
Heino Ferch
Fritz Lang


Heino Ferch
Fritz Lang

Samuel Finzi
Peter Kürten

Johanna Gastdorf
Thea von Harbou

Michael Mendl
Anton Lang / Kürtens Vater

Thomas Thieme
Ernst Gennat

Maximilian von Pufendorf
junger Fritz Lang

Lisa Charlotte Friederich
Lisa Lang
Lena Münchow
Thea von Harbou (jung)
Alice Gruia
Maria Hahn

Philipp Baltus
Seymour Nebenzal

Rainer Galke
Ernst Genant jung

Jens Kipper
Kriminalassistent Müller
Winfried Küppers
Gefängnisdirektor Strassmann

Peter Harting
Pelz-Hotte

Christoph Bertram
Kriminalassistent Tölle

Blonde, 50'li ve 60'lı yıllarda, sinema tarihinin en büyük seks sembollerinden biri olan Marilyn Monroe'nun hem özel hem de kariyer hayatına odaklanıyor.

Richard Jewell, 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Centennial Olympic Parkı’nda yaşananlara odaklanıyor. 1996 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları sırasında Centennial Olympic Parkı’nda bombalı saldırı düzenlenmiştir. Yaşanan olayların suçlusu ise Richard Jewell görülür. Güvenlik görevlisi olarak çalışan Richard Jewell, saldırı sırasında onlarca insanın hayatını kurtarsa da basında çıkan haberler onun terörist olduğunu söylemektedir. Olayın ardından hayatı tepetaklak olan Jewell’in suçsuz olduğu ise birkaç ay sonra ortaya çıkar. Gerçek suçlunun ortaya çıkması ile aklanan Richard Jewell’in hayatı ise asla eskisi gibi olmaz.

In this David vs. Goliath drama based on a true story, college professor Robert Kearns goes up against the giants of the auto industry when they fail to give him credit for inventing intermittent windshield wipers. Kearns doggedly pursues recognition for his invention, as well as the much-deserved financial rewards for the sake of his wife and six kids.

Efsanevi boksör Roberto Duran, 1968’de profesyonel olarak ringe ilk çıktığında henüz 16 yaşındaydı. 1980’de Sugar Ray’i yenerek bir rekora doğru ilerleyen Duran, rövanşta bir daha dövüşmeyeceğini söyleyerek spor camiasını şoka uğratmıştı… 2002’de emekli olan Roberto Duran ve onun efsane antrenörü Ray Archel arasındaki birbirlerinin hayatlarını değiştirecekleri ilişkiyi beyazperdeye taşıyan filmin senaristliği ve yönetmenliğini Jonathan Jakobowicz üstleniyor. Filmin başrolünde Édgar Ramírez rol alırken bu biyografik dramda kendisine Robert De Niro, John Turturro, Jurnee Smollet Bell ve Ellen Barkin eşlik ediyor.

Alone in her empty flat, from her window Anne observes the people passing by who nervously snatch up the personal belongings and pieces of furniture she has put out on the pavement. Her final gesture of taking a ring off her finger signals she is leaving her previous life in Holland behind. She goes to Ireland, where she chooses to lead a solitary, wandering existence, striding through the austere landscapes of Connemara. During her travels, she discovers a house that is home to a hermit, Martin.

On location in Portugal, a film crew runs out of film while making their own version of Roger Corman's The Day the World Ended (1956). The producer is nowhere to be found and director Munro attempts to find him in hopes of being able to finish the film.

Louis Merkins, 24 yıllık tutukluluk hayatının sonuna yaklaşırken, yeni bir mahkum hapishanenin tüm dengelerini değiştirir. Gerçek mahkumların da rol aldığı yapımda Altın Küre ödüllü Jeffrey Wright'ı izliyoruz.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.

Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca istemeye istemeye evi terk eder. Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar.

P.T. Barnum'ın hayatından esinlenen film, bir vizyonerin 1800’lü yıllarda yoktan başlayarak hırsı ve hayal gücüyle nasıl dünya çapında harika bir şov ve sirk konsepti yaratmasını anlatıyor.

2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gecede kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak kampüsteki tüm kadınlarla ilgili bilgilerden oluşan bir veri tabanını içeren bir site yaratır, ardından yan yana iki fotoğraf koyarak kullanıcılardan hangisinin “daha ateşli” olduğunu seçmesini ister. Sitenin adını Facemash koyar; site bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir ve görünürdeki kadın düşmanlığıyla kampüste tartışma yaratır; Mark, Facemash'ı yaratarak kasıtlı olarak güvenliği, telif hakları yasasını ve özel hayatı ihlal etmekle suçlanır. Tam o anda, Facebook'un altyapısını oluşturan iskelet ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra, Mark Harvard'da bir ekrandan diğerine , Ivy League üzerinden Silikon Vadisi'ne ve tüm dünyaya bir yangın misali sıçrayacak olan thefacebook.com sitesini oluşturur...

El Ovido Que Seremos, Kolombiyalı insan hakları aktivisti olan ve Medellín’de öldürülen doktor Héctor Abad Gómez'in hayat hikayesini konu ediyor.


Andy Warhol’un süperstarı, Velvet Underground’un solisti, nevi şahsına münhasır Nico (Trine Dyrholm) bir dönem müzik dünyasının en ünlü, en ulaşılmaz yıldızlarındandı. Zirveden uzaklaştığı ve 50’ye merdiven dayadığı 1987 yılının Nico’su, yönetmen Susanna Nicchiarelli’nin son filminde vücut buluyor. “Nico’dan sonra Nico’nun hikâyesini” anlatan, Venedik Film Festivali’nin Ufuklar Bölümü'nün açılış filmi Nico, 1988, yıllar sonra oğlunu da yanına alıp yeniden turneye çıkan, özel hayatı kadar kariyeri de sıkıntılarla dolu Nico’yu Paris, Prag, Nüremberg, Manchester, Polonya ve Roma’da izliyor. Nico’yu, Komün filminden hatırlayacağımız Trine Dyrholm muhteşem bir perfromansla şarkıları da kendi seslendirerek canlandırıyor. Nico, 1988, cesur ve dirayetli bir müzisyen, bir ikon sanatçı, kadın ve anne olarak Nico’nun yeniden doğuşunun hikâyesini anlatıyor.

Yıl 1914. İngiliz İmparatorluğu'nun en büyük taraftarı Rudyard Kipling (David Haig - Four Weddings And A Funeral) şöhretinin doruk noktasındadır. Kipling'in oğlu Jack (Daniel Radcliffe) yakında Almanya ile başlayacak savaşa gönüllü olmaya karar verir. Ancak görme kayıbı olduğu için bu talebi reddedilir. Jack'in babası nüfusunu kullanarak Jack İçin İrlanda'daki bir komisyondan onay alınca, Kipling in karısı Caroline (Kim Cattrall- Sex And The City), biricik oğlunu savaşta kaybetme korkusu içine girer. Jack savaşa gitmek için evden ayrıldığında, eğer oğlu savaşta ölürse bu Kipling'in yaşayacağı en iyi büyük onur olacaktır. Fakat bu büyük yazar bu davranışının sonuçlarını kendisine ve karısına nasıl anlatacaktır? Ve Kipling iki büyük tutkusu arasında nasıl savaşacaktır: ailesine duyduğu sevgi ve Kralına ve Ülkesine bağlılığı?

Akademi Ödüllü Akira Kurosawa (The Seven Samurai, Ran) 'kariyerinin en samimi draması'nı (Los Angeles Times) sunuyor. Görsel olarak muhteşem, dokunaklı ve enfes bir destan. Nagasaki'yi çevreleyen göz kamaştırıcı kırsal alanlarda yaşanan bu hikaye, bir zamanlar savaşla parçalanmış bir Japon Ailesinin Amerikalı kuzenleriyle (Richard Gere) karşılaşmaları sonrası kendi iç hesaplaşmaları. Murase uzun yıllar boyunca 2. Dünya Savaşı'ndan kalan korkularıyla yaşamıştır. Daha önce görmediği erkek kardeşinin ortaya çıkmasıyla, Amerika'ya karşı duyduğu hisler ve peşini bırakmayan geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Kardeşini ve ailesini görmeye gitmeyi reddetmesine rağmen oğlu Clark (Gere)'ın ziyarete gelişiyle Sachiko ve ailesi şaşırtıcı ve duygusal günler geçirirler. Bir affediş üykusü olan Rapsody In August, 'görsel olarak görkemli' (The New York Times), 'zorlayıcı' (Boxoffice) ve 'dokunaklı ve muhteşem' (Time)!

Vitus beş yaşında mükemmel piyano çalan ve ansiklopedi okumaya bayılan süper zeki bir çocuktur. Anne babası Vitus'ün piyanist olmasını isterler ama küçük dahi, eski bir marangoz olan büyükbabasının atölyesinde oynamayı tercih eder. Büyükbabasının dostluğu ile huzur bulan Vitus, tavsiyeleri ile kendi hayatında farklı bir yol çizmesi gerektiğini anlar. Bir gün geçirdiği bir kaza sonucunda beyni hasar görür. Artık eskisi kadar zeki olmayan Vitus için hayatını farklı bir şekilde yönlendirme zamanı gelmiştir.

Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’nin hayatını kurtarmak için verdiği savaşın gerçek hikayesidir. Polonya ve Varşova Nazi istilasındayken orada bulunan bir hayvanat bahçesini yağmalarlar. Hayvanat bahçesinin sahipleri geriye kalan hayvanları ve gizlice içeri soktukları Yahudileri saklayarak beraber özgürlük için kaçış planı yaparlar.

Film, 1930’lu yılların Hollywood’u etrafında gelişiyor. ‘Yurttaş Kane (Citizen Kane)’ filminin yazım sürecine odaklanan ve yapımın Oscar ödüllü senaristi Herman J. Mankiewicz’in hayatına şahitlik edilirken 1930’ların Hollywood’u, Orson Welles için filmin senaryosunu bitirmeye çalışan hiciv ustası ve alkolik Mankiewicz’in gözünden yeniden değerlendirilecektir.

12 yaşındaki küçük kızın tüm hayatı Elvis Presley müzikleridir. Ancak küçük kızın kentten uzaktaki çiftliklerindeki hayatı hiçte o kadar kolay değildir...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir