
Jorge Román
Alvaro

Deep in the lush river jungles of Argentina, Alvaro lives a solitary existence fishing and harvesting reeds. What sets him apart from the rest of his village is that he is gay. There are no other gay men in his world, his only means of expression is with the occasional outsider who passes through. Most of these men come via the river taxi El León, whose captain El Turu is a mean man with a homophobic streak and a secret. When illegal loggers appear in the jungle El Turu accuses Alvaro of aiding them, a dispute which leads both men towards confrontation.

İki evli adamın paylaştığı beklenmedik itiraflar, hayatlarını ve ilişkilerini yeniden düşünmelerine neden olur. Üçlemenin ilk filmi olan Cinsellik kimlik ve arzunun sınırlarını cesur ve samimi bir dille inceliyor.

Film, 1976'da Arjantin'deki bir okulda çalışmaya giden bir İngiliz'in gerçek hikâyesinden uyarlanmıştır. İşinin kolay olduğunu sanan Tom, karşısında bölünmüş bir ülke ve haylaz öğrenciler bulur. Fakat petrole bulanmış bir sahildeki pengueni kurtardıktan sonra hayatı değişir.

Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı babası gibi dindar olarak yetiştirilen Jared Eamons’ın (Lucas Hedges) 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.

Amid the sweltering summer heat in northern Argentina, two middle-class families retreat to a crumbling country estate and a modest townhouse, where strained relationships, simmering tensions, and the presence of children and servants quietly expose the fractures of family life. Between idle days, gossip, and unspoken desires, the boundaries of class, tradition, and faith are reflected in their everyday interactions.

It's San Francisco in 1957, and an American masterpiece is put on trial. Howl, the film, recounts this dark moment using three interwoven threads: the tumultuous life events that led a young Allen Ginsberg to find his true voice as an artist, society's reaction (the obscenity trial), and mind-expanding animation that echoes the startling originality of the poem itself. All three coalesce in a genre-bending hybrid that brilliantly captures a pivotal moment-the birth of a counterculture.

Spor yazarı Erik, evsiz bir adam olan Champ'i sokaklardan kurtarmaya karar verir. Ancak bu kararırın ardında Champ'in kim olduğuna dair gizi ortaya çıkarmak vardır. Erik bunun gizli kalamayacak bir sır olduğunu ve Champ'in öldüğüne inanılan efsanevi boksör olduğunu düşünmektedir. Champ'in efsanesini diriltirken, onun bireysel macerasında babası ile olan ilişkisinin önemini anlayacaktır. Champ'in yaşamıyla ilgili gerçeklere daldıkça, kendi yaşamında geri plana attığı, yüzleşmekten korktuğu ilişkiler ortaya çıkacaktır. Erik kendi yaşamı ve ailesiyle olan ilişkisini gözden geçirecek ve uzun zamandır hiç yapmadığı bir şekilde kendisiyle yüzleşecektir.

Film efsanevi İngiliz yazar Wilde’ı, eşcinsel olduğu için ahlaksızlık suçuyla atıldığı hapisten çıkışından sonraki son yıllarında izliyor. Wilde, düşkün bir birey olarak farklı isimlerle Avrupa’nın çeşitli kentlerine gidiyor; bir yandan sağlığı bir yandan da parası tükenirken zarafeti ve onurunu, ama en önemlisi nüktedanlığıyla yaratıcılığını korumaya devam ediyor.

A street smart runner develops an intense rivalry with an equally ambitious wealthy young athlete.

Bir inanç krizinin ardından çıktığı spiritüel yolculuk, tanınmış fundamentalist vaiz Carlton Pearson'ın değer verdiği her şeyi riske atar.

Lester Burnham, çevresindeki insanlar tarafından sevilmediğini ve horgörüldüğünü düşünmektedir. Karısı Carolyn, bunca yıllık evliliklerinden sonra sanki ondan nefret eder gibi davranmaktadır. Kızı Jane, onu küçük görmektedir. Patronu ise sürekli onun girişimlerini baltalamaktadır. Yıllardır gizlemekte olduğu tutkuları sonucunda Lester, hayatında birkaç küçük değişiklik yapmaya karar verir. Böylelikle orta yaş krizini de kolaylıkla atlatabileceğine inanmaktadır. Aldığı kararlar sonucunda giderek özgürleştikçe ve mutlu olmaya başladıkça karısıyla kızını daha çok sinirlendirmeye başlar.

Mektuplar aracılığıyla kimliği gizli bir şekilde anlatılan The Perks of Being a Wallflower, 90'lı yıllarda lise birinci sınıf öğrencisi olan Charlie'nin hikayesini anlatmaktadır. Duygusal ve utangaç olan Charlie, bir yandan değişen çevresini gözlemlerken bir yandan da en iyi arkadaşı Michael'ın yakın zamandaki intiharıyla uğraşmaktadır. İngilizce öğretmeni Bill, ona okuması için fazladan kitaplar vererek hayata katılmayı öğretmeye çalışır ve Bill'in çabaları Charlie'nin deneyimleriyle açığa çıkacaktır. Hikaye boyunca Charlie; kendisini unutmasına sebep olan kötü bir çocuklukla, kürtaj, uyuşturucu ve seksle uğraşarak, eşcinsellik ve etrafındakilerin yargılarına maruz kalarak yaşama katılmaya çalışır. Charlie çocukluğun basitliği ve yaklaşmakta olan gelecek fikri arasında sıkışıp kalmıştır, etrafındaki dünyayı izlemek ve ona katılmak arasında sıkışıp kalmıştır, arkadaşları ve ailesinin sorunlarının ortasında sıkışıp kalmıştır…

Daha kendi hayatını bir düzene oturtamamışken genç yaşta baba olması Calum'u altüst eder. Karısından ayrılır, işlerini tam olarak yoluna koyamaz, filmin ortalarında kızıyla yaptığı bir konuşmada da anlarız ki çok fazla para da kazanamamaktadır. Zaten kızı Sophie ile birlikte okullar açılmadan gittikleri yaz tatilini de oldukça ucuza getirmiştir. Bir baba-kız ve büyüme hikâyesi, anıların hüznü ve sevinciyle dolu, zamanın hızla geçişine dair sade, incelikli bir dram... Sophie, tam 20 yıl önce Fethiye'de bir tatil köyünde babasıyla geçirdiği tatilin unutulmaz anlarını geçmişe duyduğu melankoliyle anar. Babasını tanıdığını düşünse de yıllar sonra hatırladıklarıyla gerçekliğin arasında boşluklar kalır.

İnsan ilişkileri ve insanın kendini keşfetmesi hakkında bir film olan Ay Işığı, genç siyahi bir adamın çocukluğundan yetişkinliğe kadar Miami'nin zor bir mahallesinde, hayatta kendine yer edinme savaşını ve büyüme hikayesini anlatıyor. Chiron'un hayatının 3 ayrı dönemini anlatan film kahramanın annesi ile ilişkisine, okul hayatına, romantik ilişkisine, iş hayatına ve uyuşturucu satıcılığı yapan Juan ile olan ilişkisine değiniyor.

Milanolu bir sanayici, durup dururken fabrikasını işçilerine hibe eder. Film, bu garip cömertliği doğuran olayları anlatır. Bundan kısa süre önce, sanayicinin evinde kalmak üzere yakışıklı ve garip bir delikanlı gelmiştir. Delikanlı ev sahiplerinden hiçbir talepte bulunmaz, ama bütün ev halkı onun cazibesine kapılmakta gecikmez. Bir süre sonra misafir aniden evden ayrılınca, burjuva ailesinin üyelerinin ve köy kökenli hizmetçilerinin hayatı altüst olur.

An indigenous language is in peril, as its last two speakers had a quarrel in the past and haven't spoken to each other in over 50 years. Martín, a young linguist, will undertake the challenge of bringing the old friends back together and convincing them to speak once again so he can obtain a recorded registration of the language and study it.

Iranian female judokas Leila and her coach Maryam, travel to the Judo World Championship, intent on bringing home Iran’s first gold medal. Midway through the Judo World Championships, they receive an ultimatum from the Islamic Republic ordering Leila to fake an injury and lose, or she will be branded a traitor of the state. With her own and her family’s freedom at stake, Leila is faced with an impossible choice: comply with the Iranian regime as her coach Maryam implores her to do, or fight on, for the gold.

Andrew Lloyd Webber ve Tim Rice'ın çok sevilen sahne müzikalinden uyarlanan görkemli bir müzikal drama. Alan Parker'ın yönettiği filmde de öykü, Madonna'nın canlandırdığı Eva Duarte evini terkedip Latin şarkıcı Agustin Magaldi ile birlikte Buenos Aires'e gelir ve burada zaman zarfında Juan Peron'un karısı ve Arjantin halkının da kahramanı olur.

Canterbury'e giden bir grup keşiş, yolda vakit öldürmek için birbirlerine öyküler anlatmaya başlarlar. Fakat bütün bu öykülerin ortak bir yanı vardır: hepsi de son derece açık saçık öykülerdir. Bu noktadan itibaren sırayla anlatılan öyküleri dinlemeye ve izlemeye başlarız. Açık saçık olmalarının yanında aslında hepsi de, kilise ve papazların yaşam tarzlarına yöneltilen bir eleştiri ve insan doğasında bulunan zaafların mizahi bir yoldan ele alınmasını içermektedir.

Elias 14 yaşında ve aslında tüm dünyası okulla sınırlı. Ta ki, karşı eve yaşıtı Alexander taşınana kadar! Onunla tanıştığında, Elias daha önce hiç hissetmediği yepyeni ve heyecan verici duygularla tanışır. İlk kez gerçekten âşık olduğunu fark eder ve her boş anını yeni arkadaşıyla geçirmek ister! Alexander bir gün Elias'a açılır ve aslında erkeklere ilgi duyduğunu söyler. Elias ise içindeki bu yoğun duyguları bastırır, çünkü çevresinin tepkisinden korkmaktadır. Alexander'a olan hislerini saklar ve yalan söylemeye başlar. Ta ki dedesiyle yaptığı bir konuşma ona gerçekten ne istediğini hatırlatana kadar.

1983 yılı yazı sırasında 17 yaşındaki Amerikalı-İtalyan Elio Perlman günlerini ailesinin İtalya'nın kuzeyindeki 17. yüzyıldan kalma villasında klasik müzik yaparak, okuyarak ve arkadaşı Marzia ile flört ederek geçirmektedir. Elio, Greko-Roma kültüründe uzmanlaşmış seçkin bir profesör olan babası ve onu elit kesim meyveleriyle, doğal lezzetlerle şımartan, çevirmen olan annesi Annella ile bir arada olmaktan ziyadesiyle memnundur. Elio'nun olgunluğu ve entelektüel birikimi, onu tam teşekküllü bir yetişkin gibi gösteriyor olsa da özellikle kalpteki konularda onun hakkında hala masum ve biçimlenmemiş olan çok şey vardır. Bir gün, doktorasını sürdüren büyüleyici bir Amerikalı bilim adamı olan Oliver Elio'nun babasına yardım etmek göreviyle yıllık yaz stajyeri olarak villaya gelir. Güneşin ışıltılarının arasında Elio ve Oliver hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bir yaz boyunca yeşermekte olan arzunun güzelliğini keşfedeceklerdir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir