
Ranbir Kapur
Sanjay Dutt


Ranbir Kapur
Sanjay Dutt

Paresh Rawal
Sunil Dutt

Vicky Kaushal
Kamlesh Kanhaiyalal Kapasi

Anushka Sharma
Winnie Diaz

Dia Mirza
Manyata Dutt

Manisha Koirala
Nargis Dutt

Sonam Kapoor Ahuja
Ruby

Boman Irani
Ruby's father / Dr. Asthana

Karishma Tanna
Pinky

Jim Sarp
Zubin Mistry

Sayaji Shinde
Bandu Dada

तबु
Herself (Cameo) (uncredited)

Arshad Warsi
Himself / Circuit (Cameo) (uncredited)

Sencay Dat
Himself (Cameo) (uncredited)

Ashnoor Kaur
Kiran Bagga

Ramon Sampedro’nun yaşamı, 30 yıldır bir yatakta geçmektedir. Gençliğinde geçirdiği bir kazadan sonra hayatla tek ilişkisi deniz manzaralı penceresidir. Hayatına iki kadın girer: avukat Julia ve köylü kızı Rosa. Bu iki kadından biri, boynundan aşağısı felçli adama hayatın anlamını tattırır ve onun kurtuluşunu sağlar. Alejandro Amenabar’ın bu çalışması Venedik’te ikinciliği, başrol oyuncusu Javier Bardem’e de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

A Prohibition-era nightclub crooner has his career is cut short when his throat is slashed by a mob boss.

Çizdiği resimlerin gözlerini boş bırakarak imzasını atan rakiplerinin aksine resimlerinin satılmasını umursamayan ve zamanın zengin ressamlarının aksine beş parasız yaşayan, sosyetenin övgülerine rağmen onların ruhsuzluğunu yüzlerine en uygunsuz şekilde vurmaktan da geri durmayan fütursuz bir kişilik.Ve güzel gözlü Jeanne

10 yıldır Londra'da yaşayan 29 yaşındaki Rona evine, İskoçya'daki Orkney Adaları'na döner. Ayık gezen ama yalnız olan Rona, bu iyileşme yolculuğuna çıkmasına neden olan olaylara dair hatırladıklarını bastırmaya çalışırken kendini, bu gizemli topraklara doğru çekilmeye başlar. Gün geçtikçe şiddetli rüzgârlar ve buz gibi denizin ortasında kalan Rona, içindeki umudu ve gücü keşfeder.

Efsanevi boksör Roberto Duran, 1968’de profesyonel olarak ringe ilk çıktığında henüz 16 yaşındaydı. 1980’de Sugar Ray’i yenerek bir rekora doğru ilerleyen Duran, rövanşta bir daha dövüşmeyeceğini söyleyerek spor camiasını şoka uğratmıştı… 2002’de emekli olan Roberto Duran ve onun efsane antrenörü Ray Archel arasındaki birbirlerinin hayatlarını değiştirecekleri ilişkiyi beyazperdeye taşıyan filmin senaristliği ve yönetmenliğini Jonathan Jakobowicz üstleniyor. Filmin başrolünde Édgar Ramírez rol alırken bu biyografik dramda kendisine Robert De Niro, John Turturro, Jurnee Smollet Bell ve Ellen Barkin eşlik ediyor.

Julie, doğum sonrası depresyonunun neden olduğu karanlığı geride bırakmak için yaratılışının parlak Crayola renkli dünyasına kaçan yeni bir anne ve çocuk kitabı yazarıdır.

Jahkor, asla babası gibi olmak istemeyen bir gençtir. Suça bulaşıp hapse düşen babası da asla oğlunu hapiste görmek istemez. Ancak Jahkor da kendisini parmaklıklar ardında bulur. Annesiyle birlikte yaşayan ve sevgilisinin hamile olduğunu öğrenen Jahkor, Oakland’da rap yapma hayalleri kuruyordur. Dünyadaki sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken yanlış yola sürüklenen Jahkor tıpkı babası gibi hapis cezasına çarptırılır. Hapishanedeyken babası ile kendi hayatı arasında bir bağ kuran Jahkor, bu süreçte kendisini suça iten insanları, koşulları düşünür ve kendini keşfetme yolculuğuna çıkar.

Magnum Fotoğraf Ajansı'nda çalışan bir fotoğrafçı olan Dennis Stock (Robert Pattinson), o günlerde tanınmamış bir aktör olan James Dean'de (Dane DeHaan) ışık görür ve onunla bir fotoğraf çalışması yapmak ister. İlk başlarda pek bir sonuç çıkmasa da James'in kısa sürede şöhreti artar, ikilinin arkadaşlığı da ilerler. Sonunda James'in isteği üzerine memleketi Indiana'ya bir yolculuk yaparlar. Film, gerçek olaylardan esinlenerek çekildi.

19. yüzyıl İngiltere'sinde geçen filmde, dönemin en ünlü sanat tarihçisi ve eleştirmenlerinden biri olan John Ruskin ile evlenen genç Euphemia "Effie" Gray'in hikayesi ele alınıyor. Bir türlü yolunda gitmeyen evlilik zamanla hayal kırıklığı ve acıları da beraberinde getirir. Bir gün kocasının arkadaşlarından biri olan ressam John Everett'e modellik yapan Effie, ressama aşık olur ve aralarında bir ilişki başlar. En yakın arkadaşı Elizabeth Eastlake'in verdiği cesaretle kocasından ayrılmaya karar veren Effie için dönemin sert muhafazakarlığıyla yüzleşme vakti de gelmiştir. Ünlü oyuncu Emma Thompson'ın senaryosunu yazıp başrolünde yer aldığı filmin yönetmenliğini Richard Laxton üstleniyor.

Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca istemeye istemeye evi terk eder. Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar.

P.T. Barnum'ın hayatından esinlenen film, bir vizyonerin 1800’lü yıllarda yoktan başlayarak hırsı ve hayal gücüyle nasıl dünya çapında harika bir şov ve sirk konsepti yaratmasını anlatıyor.

2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gecede kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak kampüsteki tüm kadınlarla ilgili bilgilerden oluşan bir veri tabanını içeren bir site yaratır, ardından yan yana iki fotoğraf koyarak kullanıcılardan hangisinin “daha ateşli” olduğunu seçmesini ister. Sitenin adını Facemash koyar; site bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir ve görünürdeki kadın düşmanlığıyla kampüste tartışma yaratır; Mark, Facemash'ı yaratarak kasıtlı olarak güvenliği, telif hakları yasasını ve özel hayatı ihlal etmekle suçlanır. Tam o anda, Facebook'un altyapısını oluşturan iskelet ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra, Mark Harvard'da bir ekrandan diğerine , Ivy League üzerinden Silikon Vadisi'ne ve tüm dünyaya bir yangın misali sıçrayacak olan thefacebook.com sitesini oluşturur...

Victoria dönemi İngilteresi'nde yaşayan John Merrick, ender görülen bir hastalık yüzünden ileri derecede deforme bir bedene ve yüze sahiptir. Gezici bir kumpanyada Fil Adam takma adıyla sergilenmekte ve kafes hayvanı muamelesi gördüğü çok zor bir hayat geçirmektedir. Dr. Frederick Treves adında genç bir cerrahın onu içine hapsolduğu korkunç hayattan kurtarmasıyla hiç alışık olmadığı güzel bir dünyaya adım atar. Ancak acı ve korku dolu geçmişi Merrick'i bu yeni dünyada da takip edecektir.

Her şeyiyle mükemmel olan Keller ailesinin, kusurlu tek yönü kör, sağır ve haliyle dilsiz kızlarıdır. Kızlarının yaşıyla birlikte sorunları da artmaktadır. İstekleri ve ihtiyaçları gün geçtikçe çoğalan Helen'i anlamak, annesi ve babası için dahi imkansızdır. Bir yandan sevgi, şefkat ve acıma duyguları işin içine girince, Helen'i terbiye etmeye kimsenin ne gücü, ne de cesareti yeter. Onu ya bir bakım evine terk etmek gerekmektedir ya da bir hoca tutarak son seçeneği değerlendirmek. İşe aldıkları öğretmen henüz öğrenciliği süren, deneyimsiz, bakım evlerinde büyümüş ve görme engelli biridir. Eve adım attığı anda sorunlar ikiye katlanınca, ailenin tüm umutları tükenir. Öğretmenin ve Helen'in başarısız olacakları konusunda herkes hemfikirdir ancak gerekli sabırla tüm dünyayı öğrenmeye çalışmak, denemeye değecek kadar güzeldir.

Yashvardhan Raichand; eşi Nandini, oğulları Rahul ve Rohan ile mutluluk içinde yaşayan, Hindistan'ın en varlıklı bir iş adamlarından biridir. Oğlu Rahul'u en yakın arkadaşının kızı Naina ile evlendirmek istemektedir fakat Rahul dadısının yeğeni Anjali'ye aşık olur.

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından ve siyahi liderlerinden biri olan Malcolm X’in hayatı, Spike Lee’nin yaratıcı bakış açısı ile beyazperdeye aktarılıyor. Daha önce Broadway’de tarihi lideri canlandırmış olan Denzel Washington’un dikkate değer oyunculuğu ile Malcolm X’in hikayesi sıradan bir biyografi olmaktan çok, bir insanın hayatında devrim yapıp kendini gerçekleştirmesi şeklinde, dönemlere bölünerek anlatılmış:Babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm, çağdaşı bir çok zenci gibi umutsuz ve zor bir çocukluk geçirir. Neticesinde hayatı günlük yaşayan hedonist bir hırsıza dönüşür. Sonunda hapise girdiğinde İslam öğretisi kendisini yeniden tanımlamasına yardımcı olur. Burada dahil olduğu toplulukta kendini bulur ve yükselmeye başlar. Hapisten çıkınca Malcolm, adeta bir mesih işlevi yüklenir ve kendilerini birer suçlu yapan toplumsal adaletsizliğe başkaldırır.

II. Dünya Savaşı zamanları... Film, savaşın özellikle tüm avrupayı ve avrupadaki yahudileri kırıp geçirdiği bir ortamda katolik okulan giden iki öğrencinin aralarındaki geç başlayan erken biten dostluğun hikayesini konu alıyor. Bahsi geçen okul da bir çok yer gibi alman milislerin ablukası altındadır. Tüm bu sıkı yönetim ve baskıya rağmen okul yöneticileri isimlerini değiştirmek suretiyle üç yahudi öğrenciyi okullarında saklamayı başarırlar taki okul çalışanlarıdan biri intikam amaçlı ispiyonculuk yapana kadar...

Film, sanat tarihinin sıradışı sanatçılarından biri olan Frida Kahlo'nun hayatını anlatıyor. Frida'nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego, Frida'ya 'kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını, ama özünde sadece O'nu seveceğini' söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar.

Önceleri gece klüplerinde tek kişilik komedi gösterileri yapan Andy Kaufman (Jim Carrey) ilk kez Saturday Night Live adlı televizyon şovunda seyirci karşısına çıktığında alışılmadık garip tarzı ile tanınmış menajer George Shapiro (Danny DeVito)'nun dikkatini çeker. Shapiro'nun yardımı ile kendi şovunu yapmaya başlayan Kaufman komedide bilinen tarzların dışına çıkmakta, aslında seyirciyi güldürmekten çok şoke etmeye çalışmaktadır. En yakınları bile Kaufman'ın nerede rol yapıp nerede gerçeği yaşadığını anlayamazlar. Günümüzde bile tam anlaşılamamış olan bu 'nevi şahsına münhasır' sanatçının destekçileri arasında menajeri Shapiro'dan başka dostu ve rol arkadaşı Bob Zmuda (Paul Giamatti) ve kız arkadaşı Lynne Margulies (Courtney Love) vardı.

“Halkın Prensesi” Diana, Paris’te bir trafik kazasında ölmüştür. Kraliçe ve ailesi, bir süre Balmoral Kalesi’nin kapalı kapıları ardında yas tutmayı uygun görürler. Kalpleri kırık olan halk, bu tutumu anlayamaz ve Kraliçe’den kendilerine açıklama yapmasını beklerler. Bu durum henüz seçilen başbakan Tony Blair üzerinde de baskı unsurudur. Variety'den Derek Elley'in de ifade ettiği gibi "Gelenekle aykırı olanın birbiri ile çatıştığı ve aynı zamanda birbirinden faydalandığı ustaca yazılmış ve oynanmış" bir film The Queen.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir