
Julia Jentsch
Astrid

Astrid işi gereği sürekli göz önünde bir kadındır. Ülkesindeki en popüler komedyenlerden birisidir ve stand up şovlarıyla her akşam sayısız insanı kahkahalara boğar. İkinci çocuğuna hamile kaldığında bunu kitlelerden gizlemeyi düşünmez, hatta siyaseten doğru olmayan esprilerle hamileliğini de mizah malzemesine dönüştürür. Fakat doktor kontrolüne gittiğinde zor günleri başlar. Dünyaya gelecek olan çocuğu, Down sendromludur. Durumu öğrenince bebeği doğurmak veya aldırmak hakkında erkek arkadaşı ve yakın çevresiyle tartışmaya başlar. 24 Hafta, kürtajla ilgili tartışmalara alışık olmadığımız bir yerden bakıyor ve süreci hem tıbbi hem de yasal boyutlarıyla âdeta bir belgesel gibi seyirciye aktarıyor.

Julia Jentsch
Astrid

Bjarne Mädel
Markus

Johanna Gastdorf
Beate

Emilia Pieske
Nele

Maria Dragus
Kati
Mila Bruk
Svea
Sabine Wolf
Katja

Karina Plachetka
Isa

Barbara Focke
Inge
Julia Golembiowski
Krankenschwester
Felicity Grist
Pauls Freundin

Florian Kleine
Fahrer
Christian Müller
Polizist
Martin Reik
Paul
Wolfgang Zarnack
junger Mann

Altı insan, altı biyografi, altı hayat yazgısal bir şekilde iç içe geçiyor. Her biri bir yolculuğa çıkıyor. Gündüzlerden ve gecelerden geçen, sarp ve dikenli yollardan yaşamın kıyılarında dolaşan ve bizzat yolcuların benliğine giden birer yolculuk. Bir ucu Almanya Bremen’den başlayıp Karadeniz kıyılarına ulaşırken başka bir uç İstanbul’dan başlayıp Bremen’e ulaşmaktadır.

The Cider House Rules, evini terkeden, aşkı ve dünyada ait olduğu yeri bulan genç bir adamın hikayesi. Senaryoyu da yazan John Irving'in çok-satan romanından uyarlanan film, ailesini kaybetmiş ve kaldığı yetimhanenin doktoru Larch tarafından yetiştirilmiş Homer Wells'in hikayesini anlatıyor. Homer ve Larch'ın arasındaki ilişki biraz gariptir. Larch, Homer'a tıpla ilgili bildiği her şeyi öğretir. Ama Homer'ın istediği ve Larch'ın ona veremediği bir şey vardır: Hayatını sürmesi için gerekli kurallar...

Almanya'da Nasyonal Sosyalizm'in yükselişi 'birkaç delinin komplosu' değildi. Birçok 'iyi' insan da kendilerini bir anda tamamen kontrolden çıkmış bir toplumun göbeğinde buldular. 'Good", onlardan birinin hikâyesi.

Kişisel problemlerinden dolayı profesyonel kariyerine ara vermiş olan bir beyzbol oyuncusu, yerel bir süpermarketin manav bölümünde çalışan down sendromlu genç Produce ile arkadaş olur ve birdenbire uykusundan uyanıp canlanır. Artık hayatının bir anlamı ve amacı vardır.

Filminde, röportaj yapmak için gittiği ABD'de herşeyi yabancı ve itici bularak bir kimlik bunalımına giren ve amaçsızca turlayan Alman gazeteci Philip (Rüdiger Vogler)'in ülkesine geri dönmeye karar vermesi, havaalanında karşılaştığı mutsuz ve umutsuz bir kadının (Lisa Kreuzer) küçük kızı Alice'i (Yella Rottländer) kendisine emanet etmesiyle de yaşamının akışının tamamiyle değişmesi anlatılır * Wim Wenders'in yol üçlemesinin ilk filmi.

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

Autumn ve Skylar, Pennsylvania'nın kırsal kesiminde yaşayan iki genç kızdır. Autumn'ın hayatı, hamile olduğunu öğrenmesi ile altüst olur. Genç kız, istenmeyen hamileliği karşısında ne yapacağını bilemez. Bu süreçte en büyük desteği kuzeni Skylar'dan görür. Autumn ve kuzeni Skylar, bu sorunu çözebilmek için New York'a gitmeye karar verir. Yola koyulan iki genç kız, arkadaşlık, cesaret ve sevgiyi keşfettikleri bir maceraya atılır.

Memleketi Texas'tan henüz gelmiş olan Pinky Rose (Sissy Spacek), Güney Kaliforniya'nın çöller bölgesinin sıcak su kaplıcalarıyla tanınan bir kasabasının yaşlılara hizmet veren tedavi merkezinde işe başlar. Bu utangaç ve çocuksu görünümlü kızı yine kendisi gibi Texaslı olan daha kıdemli bir çalışan Millie Lammoreaux (Shelley Duvall) eğitecektir. Kısa bir süre sonra da Pinky ekonomik nedenlerle Millie'nin yanına taşınır ve kirayı paylaşmaya başlarlar. Pinky, sözde popüler, sözde sofistike ve güya hızlı bir yaşantı sürüyor gibi gözüken bu kızı bir idol olarak görür ve ona özenip onun gibi davranmaya başlar. Oysa anlamadığımız bir nedenle Millie her ne kadar dışa dönük bir davranış şekli gösterse de çevresinde çok sevilen bir insan değildir.

Martha, evde doğum yaparken oldukça zorlayıcı deneyimler yaşar. Bunun ardından yaşadığı duygusal çöküntüyle ve dalgalanmalarla mücadele vermesi, bir yandan da kocası Sean ve annesi Elizabeth ile yaşadığı sorunlarla başa çıkması gerekmektedir.

Bir erkeğe aşık olarak cinsiyet değiştiren Erwin Weishaupt'un yaşamının son günlerinde yaşadığı kabusu anlatır.

Kate Winslet'ın bu etkileyici ilk yönetmenlik denemesinde Helen Mirren, son vedasını kendi istediği gibi yapmayı planlayan hasta ve kıvrak zekâlı bir anneyi canlandırıyor.

Julie, doğum sonrası depresyonunun neden olduğu karanlığı geride bırakmak için yaratılışının parlak Crayola renkli dünyasına kaçan yeni bir anne ve çocuk kitabı yazarıdır.

Hayatı tepetaklak olan Linda, çocuğunun gizemli hastalığı, ortalıkta olmayan kocası, kayıp bir kişi ve terapistiyle giderek kötüleşen ilişkisiyle başa çıkmaya çalışır.

Senaryosunu ve yönetmenliğini Ned Benson'un üstlendiği Aşkın Halleri, gösterildiği tüm festivallerden yüksek not alan romantik bir dram filmi iki farklı bölümde gösterilmişti. Bu iki film aynı konuyu iki farklı karakterin gözünden izleyiciye sunuyordu. İlk olarak 2013 Toronto Film Festivali'nde izleyicisi ile buluşan filmler, festivalin ardından yeni bir kurguyla tek filmde toplandı. İki film yeniden kurgulanarak Aşkın Halleri ortaya çıktı ve bu film ilk olarak Cannes Film Festivali'nde gösterimini gerçekleştirdi. Filmin adı ise, ünlü İngiliz müzik grubu The Beatles'in 1966 yılında çıkardığı Revolver albümünde yer alan "Eleanor Rigby" adlı şarkıdan geliyor. Jessica Chastain ile James McAvoy'un başrollerini paylaştığı filmde, William Hurt ve Isabelle Huppert gibi oyuncular yer alıyor.Mutlu bir evlilikleri olan Conor ve Eleanor, bir süre sonra kendilerini birbirlerini anlamaya çalışan yabancılar olarak bulurlar. Birbirine uzaklaşan çift, hayatı yeniden beraber keşfetmeye başlar...

Grace ve sevgilisi Jackson, eski bir köy evine taşınır. Grace yazarlık hayalinin peşinden gider ve çift kısa süre sonra bir bebek sahibi olur. Ancak Jackson'ın sık sık evde olmaması ve ev hayatının baskıları altında ezilen Grace, ardında bir yıkım yolu bırakarak yavaş yavaş kontrolünü kaybetmeye başlar.

Kazara hamile kalan ve doğum yapmak üzere olan iki bekâr kadın bir hastane odasında bir araya gelirler: mutlu ve herhangi bir pişmanlığı olmayan orta yaşlarında Janis ile pişmanlık ve korku dolu, travmatize olmuş ergen Ana. Bu saatlerde paylaşacakları birkaç kelime, ikisi arasında tesadüfen gelişen ve hayatlarını belirleyici bir şekilde değiştiren çok yakın bir bağ oluşturacaktır.

Blonde, 50'li ve 60'lı yıllarda, sinema tarihinin en büyük seks sembollerinden biri olan Marilyn Monroe'nun hem özel hem de kariyer hayatına odaklanıyor.

Filmde, güzel Meg, kırılgan Beth, romantik Amy, ünlü bir yazar olmak isteyen fevri Joe ve şefkatli anneleri Marmee'den oluşan, birbirine kenetlenmiş March ailesnin kimi zaman neşeli, kimi zaman hüzünlü, ama her zaman umut dolu yaşamlarının hikâyesi anlatılıyor.

Hester Prynne (Demi Moore), kocası uzun süredir kayıp olan bir kadındır. Yeni İngiltere'deki Puritan topluluğunda yaşamaktadır ve bu katı, muhafazakâr toplumun ahlak kurallarına uymak zorundadır. Ancak Hester, kocasının öldüğüne inanarak din adamı Arthur Dimmesdale (Gary Oldman) ile yasak bir aşk yaşamaya başlar. Bu ilişki sonucunda hamile kalır ve toplumun öfkesiyle karşılaşır. Doğan çocuğu nedeniyle Hester, zina ile suçlanır ve "A" harfiyle damgalanır; bu harf, işlediği günahı ve utancı sembolize etmektedir. Toplumun dışladığı Hester, buna rağmen güçlü bir duruş sergiler ve kızını büyütmeye devam eder. Arthur ise aşkı ve dini inançları arasında sıkışıp kalır, bu da kendi içinde büyük bir suçluluk ve vicdan muhasebesine neden olur.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir