
Lee Marvin
American Pilot

İkinci Dünya Savaşı yıllarında pasifik adalarının birinde bir amerikan pilotu ile bir japon subayı rehin kalırlar. Her ikisi de önceleri birbirlerine karşı bitmekte olan savaşı devam ettirmek isteyecekler, ama daha sonraları adadaki yaşama çabaları,onları birbirlerine arkadaş yapacak, adeta savaşı tekrar sorguluyacaklardır.

İkinci Dünya Savaşı'nın en ateşli zamanlarında, Caine'in kitabına göre davranması yüzünden ikinci kaptan Maryk (Van Johnson) ve tayfası isyana başlarlar. Ancak asıl kırılma noktası bir çok sorgulanan emirinden sonra kaptanın tüm tayfayı Ölüm Tayfunu'na yöneltme emri olur.

Bir kargo uçağı Sahra çölüne zorunlu iniş yapar ve kullanılamaz duruma gelir. Yolculardan biri uçağın kalıntılarından yeni ve daha küçük bir uçak yapabileceğini söyler. Susuzluk yüzünden zamanla yarışmak zorundadırlar.

Herman Melville'in aynı adlı unutulmaz romanından beyazperdeye aktarılan gösterişli bir film. Ünlü aktör Gregory Peck, büyük beyaz balinadan intikam alma tutkusuyla yanıp tutuşan kaptan Ahab rolünde, her zamanki harikalar yaratıyor. Yapıt, insanoğlunun tutkularının esiri olunca, sadece kendini değil etrafındakileri de yok edecek bir duruma gelişini gözler önüne seriyor.

1936'da Almanya'nın başkenti Berlin'de yapılan Olimpiyat Oyunları'na katılan ve erkekler 5 bin metre yarışında 8. olmasına karşın son 56 saniye içinde yaptığı atılımla Nazi Almanyası'nın lideri Adolf Hitler'in dikkatini çeken ve daha sonra onunla buluşan, ABD'nin II. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından 1941'de Hava Kuvvetleri'ne katılan, B-24 savaş uçağı bombacısı olarak Pasifik'teki Funafuti Adası'na gönderilen, içinde bulunan uçağı, 1942'de kayıp bir uçağı aramak için düzenlenen arama kurtarma operasyonu sırasında okyanusa çakılan ve kazadan kurtulan 3 kişiden biri olan Zamperini'ye şiddetli travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konuldu. Huzuru yaşamını Hıristiyanlık dinine adayarak bulan Zamperini, 1998'de 81. yaşgününde Japonya'nın Nagano kentinde düzenlenen Kış Olimpiyatları'nda da Olimpiyat Meşalesi'ni taşımıştı.

The Caine Mutiny Court-Martial, bir deniz subayının hikayesini konu ediyor. Dünya Savaşı sırasında bir deniz subayı, gemiyi ve mürettebatını tehlikeye atarak dengesiz davrandığına inandığı bir gemi kaptanının komutasını devraldığı için isyandan yargılanır.

Floransa 1934. Değişik kültürlerden gelme bir grup hanımefendi her gün öğleden sonra çay içmek için bir araya gelmektedir. Britanya'nın eski İtalya Büyükelçisinin dul eşi Lady Random, artist ve şarkıcı olan Arabella, aşırı heyecanlı Amerikanlı arkeolog Georgie ile kendi başına buyruk Elsa bu grubun bazı üyeleridir. İçlerinden birisi olan Mary küçük bir çocuğun velisi olur ve kısa süre sonra da tüm grup bu küçük çocuğu sanki kendi evlatlık edinmiş gibi sahiplenmeye ve onu yetiştirmek üzere çalışmaya başlarlar. Ancak bu benzersiz topluluğun düzenli giden yaşantısı politik ortamın değişmeye başlaması üzerine etkilenir ve büyümekte olan Luca artık kendi başının çaresine bakmanın yollarını aramak ve önüne çıkacak zorluklara göğüs germek zorunda kalacaktır.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından Desmond T. Doss da birçok Amerikalı gibi orduya katılmaya gönüllü olur. Ancak dindar bir Hristiyan ve bir pasifist olan Doss, savaşta insan öldürmeyi ve herhangi bir şekilde silah kullanmayı reddetmektedir, onun yerine savaş alanında yaralıları kurtararak hizmet etmek istemektedir. Bu tavrı hem komutanları hem de asker arkadaşları arasında ilk başta çok sert tepkiyle karşılanır, askeri mahkemeye bile çıkar. Ancak Doss, son derece sert bir eğitimden geçip kendi hayatı pahasına silahsız bir şekilde savaş alanına gitmeyi çoktan göze almıştır.

1870'lerin Japonya'sında Amerikan ordusundan Yüzbaşı Nathan Algren, Japon İmparatoru'nun davetlisi olarak ülkenin ilk ordusunu eğitmek üzere doğuya gelir. Modernleşme eğilimleri gösteren feodal kültür, samuray tarzını da devam ettirmektedir. Algren, bir kaza geçirip samurayların lideri tarafından kurtarılınca köklü samuray kültürüyle tanışır ve etkilenir. Bir samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi öğrenince büyük bir kararın eşiğine gelecektir. İki taraf arasında kalmıştır ve onurunun doğru yolu göstermesini beklemektedir.

61 yıl önce Amerikan işgal kuvvetlerin karşı Iwo Jima Adası'nı savunan Japon askerlerinin ve başlarındaki generalin hiç anlatılmamış öyküsüyle karşımıza çıkıyor. Iwo Jima'daki askerler arasında; yeni doğan kızını görmekten başka bir isteği olmayan fırıncı Saigo; becerisi ve onuruyla dünyaca tanınan Olimpiyat şampiyonu binici Baron Nishi; idealizmi henüz savaş sınavından geçmemiş eski bir askeri polis olan genç Shimizu ve teslim olmaktansa intiharı yeğleyebilecek katı bir asker olan Teğmen Ito vardı. Savunmaya önderlik eden isim ise, Amerika'ya yaptığı yolculuklarla savaşın umutsuz doğasını anlamış ama aynı zamanda Pasifik'in ötesinden gelen devasa Amerikan filosunu yenmek için gereken stratejiyi kavramış olan Tuğgeneral Tadamichi Kuribayashi idi...

İkinci Dünya Savaşı sırasında Guadalcanal'da savaşan bir grup Amerikalı erkeğin değişmelerinin, acı çekmelerinin ve kendileriyle ilgili önemli keşifler yapmalarının öyküsü. Film, Pasifik adalarında Japonların ilerlemelerini durduracak olan, savaşta anahtar görevi görmüş çatışmalardan birini arkaplanına almış. Ancak öykü, bunun ötesinde, hayatta kalmak için savaşan, korkunç stres altındaki insanların aralarında gelişen güçlü bağların arasında dolaşıyor.

In the early days of daylight bombing raids over Germany, General Frank Savage must take command of a 'hard luck' bomber group. Much of the story deals with his struggle to whip his group into a disciplined fighting unit in spite of heavy losses, and withering attacks by German fighters over their targets.

2. Dünya Savaşı’nda, Amerika’nın sabrının taşmasına neden olan Pearl Harbor baskınını, hem Japonlar’ın hem de Amerikalılar’ın bakış açılarıyla anlatmayı deneyen, gösterişli bir ortak yapım. Baskının öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar dizisini de perdeye taşıyan “Tora! Tora! Tora!”, özellikle o ünlü saldırı sahnelerinde ürkütücü bir gerçekçiliği yakalamayı başarıyor. Film, 1939 yılında Amiral Isoroku Yamamoto’nun Japon Kraliyet Donanması’nın komutasını üzerine almasıyla başlar. Eğitimini Harvard’da tamamlamış, ateşli bir milliyetçi olan komutan, önceleri Amerika’yla yapılacak bir savaşa karşı olmasına rağmen, zamanla fikrini değiştirir. Japonya’nın, Asya’nın en güçlü devleti olma arzusu onu da etkiler ve vargücüyle Amerikalılar’la savaşmaya hazırlanır. Öte yandan ABD cephesinde, Japonya’nın egemenliğine karşı çıkma hazırlıkları başlar.

Londra merkezli ordu istihbarat komutanı albay Katherine Powell, bir grup tehlikeli teröristi Nairobi, Kenya'daki karargahlarından canlı ele geçirebilmek için çok gizli bir operasyonu uzaktan komuta etmektedir. Görev, Powell teröristlerin bir intihar saldırısı planladıklarını anladığı anda "ele geçirme" değil "öldürme" operasyonuna dönüşür. Nevada'daki merkezden Amerikan insansız hava aracını kontrol eden pilot üsteğmen Steve Watts, karargahın yakınına 9 yaşında bir çocuğun geldiğini görünce hedefi vuramaz ve havada seyir etmeye devam eder. Saniyeler hızla akarken, bu imkansız karar, politikacıların ve avukatların ellerine kalır.

Yıl 1945. Kanlı bir savaşın kanlı canlı devam etmekte olduğu anlar. Iwo Jima Adası, Japonlar’ın elinde ve Amerika, burayı kazanmanın peşinde. Ele geçirdikleri anda birkaç Amerikan askeri, oradaki dağın tepesine çıkarak zafer bayraklarını dikerler. Ancak bu askerler, kahraman olarak evlerine döndüklerinde kendilerini zorlayan bir takım çelişkili hislerin ve durumların ortasına düşerler.

Afganistan'da görev yapan genç bir Amerikan askeri, komutanının bazı davranışlarından rahatsızlık duyar. Bu durum, onu ahlaki bir ikilimenin içine sürükler

A WWII film set on a Pacific island. Japanese and allied forces occupy different parts of the island. When a group of British soldiers are sent on a mission behind enemy lines, things don't go exactly to plan. This film differs in that some of the 'heroes' are very reluctant, but they come good when they are pursued by the Japanese who are determined to prevent them returning to base.

Okyanus üzerinde iken uçakları kaza yapan 30 kadar Amerikan askeri okul öğrencisi yakınlardaki ıssız bir tropikal adaya çıkarlar. Kazadan hiçbir yetişkin sağ kurtulamamıştır. Yetişkinlerin, dolayısı ile baskının ve kuralların olmadığı bir dünya üstelik de bir mercan adasının cenneti andıran ortamı ile birleşince çocuklara başlarda çok güzel gelir. Kendilerine göre bir düzen kurup oyunlar oynayıp avlanırlar. Ancak aradan zaman geçtikçe oluşan rekabet, korku ve güvensizlik bu, bir bakıma demokratik düzeni terkedip kabile düzenine geçmelerine ve bunun sonucunda da gitgide vahşileşip korkunç bir kişiliğe bürünmelerine yol açar. Kaçınılmaz olarak da kamplaşma başlar. Bir grup çocuk uygarlığı temsil eden akılcı ve karizmatik Ralph'ın liderliğini kabul ederken diğer bir grup da ilkelliğin temsilcisi olan Jack'in peşinden giderek kampı terk ederler.

The film portrays MacArthur's life from 1942, before the Battle of Bataan, to 1952, when he was removed from his Korean War command by President Truman for insubordination, and is recounted in flashback as he visits West Point.

Test pilotu Daniel McCormick'in harika bir işi, sadık bir sevgilisi, güvenilir bir dostu vardır. İsteyebileceği herşeye sahiptir. Birşey hariç: Tehlikeyle yüzleşme yeteneğine rağmen, kız arkadaşının yüzüne bakıp ona evlenme teklif etmeyi beceremez. Konuyu açmak için hep yarını bekler...fakat bir anlık felaket sonucunda yarınlar tükenir. Hayat sevgilisini ondan ayırmıştır. Hayatla tek başına yüzleşmeye isteksiz olan Daniel, insanların gelecekte tekrar canlandırılmak üzere dondurulduğu, çok gizli bilimsel araştırmalar için gönüllü olur. Tekrar uyandığında, kendini 1992 yılında bulur. Daniel, babasız bir çocukla ve onun annesiyle kurduğu arkadaşlık sayesinde, zamanın kimseyi beklemediğini öğrenir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir