
Wanda Bartówna
Helena

Poland, during World War II. Martha Weiss, a Jewish woman, arrives at the Auschwitz extermination camp with her family. She is assigned the role of interpreter, but her loved ones are much less fortunate.

Wanda Bartówna
Helena

Huguette Faget
Michele

Татьяна Гурецкая
Eugenia

Antonina Gordon-Górecka
Anna

Мария Виноградова
Nadia

Barbara Drapińska
Marta
Barbara Fijewska
Anielka
Maria Anna Redlichówna
Urszula

Alina Janowska
Dessa

Zofia Mrozowska
Gypsy Woman

Stanisław Zaczyk
Tadek

Stefan Śródka
Bronek
Elżbieta Łabuńska
Prisoner #1

Jadwiga Chojnacka
Prisoner #2
Ewa Kunina
Prisoner #3

LORDS OF DOGTOWN, Venice Beach California'daki üç genç sörfçünün gerçek olduğu kadar radikal hikayelerini anlatır. Onlar kaykay sporunu uç noktalara taşıdılar ve bu sporun dünyasını sonsuza dek değiştirip bir efsane yarattılar.

Annesinin ölüm haberini duyan Pursy Will, yıllar sonra ilk kez doğup büyüdüğü yer olan New Orleans’a gelir. Annesinin oturduğu evde annesinin iki arkadaşının daha kaldığını öğrenen genç Pursy şaşkınlığa uğrar. Annesinin arkadaşlarından birisi eski profesor Bobby Long diğeri ise Long’un koruması altında olan genç Lawson Pines’tır. Yıllar önce hayatı ıskalamış olan bu ikilinin tüm vakitlerini bu harabe olmuş evde geçirirler. Pursy’nin gelişiyle başta gergin başlayan ilişkileri, birbirlerine alışmalarıyla değişmeye başlar. Bu esnada Lawson Pines, Bobby Long’un hayatı üzerine bir romaz yazmaktadır. Ronald Everett Capps’in Off Magazine Street adlı romanından uyarlanan film, ünlü oyuncularının uyumlu performansıyla kendini sevdirmeyi başarıyor ve ortaya güçlü bir drama çıkıyor.

Dünya, ülkelerin arasındaki politik çıkmazlar sebebiyle büyük bir savaşın gölgesindedir. Bu dünyada gençliğine ulaşmaya çabalayan bir çocuk ise kasabalarına gelen, güzeller güzeli bir genç kadın olan Malena'nın etkisiyle kendi erkek kimliğini bulmak üzeredir. Malena, tüm güzelliğiyle faşist bir İtalyan kasabasını derinden etkilemektedir. Bütün kasabayı birbirine düşürecek olan genç, seksi ve dul kadın, bu kasabanın hem başlangıcı hem de sonu olmak üzeredir.

İkinci Dünya Savaşı'nın en ateşli zamanlarında, Caine'in kitabına göre davranması yüzünden ikinci kaptan Maryk (Van Johnson) ve tayfası isyana başlarlar. Ancak asıl kırılma noktası bir çok sorgulanan emirinden sonra kaptanın tüm tayfayı Ölüm Tayfunu'na yöneltme emri olur.

Kanada’nın Amerika sınırına yakın bir yerde, hayatlarını güçlükle yürütebilen iki kadın, ayakta kalabilmek için yasadışı göçmen taşıma işine bulaşırlar. Sınırı oluşturan ve kışları donan bir ırmağı, eski bir kamyonetle geçerek zor durumda göçmenleri taşıyan iki kadın karşı kıyıya yaptıkları her seyahat, son seyahat olacağına kendilerine söz verirler ancak işler planladıkları gibi gitmez. İlk filmini çeken Courtney Hunt, mesafeli ve gerçekçi tarzı ile büyük beğeni topluyor.

Sağır ve dilsiz bir kadın olan Dot , babasının ölümünden sonra vaftiz ailesiyle birlikte yaşamaya başlar. Dot özellikle evin kızı Nina’dan çok çekinmektedir. Kısa bir süre sonra Nina ile iyi anlaşmaya başlamışlardır. Fakat Dot, Nina’nın babasıyla yaşadığı tuhaf ilişkiyi farkeder. Bu içinden çıkılmaz bir duruma dönüşecektir. 2005 Amerika yapımı gerilim yüklü güzel bir film.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

Birbirlerinden farklı ama ortak olarak hayattan beklentileri olmayan karakterle dolu koca bir sınıf öğrencinin arasında idealist duygularla öğretmenlik yapmaya yeni başlayan Erin'in işi, sandığından da zordur. Farklı ırk ve toplum katmanlarından gelen öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmaya katlanmaları gereken bir yerdir.Erin, kendince yöntemlerle onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar. Çünkü öğrenciler, hayatta yüzleştikleri ırksal ve toplumsal acı gerçekleri farkına vararak öğretmenlerinin saf idealizmi bırakmasını isterler. Zaman içinde onlarla iletişim kurmayı başaran Erin, herbiri birbirinden farklı hikayesi olan bu gençleri, kendi hikayelerini yazmaları ve bunu da birbirleri ile paylaşmaları konusunda cesaretlendirir. Basit bir günlük işlevi görmenin ötesine geçen bu yazılar, öğrencilerin hayata tutunmalarını sağlayan bir araca dönüşecektir.

White Bird: A Wonder Story, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Fransa'da bir çocuk ve ailesi tarafından saklanan genç bir Yahudi kızın hikayesini konu ediyor. 11 yaşındaki Julian Albans, yüz deformitesi ile doğmuş bir sınıf arkadaşını küçümseyen zalim bir çocuktur. Bu durum üzerine büyükannesi Sara ona bir hikaye anlatır: 1940'larda Fransa'da yaşayan Yahudi bir kız, Nazi Almanya'sının anavatanını işgal etmesini izlemek zorunda kalmıştır. Yahudi nufüs toplanıyor ve zalim yöneticiler çocukları hedef alıyordur. Küçük kız, sınıf arkadaşı Julien ve ailesi tarafından kurtarılarak, saklanır. Julien'in çocuk felci nedeniyle yüzünün bozulmasıyla, Yahudi kız dahil sınıf arkadaşları onunla dalga geçer. Ancak Yahudi kız saklandığı sürede Julien ile daha çok vakit geçirdiğinde önyargılarından kurtulmayı öğrenir.

2. Dünya Savaşı esnasında 2500 yahudi çocuğu nazilerin elinden kurtaran ve yaptığı çalışmalarla nazilerin hedefi haline gelen Irena Sendler'ın gerçek hikayesi.

Yönetmeni Agnieszka Holland'in iddaasına göre, In Darkness (Karanlıkta) filmi gerçek bir hikayeye dayanıyor... Leopold Socha, Naziler tarafından işgal edilen Polonya Lvov'da yaşayan bir kanalizasyon işçisi ve ufak tefek şeyler yürüten bir hırsızdır. Bir gün gettodaki tasfiyeden kaçmaya çalışan yahudilerle karşılaşır... Onlar için şehrin yer altındaki labirentinde para saklamayı kabul eder. İlk başlarda kar amaçlı bir iş anlaşması olan bu durum zamanla beklenmedik bir şekilde Yahudilerle Sacha'nın vicdanı arasında bir ittifaka dönüşür. Film ayrıca bu insanların yaşam savaşı ve 14 aylık tehlikeli işgal dönemi hakkında olağanüstü bir hikaye vaat ediyor...

Amerikalı yazar ve tarihçi Deborah Esther Lipstadt'ın “History on Trial: My Day in Court with a Holocaust Denier” adlı romanında anlattığı gerçek hikayesinden uyarlanan filmde, Deborah Lipstadt’ın (Rachel Weisz) 2. Dünya Savaşı'nda Yahudi Soykırımı yaşanmadığını savunan İngiliz yazar David Irving'e (Timothy Spall) karşı verdiği hukuk mücadelesi anlatılıyor.

Amerikan Hava Yolları'nda pilot olan Dieter Dengler, Vietnam Savaşı'nda bir uçuş sırasında vurularak düşürülür ve bir kampta esir olarak tutulur. Başka savaş esirlerinin de bulunduğu bu kamptan kaçmak için planlar yapan Dieter, her türlü tehlikeyi göze almıştır.

Serinin ilk filminde hayatları boyunca birlikte olan 4 kız arkadaşın beraber çıktıkları yolculukta yaşanan maceralar anlatılırken, bu filmde bu yakın arkadaşların 3 yıl sonrasındaki hayatları konu edilir. Kolejde ilk defa özgürlüğü, ayrılığı, aşkı tadan ve hayatın zorluklarıyla tek başına başa çıkan bu 4 arkadaşın yetişkinliğe doğru yolculuklarında, birbirlerinden çok uzak yerlerde hayatlarını da sürdürseler birbirlerinden kopmadan deneyimlerini paylaşmaya devam ederler. Ann Brashares’in en çok satan roman serisinden uyarlanan filmde, arkadaşlığın önemi işlenir.

Mısır'ın Firavunlar döneminde Nil nehrinde bir sepetin içinde bulunan çocuk saraya getirilir ve Firavun ailesinin bir ferdi olarak yetiştirilir. Moses (Musa) ailesinin kölelere eziyet ve işkence yapmasına karşıdır ve bir gün bir köleye işkence yapan Firavun askerini öldürür ve kaçar. Kaçarken Yahudi halkıyla karşılaşır ve kendisi hakkında gerçekleri öğrenir. Ardından Tanrı'nın sesi onu kavmini kurtaran elçi olarak seçtiğini söyler ve Moses'ın hayatı tamamen değişir. Bu arada kardeşi Aaron'u (Harun) ve Miriam'ı bulur... Firavun'a halkını bırakması için Tanrının mesajlarını iletir. Ne var ki Firavun her defasında Moses'i reddeder..

1930’ların İtalya’sında geçen filmde hayat dolu bir Yahudi muhasebeci olan Guido Orefice (Roberto Benigni), güzeller güzeli öğretmen Dora’ya (Nicoletta Braschi) vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Almanlar İtalya’yı esir alır. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğlu Giosué’ye (Giorgio Cantarini) esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.


İkinci dünya savaşında çok direnişli örgütün lideri Victor Lazlow Alman konsantrsayonu kampından kaçarak Casablanca'ya gelir. Amacı Lizbon'a oradanda ABD'ye iltica etmektir. Fakat bütün umutları şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlamıştır. Rick kaçış için gerekli olan pasaportlara sahib olan tek kişidir. Öte yandan Ricky'in Victor'un yakalanması ya da öldürülmesi için gerekli nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa Ricky bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Uykusuzluktan muzdarip dört tıp öğrencisi, bir nörobilim deneyi tuzağına düşerler. Deney kontrolden çıkınca, çok geç olmadan bir çıkış yolu bulmaları gerekecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir