
Brigitte Bardot
Geneviève Le Theil


Brigitte Bardot
Geneviève Le Theil

Robert Hossein
Renaud Sarti

Jean-Marc Bory
Pierre Leroy

Michel Serrault
Varange

Jacqueline Porel
Madame Le Theil - la mère de Geneviève

Jean-Marc Tennberg
Coco

Robert Dalban
Le brigadier

Ursula Vian-Kübler
L'infirmière
Christian Melsen
L'inspecteur de police

Macha Méril
Raphaële

James Robertson Justice
Katov - un sculpteur

Hélène Dieudonné
Madame Pia - la concierge

Jean Lefebvre
Armand
Madeleine Suffel
La vieille dame dans le train

Amerikalı yazar Jesse ile Fransız Celine, Budapeşte'den Viyana'ya giden bir trende tanışırlar. Birbirlerinden hoşlansalar da her şey orada kalır. Bundan dokuz yıl sonra yeni kitabının tanıtımı için Fransa'ya gelen Jesse, uçağının kalkmasına çok az bir zaman kala Paris'te Celine ile buluşur. Onlara ayrılmış bu birkaç saati, Paris manzarası içinde dolaşarak ve hiç fırsatını bulamadıkları şeylerden konuşarak ve yakınlaşarak geçireceklerdir.

40 yaşını geride bırakmış olan mimar Pierre, karısı Catherine’den ayrılmış, genç, güzel ve kendisini seven, ama ondan çok şey bekleyen Hélène’le birlikte yaşamaktadır. Pierre, 18 yaşındaki oğlu Bernard’la iyice birbirlerinden koptuklarına inandığı için, Re adasındaki aile evinde 15 gün tatil yapmayı kabul etmiştir. Karısıyla aralarında hala sürtüşme vardır; metresiyle gurur duysa da onun gençliğine bazen ayak uyduramamaktadır. Son zamanlarda iyice yorulan Pierre, biraz dinlenme ve yaşamını yeniden gözden geçirme fırsatı aramaktadır. Bu fırsat ancak Rennes’e yaptığı bir iş seyahatinde geçirdiği araba kazası sırasında ortaya çıkacaktır.

Film, kız arkadaşının ölmekte olduğunu keşfeden 17 yaşındaki bir adamı izliyor. Genç adam bu yüzden kız arkadaşının hayatının son yılında ona bütün bir hayat vermeye karar verir.

Joan ve Tom uzun yıllardır evlidir. İlişkilerinde ancak bir ömrü beraber geçiren çiftlerin sahip olabileceği bir rahatlık vardır. Şefkat ve mizahla gösterilen derin bir sevgiyle bağlı olmanın getirdiği bir rahatlık. Ancak Joan’a meme kanseri teşhisi koyulunca takip eden tedavi süreci çiftin ilişkisine yeni bir boyut kazandırır ve Joan’a bir şey olursa ne olacağı sorusuyla yüzleşmek zorunda bırakır.

Sevgililerinden yeni ayrılmış ve mutsuz iki kişinin, sinemacı genç bir adam ve yaşını almaya başlamış bir aktrisin bir binanın diyafon sistemi sayesinde tuhaf bir şekilde tanışmaları bir davette aynı masada karşılaşıp sohbet etmeleriyle devam eder. Hayatın acıtan gerçeklerinden kaçmak için birbirlerine ihtiyaçları vardır ve bir ilişkiye başlarlar. Leos Carax'ın henüz 22 yaşındayken çektiği bu siyah beyaz ve epeyce Yeni Dalga film, Denis Lavant'lı Alex üçlemesinin de ilk ayağını oluşturuyor.

Film, lise sona giden 18 yaşında okulun çalışkan ve güzel kızı olan Sarah ile okulu bir türlü bitirememiş, yakışıklı ve asi Zachary'nin aşkını anlatıyor. En başlarda birbirlerinden pek hoşlanmayan bu zıt ikili zamanla karşı koyamadıkları bir çekimle birbirlerine aşık olur. Ancak Sarah'nın üniversiteye gidecek olması, son derece farklı iki aileden geliyor olmaları ve Zachary'nin okulda yaşadığı problemler aşklarının önünde bir engel olarak belirir. Fakat tüm engellere rağmen aralarında gelişen bu ilk aşk hayatlarında derin bir iz bırakacaktır.

Azeri bir Müslüman ile Gürcü bir Hristiyanın ilişkisini beyaz perdeye taşıyan Asif Kapadia’nın son filminin başrollerini Adam Bakri ve María Valverde üstleniyor.

Şehvet düşkünü bir markiyle yaşadığı aşk istemediği bir şekilde geliştiğinde zengin bir dul, kendinden daha genç bir kadının yardımıyla intikam planı yapar.

Paris’te yaşayan genç bir anne, bir yandan kızına ve hasta babasına bakarken bir yandan da çevirmenlik yapar. Evliliğinde mutsuz olan eski bir arkadaşıyla yaşadığı tutkulu ilişki, hayatını daha da karmaşık hale getirir.

Savaşın sona ermesiyle Stalin, ülkeyi terkeden Rusları geri çağırır. Yetenekli genç doktor Alexei Golovine (Oleg Menchikov) yanında güzel Fransız eşi Marie (Sandrine Bonnaire) ve oğulları, iyi düşüncelerle Sovyetler Birliği'ne geri dönerler. Ancak ülkeye varmalarının ardından yapılan sorgulanmaları başka bir takım savaş sonrası Rusya gerçekleri izleyecektir, paylaşılan apartmanlar, şüpheli komşular ve özel hayat yokluğu. Marie kısa süre sonra şartlara isyan etmeye başlayacaktır. Ancak Aleksei yeteneklerine ihtiyaç duyulduğunu ve yetkililer tarafından takdir edildiğini anlar. Marie tira çıkmış Fransız bir aktris (Catherine Deneuve) ile karşılaşır ve kendini zor bir seçimle karşı karşıya bulur: Özgürlüğü için kocasını ve çoğunu bırakacak ya da belirsiz bir gelecekle yüz yüze kalacaktır.

Gerçek mutluluk, başarı ve aşkın ne olduğuna dair yıllarca anlaşmazlıklar yaşayan Dave ve Clarice Johnson, sonunda evliliklerini bitirme noktasına gelirler. Clarice bir araba kazası geçirdiğindeyse içine attıkları ortaya çıkar. Aralarındaki farklılıklar, Clarice’in fiziksel terapi görmesiyle daha çok artmıştır. Dave de Julie ve oğlu Bryson ile vakit geçirmeye başlar. Dave, onlarda bulduklarıyla bir aile olmanın ve tutkulu bir eşin özlemini duymaya başlamıştır. Hayatlarında yaşanan bu değişikliklerle Dave ve Clarice, artık birbirlerine ettikleri yeminin kolayca bozulup bozulmayacağıyla yüzleşmeleri gerekmektedir.

Üniversiteden önce pişman olmadan ve kalp kırmadan ayrılmak üzere bir anlaşma yapan Clare ve Aidan, aşka bir şans daha verecek mi?

9 hayat..9 hikâye..Yaşamın sancılarına ve hayal kırıklıklarına göğüs geren, duygularını sarmalayan ilişkilerin esiri 9 kadın...

Karısını öldüren bir otomobil kazasında kör olan bir romancı, suçlanan iş adamının ihmal edilmiş eşiyle ilişkisi üzerine hayat ve yazı tutkusunu yeniden keşfeder.

Yıl 1968. Antoine Doinel serisinin arsız baş kahramanı, askerlik görevinden men edilmiştir. Bir gün ansızın özel bir dedektifin yardımcısı olarak kendine pozisyon bulan Doinel, türlü maceralar ve romantik ilişkiler içinde koşturur durur.


Christin ve Antoine ‘nın evliliklerine Antoine’nın çiçekçi dükkanının işlerini kötü gitmesi ciddi darbe vurur. Antoine iş bulmak için bir Amerikan şirketine başvuru yapar ve ne olduysa ondan sonra olur. Christine bu duruma karşıdır ama Antoine işe başlamıştır bile. japonya’dan gelen iş kafilesindeki Kyoko ile olan samimiyeti istemese de Antoine zor duruma sokar. Evliliği bitme noktasına gelmiştir artık naptıysa kendini affettirememiştir Christine. sonunda arayı soğutup Kyoko’da kurtulmayı başarır ve ayrılığın verdiği soğuk havdan kurtulur… 400 darbenin devamı niteliğindeki Antoine Doinel serisinin evlilik, çocuk yapma ve ilk aldatmalar bölümünü oluşturan Truffaut filmi…


13 yaşındaki Vic (Sophie Marceau), çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o garip geçiş dönemindedir. Yeni bir okul ve yeni bir arkadaş çevresi demek yeni partiler anlamına gelir. Tabii erkek arkadaşlar da bu denklemin bir parçasıdır. Ancak Vic'in tek sorunu ergenlik değildir; annesi ve babasının evliliği sallantıdadır. Vic aradığı desteği büyükannesinde bulur. Bu delidolu kadın ilk aşkını yaşayan Vic'e inanılmaz eğlenceli tavsiyelerde bulunur. 1980'lerin bu ilk gençlik filmi, masumiyetin ve içtenliğinde bir filmi. Vic'in başından geçen eğlenceli olaylar hepimizin başından geçmedi mi? Sophie Morceau'nun 13 yaşında rol aldığı bu film, uluslararası kariyerinin başlangıç noktası olma özelliğini de taşıyor.

La Boum dizisinin ilk filminde 13 yaşındaki maceralarına tanık olduğumuz Vic (Sophie Marceau) artık 15 yaşındadır. Geçen iki yılda çok şey değişmiştir. Ayrılmayı düşünen annesiyle babası yeniden bir araya gelmiştir, büyükannesi ise gençlik aşkı ile romantik bir ilişki yaşamaktadır. Ancak Vic aradığı gerçek aşkı bir türlü bulamamıştır. Tam da bu dönemde, bir tren yolculuğunda Philippe ile tanışır. Vic kendini tamamen açabileceği "büyük aşkı sonunda bulmuş olabilir mi? İlk La Boum filmi kadar büyük bir heyecanla karşılanan La Boum 2, Sophie Marceau'nun güzelliği ve yeteneğini sergilediği unutulmaz bir yapım oldu. Ve en az ilki kadar da eğlenceli ve romantik...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir