
Matt Foyer
Albert Wilmarth


Matt Foyer
Albert Wilmarth

Autumn Wendel
Hannah Masterson

Stephen Blackehart
Charlie Tower

Barry Lynch
Henry Akeley

Matt Lagan
Nathaniel Ward
Paul Ita
Farmer
Andrew Leman
Charles Fort

Annie Abrams
Aviatrix
Lance J. Holt
Davis Bradbury
Joe Sofranko
George Akeley
David Pavao
Jordan Lowell

Daniel Kaemon
P. F. Noyes
Martin Wately
Walter Brown
Caspar Marsh
Will Masterson
Sean Branney
B-67

Bir adam ailesi cinayet gibi görünen bir olaydan sonra kaybeder. Daha sonra, ölülerin arasında bulunan yeğeninden bir telefon alır. Onun bir hayalet olup olmadığından ya da bunun bir hayal ürünü olup olmadığından emin değildir. Ama olaylar göründüğü gibi değildir.

"The Relic" mitler, efsaneler ve doğa üstü olaylarla dolu bir gerilim filmi. Chicago Milli Sanat Müzesi'nde çalışan bir evrimsel biyolog olan Dr. Margo Green (Penelope Ann Miller) içine bulgularını koyduğu kasalarıyla birlikte Güney Amerika'dan döner. Kasalar müzeye ilk geldiğinde içlerinde fazla bir şey yokmuş gibi görünse de daha sonra, bu kasaları ABD'ye getiren kargo gemisinde ve daha sonra da müzede tüyler ürpertici cinayetler işlenir. Olayla ilgilenen polis memuru Lt. Vincent D'Agosta (Tom Sizemore), Dr. Green ile beraber olayı araştırmaya başlar. İkisi birlikte Green'in geliştirdiği yeni bir tekniği kullanarak, bu cinayetleri işleyen katili, yani genetik değişime uğramış korkunç bir canavarı yakalamaya çalışırlar.

Nathan Gardner ve ailesi, şehirden uzak kırsal bir alana taşınarak sakin bir yaşam kurmaya çalışırlar. Ancak evlerinin yakınına gizemli bir meteor düşer. Bu meteor, çevresine garip bir morumsu renk ve radyasyon yaymaya başlar. Bu "renk", zamanla toprağı, suyu ve yaşamı dönüştürmeye başlar; bitkiler, hayvanlar ve nihayetinde aile bireyleri üzerinde çarpıtıcı, akıl almaz etkiler yaratır. Aile yavaş yavaş doğaüstü bir gücün etkisine girerken, hem fiziksel hem psikolojik çöküş yaşar. Gerçeklik algısı bozulur, zaman ve mekân kavramı kaybolur. Film, kozmik korku temasını derinlemesine işlerken, bilinmeyen ve tarif edilemez bir varlığın yavaş yavaş insan yaşamını nasıl tükettiğini gösterir.

A desperate young journalist turns to podcasting to salvage her career, but her rush to make headlines leads her to an alien conspiracy.

Antarktika'da bir grup ABD'li bilim insanı Norveçli meslekdaşlarının boş ve yıkık araştırma üssünü incelerler, ancak buldukları avının şeklini alabilen dehşet verici bir canlıdan başka bir şey değildir.

Kaliforniya'nın küçük bir yerleşimi olan Santa Mira'nın sakinleri, bir süredir yakınlarının tuhaf davranışlar göstermesinden şikayetçidir. Doktor Miles Bennell olayı soğukkanlılıkla araştırmaya başlar. Mantıklı bir adam olan doktorun ilk başlardaki kuşkucu tavırları, kaçınılmaz gerçeğe yaklaştıkça yerini panik ve dehşete bırakır. Zira tüm işaretler, uzak bir gezegenden gelen bitkisel bir takım istilacıların, insanların vücutlarını yok ederek onların yerini almaya başladığını göstermektedir. Santa Miralıların çoğu uykudayken, uzaylı taklitleriyle değiştirilmektedirler. Üstelik artık uzaylılar çoğunlukta olduklarından, kimin gerçek kimin taklit olduğunu anlamanın mümkün olmadığı bir kaos başlamıştır. İnsanlık için hiç umut yoktur...

Gizemli yaratıkların istila ettiği dünyada bir hafızasını kaybetmiş genç adam, kayıp kız arkadaşını bulmak için eksantrik bir hayatta kalma uzmanıyla iş birliği yapar. Lowell Dean'ın yazıp yönettiği filmde "Matrix" serisinin Trinity'si Carrie-Anne Moss ve Douglas Smith'i izliyoruz.

Bir Antartika araştırma sitesindeki uzay aracının keşfi, master öğrencisi Kate Lloyd ve bilim adamı Dr. Sander Halvorson arasında meydan okuma savaşına dönüşür. Dr. Halvorson araştırmalarını sürdürürken, Kate de uzaylıların yaşam formlarının peşine düşmek için helikopter pilotu Sam Carter ile işbirliği yapar.

Charles Dexter Ward, a wealthy scientist, uses an ancient diary and human remains to begin a terrifying and bloody pursuit for immortality.

Neighbors in a block wake one morning to find they have been sealed inside their apartments. Can they work together to find out why? Or will they destroy each other in their fight to escape?

İki köylüyü öldürdükten sonra ormanda dolaşan canavar, yakalanıp hapse atılır. Zincirlerini kırarak kaçar ve kör bir keşişle (O.P. Heggie) karşılaşır. Keşiş, keman çalarak canavarı sakinleştirir ve konuşmayı öğretir. Ancak iki avcının keşişin kulübesine gelmesiyle canavar mezarlığa kaçar. Burada, eksantrik bilim insanı Dr. Pretorius (Ernest Thesiger) ile karşılaşır. Pretorius, canavara bir eş yaratmak için Dr. Henry Frankenstein'ı (Colin Clive) ikna etmeye çalışır. Frankenstein başta reddetse de, canavarın eşi Elizabeth'i (Valerie Hobson) kaçırmasıyla fikrini değiştirir. Yaratılan eş (Elsa Lanchester), kabarık saçlı grotesk bir güzelliktir, ancak canavarı görünce çığlık atarak reddeder. Canavar, laboratuvarı yok ederek kendini, eşini ve Pretorius'u öldürürken, Frankenstein'ların kaçmasına izin verir. Elsa Lanchester, hem canavarın eşini hem de romanın yazarı Mary Shelley'yi canlandırıyor.

Marion Crane’e patronuyla iş yapan zengin bir adam 40 bin dolar emanet eder ve Marion parayı bankaya yatırmak yerine yanına alıp şehirden ayrılır. Bir polis Marion’un şüpheli davranışları üzerine peşine takılır. Ancak Marion’un peşine takılan sadece polis değildir. Sevgilisi ile buluşmayı planlayan Marion şiddetli yağmur yüzünden geceyi bir otelde geçirmeye karar verir. Otelden içeri girer girmez garip şeyler olduğunun farkına varan Marion uyumadan önce otel sahibi Norman Bates ile biraz sohbet eder. Norman’ın kişiliğinde sorunlar olduğunu, annesine ve kuşlara karşı bir takıntısı olduğunu öğrenen Marion, sohbeti kısa kesip odasına giderek duş almaya karar verir ve olaylar gelişir.

Gezmeyi seven Polly ve doktorasını bitirmeye hazırlanan kitap kurdu sevgilisi Seth o hafta sonu uzun süredir planladıkları romantik yıl dönümü kutlamasını yapmaya karar verirler. Seth herhangi bir yerdeki bayağı bir motelde yıl dönümü seksiyle kutlama yapacaklarını düşünürken; Polly bir kamp gezisi yapmalarında ısrar eder ve onu yıldızların altında yıl dönümü seksi vaadiyle kandırmayı başarır... Ancak kamp yerine gelişlerinin üzerinden birkaç dakika geçmiştir ki Seth çadırı yanlışlıkla kırar ve ikili kamptan vazgeçip yeniden motel aramaya başlar. Ne yazık ki o anlarda polisten kaçan bir mahkum'un bu genç çift ve spor jipleri için başka planları vardır...

Quinn (Scott Adkins), aniden Vietnam Fountain Park adı verilen bir parkta uyanır ve ne şimdiyi ne de geçmişi hatırlamaz bir halde kendini bulur. Fakat kısa bir zaman içerisinde Quinn kızının 2 hafta önce kaçırıldığını ve onu bulması gerektiğini hatırlar. Gizemli güçlerin devrede olduğunu anlaması uzun sürmez.

Her biri çölde yolculuk eden beş gezginin kesişen yollarına dair beş farklı korku hikayesi. Yolcuların her biri, en karanlık sırları ve en korkunç kabusları ile yüzleşecektir.

Ünlü bilimkurgu yazarı Philip K. Dick'in bir kısa öyküsünden yönetmen Steven Spielberg tarafından sinemaya uyarlanan film, 2054'te Washington DC'de geçmektedir.Dedektif John Anderton, psişik güçlere sahip kahinler ve bazı teknolojik aygıtlar sayesinde cinayetleri daha işlenmeden önce fark edip suçluları yakalayan özel bir polis biriminin başındadır. Anderton'ın kusursuz işlediğine inandığı sistem, birdenbire tersine döner. Anderton'ın şefi olduğu birim, cinayet suçlamasıyla onun peşine düşer. Avcı artık av olmuştur.

Marnie - Hırsız Kız, tipik Hitchcock sarışınlarından biri olan (ve ayrıca Melanie Griffith'in de annesi) Tippi Hedren için özel bir armağan gibidir. Geçmişindeki karanlık olaylar nedeniyle kişilik bozulmasına uğramış ve bu yüzden kleptoman ve de 'frijid' olmuş bir genç kadın... Hedren de bu rolü gayet iyi biçimde oynar: yanı başında kendisine aşık olup onu iyileştirmeye çabalayan, geleceğin Sean Connery olduğu halde.

Doktor Caligari'nin Muayenehanesi(Das Kabinett des Dr. Caligari, 1919), Alman sinemasının bu dönemini(Altın Çağ 1918-1927) simgeleyen ve en çok tartışılan filmdir. Anlattığı gizemli cinayet öyküsünün yanı sıra resimli panolardan oluşan dekorları, boyayla elde edilmiş gölgeleri, eğik bacalı, yamuk duvarlı evleriyle filmin yarattığı fantastik ve ürkütücü dünya bugün bile ilgiyle izlenmesini sağlamaktadır. Film, döneminde ve sonrasında, pek çok övgüler aldığı gibi, aynı ölçüde eleştirilmiştir. Öyleki "kaligarizm" bir terim haline gelmiştir.

Jack Nance'in canlandırdığı Henry Spencer'ı yeri tanımsız bir "endüstriyel çöl"ün kabus gibi atmosferinde gelişen bir dizi olayın merkezindeki özne olarak takip ediyoruz. Geçmiş bir ilişkisi esnasında partneri Mary'nin hamile kaldığını öğrenen Spencer, onu kendi küçük evine getirir. Burada mutant, sürüngen benzeri bir yaratık dünyaya getiren Mary'nin evden kaçmasıyla Spencer; evde "bebek", radyatörün arkasında hayali bir sahnede gördüğü kadın ve kendisini baştan çıkarmaya çalışan karşı komşusu ile başbaşa kalır.

After the death of his father, a brilliant college student returns to his family home where he learns that the horrors from his childhood aren't as dead and gone as he once thought.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir