da yer veriyor. Arada oyuncunun hem kendi video kayıtları, hem de oynadığı sahnelerden de kurgulanmış dolu dolu bir belgesel.

Oscar® ödüllü yönetmen James Cameron ve oyuncularla gelmiş geçmiş en çok beklenen devam filmlerinden birine yakından bir bakış.

As a visually radical memoir, CAMERAPERSON draws on the remarkable footage that filmmaker Kirsten Johnson has shot and reframes it in ways that illuminate moments and situations that have personally affected her. What emerges is an elegant meditation on the relationship between truth and the camera frame, as Johnson transforms scenes that have been presented on Festival screens as one kind of truth into another kind of story—one about personal journey, craft, and direct human connection.


Bu özel bölüm, Obi-Wan Kenobi ve Anakin Skywalker'ın ekrana dönüşünün yanı sıra Ewan McGregor ve Hayden Christensen'ın klasik rollerine dönüşlerini de inceliyor. Yönetmen Deborah Chow, hem sevilen Star Wars karakterlerinin yeniden canlandırılmasına hem de yeni kahramanların ve kötü adamların yaratılmasına liderlik ederken, aynı zamanda klasik filmleri dramatik bir şekilde birbirine bağlayan destansı bir hikaye yaratan oyuncu kadrosuna ve ekibe yön gösteriyor.


Video klip ve reklamların usta yönetmeni Singh'in odağında bu kez, sakat bir adam ile küçük bir kızın bir hastanede yaşadıkları olağandışı aşk hikâyesi var. Adam ve kız kendi aralarında, intikam peşindeki beş kahraman hakkında bir masal uydururlar: Maskeli bir kabadayı, Afrikalı kaçak bir köle, Hintli bir mistik, İtalyan bir anarşist ve bir doğabilimci, ıssız bir adaya sürgün edilmişlerdir. Düşüş, akıl almaz sahnelerin rengârenk canlandırma planlarıyla harmanlandığı son dönem filmler arasında, izleyiciyi görselliğiyle yakalayacak, akıllardan kolay silinmeyecek bir yapıt.

Bu film, minyonların Hollywood'u nasıl fethettiği, film yıldızı olup her şeylerini kaybettikleri, dünyaya canavar saldıktan sonra yarattıkları kaostan dünyayı kurtarmak için nasıl bir araya geldiklerinin çılgın, saçma ve tamamen gerçek hikayesidir.

Steven Spielberg'in kendi çocukluğundan izler taşıyan bu film, II. Dünya Savaşı sonrasında, Arizona'da mütevazı bir ailede büyüyen Sammy Fabelman'ın, sinemanın büyüsüyle aile içerisinde yaşanan gelgitlerin üstesinden gelmeye çalışmasını konu ediniyor.

Kız kardeşler Nora ve Agnes, bir zamanlar ünlü bir yönetmen olan karizmatik babaları Gustav ile yeniden bir araya gelir. Gustav, sahne oyuncusu olan Nora'ya geri dönüş filmi olmasını umduğu bir rolde oynamayı teklif eder. Nora teklifi reddettiğinde, kısa süre sonra babasının rolünü hevesli genç bir Hollywood yıldızına verdiğini öğrenir. Aniden iki kız kardeş, babalarıyla olan karmaşık ilişkilerini yönetmek ve karmaşık aile dinamiklerinin ortasına düşen bir Amerikan yıldızıyla başa çıkmak zorunda kalır.

Rick Dalton, bir televizyon filmi aktörüdür. Dalton'ın başarılı bir western dizisi bulunmaktadır. Ancak Rick, kendini televizyondan uzaklaştırıp film sektörüne adım atmak istemektedir. Onun dublörü olan Cliff Booth ise bu konuda ona katılmaktadır. Ancak ikilinin yaşlarının ilerlemesiyle birlikte Hollywood'taki şansları da azalmaktadır. Hollywood'un yeni gözdelerinden olan Sharon Tate ise Rick'in komşusudur. Ancak Hollywood'un ışıltılarla dolu ve pervasız akışı, Tate'in ve dört arkadaşının Charles Manson tarikatı tarafından katledilmesiyle kesilecektir…

1920’li yılların sonunda Hollywood sinema sektörünü kökünden değiştirecek ’teknolojik’ bir devrim yaşandı. Ses, "henüz hiçbir şey duymadınız" repliği ile film pelikülüne bir daha hiç ayrılmamak üzere girdi. Fakat sinema sektöründe yaşanan bu devrim boyutundaki bu değişim pek çok insanın mesleğini ve kariyerini de derinden sarstı. Dönemin en karizmatik aktörleri arasında yer alan George Valentin de sesin beklenmedik biçimde sinema perdesine yansımasından payına düşeni alıyor. Yanı başında boy gösteren taze ve güzel oyuncu Peppy Miller’ın ise aklı fikri şöhrette.

Brad Pitt ve Margot Robbie'li Babil, 1920'li yılların Los Angeles'ında, sinemanın sessiz dönemden çıkış sürecinde adından söz ettiren bir aktör ile gözünü yıldız statüsüne dikmiş hırslı bir aktris adayının gözünden o dönemki Hollywood'un her manadaki aşırılığını epik bir dille ele alıyor.

Brian Selznick’in "The Invention of Hugo Cabret" adlı çocuk romanından uyarlanmış olan film, Paris tren istasyonunun duvarları arasında yaşayan ve saatlerden sorumlu olan kimsesiz bir çocuğun, bir gün saati tamir etmeye çalışmasıyla yaşadığı gizemli macerayı konu ediyor. 3 boyutlu bir macera filmi olan Hugo, usta yönetmen Martin Scorsese'nin de ilk 3D denemesi. 2007'de yayınlanmış olan tarihi-kurgusal kitabın ise yarısı fotoğraflardan oluşuyor. Görsellerin kelimelerden daha fazla şey anlattığı bu ilginç kitap, 2008 Caldecott Madalyasına layık görüldü. Kitabın ilk ilham kaynağı, Georges Méliés filmleri ve yönetmenin mekanik figür koleksiyonları imiş.

Bağımsız auteur yönetmen Richard Linklater'ın bu yıl Mavi Ay ile birlikte büyük bir film festivalinde prömiyerini yapan ikinci filmi Yeni Dalga, tam da adının çağrıştırdığı gibi, Fransız Yeni Dalgası’nın en bilindik filmi, Jean-Luc Godard'ın À Bout de Souffle / Nefes Nefese’sinin fikir ve yapım sürecini, üstelik zamanında devrim yaratan aynı tarz ve teknikleri kullanarak anlatıyor. Linklater, “Bu, bir adam ile etrafındakilerin önderlik ettiği kişisel bir sinema devriminin hikâyesi” diyor. Bir sinefilden bir diğerine saygı duruşu diyebileceğimiz film, Cannes'da dünya prömiyerini yaptı ve Altın Palmiye için yarıştı.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.













0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir