
Elizabeth Debicki
Virginia Woolf

Edebiyat tarihinin en başarılı yazarlarından Virginia Woolf ile gizemli aristokrat Vita Sackville-West'in ilişkilerinin gerçek hikayesine tanıklık ediyoruz.Virginia Woolf'un cesur ve deneysel romanı 'Orlando'ya ilham olan döneme gittiğimiz yapımda, Gemma Artenton, Elizabeth Debicki ve Isabella Rossellini'yi izliyoruz.

Elizabeth Debicki
Virginia Woolf

Gemma Arterton
Vita Sackville-West

Isabella Rossellini
Lady Sackville

Rupert Penry-Jones
Harold Nicolson

Peter Ferdinando
Leonard Woolf

Emerald Fennell
Vanessa Bell

Nathan Stewart-Jarrett
Ralph

Sam Hardy
Nigel Sackville-West

Gethin Anthony
Clive Bell

Rory Fleck-Byrne
Geoffrey Scott

Karla Crome
Dorothy Wellesley

Adam Gillen
Duncan Grant

Brenock O'Connor
Julian Bell
Amelie Metcalfe
Angelica Bell


Maurice, muhafazakar ve kendisinden çok şey bekleyen ailesinin üniversite tahsili için Cambridge'e gönderdiği bir İngiliz gencidir. İki sınıf üstte bir talebenin açık ve beklenmedik teklifi kafasını karıştırır. Hayatında gizli bir sayfa açılan Maurice, Clive'dan etkilenmiştir. Ancak 1. Dünya Savaşı öncesi yasal olarak yasak olan eşcinsellik İngiltere'de yaşanamaz durumdadır. Arkadaşlarının 6 ay hapis cezası alması ikiliyi durduramaz....

Yasak bir aşk ve değişen sosyal normlar hakkında incelikle işlenmiş bir hikaye olan Benim Polisim, polis memuru Tom (Harry Styles/Linus Roache), öğretmen Marion (Emma Corrin/Gina McKee) ve müze kuratörü Patrick (David Dawson/Rupert Everett) arasında yaşanan ve kırk yıla yayılan bir aşk üçgenini anlatıyor.

A drama centered on two women who engage in a dangerous relationship during South Africa's apartheid era.

The wife of a pastor who preaches against homosexuality embarks on an affair with a female writer.

After starting at an upmarket boarding school, a teenage girl forms close friendships with her two older roommates. However, when she discovers that her new friends are lovers she finds herself caught in a complicated situation.

Evliliğinde mutsuz olan aristokrat Lady Chatterley, kocasının şehir dışındaki malikânesinde bekçilik yapan bir adamla tutku dolu bir ilişki yaşamaya başlar.

1961, elli yıllık hayat arkadaşı Abby'nin (Marian Seldes) ölümüyle yalnızlığı ilk defa tadan ve kendisini korumasız hisseden Edith (Vanessa Redgrave), Abby'nin ailesinin kalan mirasa akbabalar gibi üşüşmesiyle iyice yıpranır. 1972, feminist bir lezbiyen olan Linda (Michelle Williams), erkeksi bir kadın olan Amy'e (Chloe Sevigny) aşık olunca arkadaşlarından tepki alır ancak İlişkisinden vazgeçmeye niyeti yoktur. 2000, Fran (Sharon Stone) ve Kal (Ellen DeGeneres) ilişkilerinde normal yollardan sahip olamayacakları bir şey istiyorlardı, bir bebek. Üç farklı zamanda geçen farklı hikayelerdeki kadınların birbirlerine duydukları tutku ve aşk farklı yönleriyle ele alınıyor.

Viven ve Roy, lise son sınıfta okuyan iki gençtir. Viven, fizik tutkunu olan başarılı bir öğrenciyken Roy'un oldukça sorunlu bir hayatı vardır. Beklenmedik bir olay ikisinin yollarının kesişmesine ve hayatlarının bambaşka bir hal almasına neden olur.

1941'de, 16 yaşındaki bir hevesli sanatçı ve ailesi, Stalin'in Baltık bölgesinin acımasızca parçalanması arasında Sibirya'ya sürüldü. Bir kızın sanat tutkusu ve bitmeyen umutları, tarihin sessizliğini kıracak.

Young, wild poet Arthur Rimbaud and his mentor Paul Verlaine engage in a fierce, forbidden romance while feeling the effects of a hellish artistic lifestyle.

Laura ve Simon, üniversiteden beri çok yakın arkadaştır. Yıllar içinde, bağlarının sadece platonikten ibaret olmadığını fark ederler. Peki, her şeyi riske atarak başından beri var olan bu aşkı keşfedebilirler mi ve keşfetmeliler mi?

Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiçbir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. 'Titanic' adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu Düşler Gemisi'nin yolcuları arasında Avrupa'da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika'ya dönmekte olan, Jack Dawson adlı genç ve fakir bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia'ya giden Rose DeWitt Bukater adlı zengin bir genç kız da vardır. İki genç şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır. Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912'de, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır.

The World to Come, izleyiciyi 1850 yılının New York’undaki bir taşra bölgesine davet ediyor ve izole bir yaşam süren toplulukta yaşayan iki kadının mücadelesini anlatıyor. Bu iki kadın, yaşamlarında var olduğunu bilmedikleri bir boşluğu doldurarak bir ilişkinin ilk adımlarını atar ve birbirlerine besledikleri tutku sonucunda hayatlarına yeni bir yön verirler.

Pablo ve Tina’nın karmaşık bir cinsel hayatları vardır. Pablo film yazan, yöneten ve oyunculuk yapan; gay ve aşkına karşılık vermeyen Juan’a derin bir sevgi besleyen biridir. Kardeşi Tina ise erkeklere öfkeli ve oyuncu olmaya çalışan bir transseksüeldir. Pablo, kendisinin Juan’a olan aşkını kıskanan Antonio ile arkadaş olur. Antonio Juan’ı aramaya başlar ve yaşanan şiddet Pablo’nun geçici hafıza kaybına uğramasına sebep olur. Hafızası yerine geldiğinde Antonio’nun Tina ile tanıştığını öğrenir. Dehşetle Tina’yı kurtarmaya ve Antonio ve onun isteği ile yüzleşmek için harekete geçer.

İkinci Dünya Savaşı sırasında genç ve özgür ruhlu bir kadın olan Vera Philips, İskoç şair Dylan Thomas'a aşık olur. Thomas da Vera ile aynı duyguları paylaşmaktadır, ancak ortada bir sorun vardır. Thomas Caitlin MacNamara ile evlidir. İki kadın arasındaki rekabet birbirlerini tanımaya başladıkça dostluğa doğru evrilir. Vera artık onların evliliklerinin bir parçasıdır ve üçü de bu durumdan çok mutludur. Bu durum Vera'nın genç bir subay olan William ile evlenmesine dek sürer. William'ın aralarına katılmasını istemeyen Thomas'ın duyguları kıskançlığa doğru savrulur.

A fiery Spanish woman is about to marry a kind British man when she meets a Brazilian actor who ignites in her a flame of lust she can't ignore.

60'larda masum bir hippiyken 80'lerde para peşinde koşmaya başlayan George Jung'un (Johnny Depp) en büyük isteği hayalindeki Amerikan Rüyasını yaşamaktır. California'ya taşınarak güneşi, seksi ve marijuana satmanın kârlı zevklerini keşfeder. Uyuşturucu satmak ilk başta özgür hayatını rahatça yaşamasını sağlayan bir geçim kaynağıyken, bu iş zamanla onu dünyaca ünlü kokain ithalatçısına dönüştürür.

Britanya askerleri 30 ocak 1972 tarihinde, kuzey İrlanda'nın Derry şehrinde düzenlenen insan hakları yürüyüşüne katılan 13 silahsız sivili öldürür. 'Kanlı Pazar' olarak anılan bu olay , son dönem İrlanda tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. senelerce birikmiş ufak tefek olaylar, bu pazar günü bir iç savaşa dönüşür. bu olay onlarca İrlandalı gencin İRA ordusuna katılarak 25 yıllık bir mücadeleyi başlatmalarına neden olur.

19. yüzyıl İngiltere'sinde geçen filmde, dönemin en ünlü sanat tarihçisi ve eleştirmenlerinden biri olan John Ruskin ile evlenen genç Euphemia "Effie" Gray'in hikayesi ele alınıyor. Bir türlü yolunda gitmeyen evlilik zamanla hayal kırıklığı ve acıları da beraberinde getirir. Bir gün kocasının arkadaşlarından biri olan ressam John Everett'e modellik yapan Effie, ressama aşık olur ve aralarında bir ilişki başlar. En yakın arkadaşı Elizabeth Eastlake'in verdiği cesaretle kocasından ayrılmaya karar veren Effie için dönemin sert muhafazakarlığıyla yüzleşme vakti de gelmiştir. Ünlü oyuncu Emma Thompson'ın senaryosunu yazıp başrolünde yer aldığı filmin yönetmenliğini Richard Laxton üstleniyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir