Matahi
The Boy

Tabu, tüm sessiz film yönetmenleri arasında belki de en büyüğü olan F.W. Murnau’nun son filmidir. Murnau’nun büyüklüğü stüdyo hilelerindeki başarısının yanı sıra Tabudaki gibi belgesel doğalcılığından kaynaklanıyordu. Bu çok yönlülük Almanya’da ve ABD’de çektiği filmler arasında köprü kurar. Doğal mekanlarda çekilen ve kesinlikle ne Almanca ne de İngilizce konuşulan Tabu, bu iki yeteneğin farklı yüzlerini sergiler. "Cennet" ve "Kayıp Cennet" şeklinde adlandırılan iki "bölüm"den oluşan basit senaryo, erotik bir aşk hikayesini konu alır. Genç bir kadın, köyün yaşlısı (Murnau’nun en ürkütücü kıyamet habercilerinden biridir) tarafından yeni ölen kutsal bakirenin yerine geçmek üzere seçilince cinsel tabu haline gelir. "Uygarlığın" (özellikle de paranın) ada sakinlerinin masum hazcılığı üzerindeki yozlaştırıcı gücü de yan tema olarak işlenir.

Bir adam düşünün... Ömrü boyunca modern kent çevresinde yaşamış; 747'lerle dünyayı dolaşmış ve sürekli bilgisayar ortamında çalışarak yaşamını sürdürmüş. Ve bir gün bindiği uçak denize düşünce Fiji'de ıssız bir adada dört yıl tek başına yaşamak zorunda kalmış. Adada tek başına yaşayan bu adamın bilinç düzeyi tümüyle değişir mi yoksa modern dünyaya dönünce yine aynı kişi mi olur? Hayatının dönüm noktası olan bu olay yaşanmadan evvel sadece işine gömülü bir hayat sürdüren, kız arkadaşı dahil çevresinde sevdiği herkesi ihmal eden bu adam için eski hayatını sürdürmek mümkün olacakmıdır? Yoksa önünde yepyeni bir hayat mı durmaktadır?

"Garsoniyer - The Apartment" büyük bir şirkette çalışan ve yükselmek amacıyla, evini garsoniyer olarak kullanması için patronuna vermekte sakınca görmeyen ve bu arada patronun metreslerinden birine aşık olan adamın komik hikayesini konu alıyor... Sevgisine karşılık bulduğundan emin olamadığı için bir süre sesini çıkarmasa da, her şey olacağına varıyor. Kadının güzelliği aklını başından alıyor ve işini kaybetmek pahasına da olsa mücadele etmeye karar veriyor. Fakat adam, genç kadının kimi sevdiği ile ilgili şüpheleri son adımı atmaktan onu hep alıkoyuyor...

Audrey Hepburn ve Holly Golightly isimleri, Truman Capote’nin çok satan romanı eğlenceli bir romantik komedi olarak beyaz perdeye aktarıldığından beri eş anlamlı hale geldi. Holly Brazilyalı bir milyonerle evlenmeye kararlı olan fazlasıyla eksantrik bir New York Şehir kızıdır. George Peppard, varlıklı Patricia Neal tarafından finanse edilen yan komşu yazarı canlandırıyor. Holly için doğru erkeğin kim olduğunu tahmin etmek kolay iş.

Marisa Tomei (My Cousin Vinny) ve Christian Slater (Murder in the First) bu yürekleri ısıtan, dürüst ve ustaca işlenmiş modern çağ romantik hikayesinde olağanüstü performans sergiliyorlar. Rosie Perez'in de (White Men Can't Jump) yardımcı rolde yer alarak kendisine özgü enerji ve yeteneğini kattığı Untamed Heart, "tam olması gerektiği gibi" (Roger Ebert, "Siskel & Ebert"), Tomei, Caroline adında aşk hayatı sürekli mutsuz devam eden bir garsonu canlandırıyor. Slater ise Adam rolünde restaurantın Caroline'a gizli bir hayranlık besleyen fakat ona duygularını açamayan başka bir çalışanını canlandırmakta. Ama her şey soğuk bir gecede değişir, Caroline eve dönerken hayatı tehlikeye girer ve Adam onu kurtarır. Beklemediği beyaz atlı prensine ilgi duymaya başlayan Caroline, duyarlı adımlarla onun yalnız dünyasına girer. İkisi bir arada sinemadaki en unutulmaz aşk hikayelerinden birisine dönüşecek bir güven ve anlayış bağı oluşturuyorlar.

A 12-year-old boy manages to flee a Communist concentration camp on his own, through sheer will and determination. All he has in his possession is a loaf of bread, a letter to deliver to someone in Denmark, and a compass to help get him there.

Vahşi güzelliğiyle seyirciyi derinden etkileyen bu destansı film, ergenliğini Afrika'nın gorilleriyle geçirip daha sonra aristokrasideki yerini almak için İngiltere'ye dönen, iki ayrı dünya arasında sıkışmış Tarzan'ın hikayesi.

1933 yılında film yapımcısı Carl Denham, başrol oyuncusu güzel Ann Darrow'un da bulunduğu bir ekiple, egzotik Kafatası Adası'na gelir. Burada Ann'in güzelliğinden etkilenip ona aşık olan King Kong adlı dev bir goril ile karşılaşırlar.

Mavi Göl'ün devamı olan Mavi Göle Dönüş'te dul bir kadın olan Sarah, kızı Lilli ve 1980 versiyonundaki aşıkların yetim bıraktığı Richard ile birlikte bir adada mahsur kalır. Sarah ölünce Richard ve Lilli beraber büyürler ve zamanla birbirlerine aşık olurlar. Kendi hallerinde adada mutlu bir yaşam sürerken adaya gelen korsanlar yüzünden medeniyetle tanışmak zorunda kalırlar ve mutlulukları tehlikeye girer.

Orta yaşlarda çapkın ve kadınlara karşı acımasız olan bir adamın bir genç kıza aşık olup olgunlaşmasını anlatıyor...

Robinson Crusoe flees Britain on a ship after killing his friend over the love of Mary. A fierce ocean storm wrecks his ship and leaves him stranded by himself on an uncharted island. Left to fend for himself, Crusoe seeks out a tentative survival on the island, until he meets Friday, a tribesman whom he saves from being sacrificed. Initially, Crusoe is thrilled to finally have a friend, but he has to defend himself against the tribe who uses the island to sacrifice tribesman to their gods. During time their relationship changes from master-slave to a mutual respected friendship despite their difference in culture and religion.

Sararmış bir not defterinden anlatılan ve yıllar önceden kopup gelen bir aşk hikayesi. 40'lı yıllarda ABD, Kuzey Karolayna'daki sahil kasabası Seabrook'a genç bir kız gelir. Ailesiyle geçireceği sakin bir yazı hayal eden Allie bir karnavalda tanıştığı Noah'la yakınlaşır. Noah kızı gördüğü anda hayatını birleştirmesi gereken insan olduğunu anlar.Genç kız zengin bir aileden geldiği ve delikanlı da değirmende çalışan bir işçi olduğu halde geleceği hiç düşünmeden rüya gibi bir yaz geçirirler ve iyice aşık olurlar. II. Dünya Savaşı'nın kızıştığı bir dönemde hayat, aşıkları ayırıverir. Sevdiği kızı aklından hiç çıkarmamış olan Noah savaştan döner. Oysa Allie gönüllü olarak çalıştığı bir askeri hastanede tanıştığı Lon ile evlenmek üzeredir.

Mütevazı balıkçı João (Jean Reno)yaşadığı trajedinin ardından dünyadan elini eteğini çekmiştir fakat petrol sızıntısından sırılsıklam olmuş, okyanusta bir başına sürüklenen bir penguen bulduğunda ilk iç güdüsü ona yardım etmek olur. Karısının (Adriana Barraza)dehşete düşmesine rağmen bu deniz canlısını yalnızca kurtarmakla kalmaz, uçamayan bu kuşu kanatları altına alır. Penguene DinDim adını veren João, aralarında ne kadar kopmaz bir bağ geliştiğinin farkında olmasa da yıllardır ilk kez neşe duymaya başlar. DinDim aniden okyanusun uçsuz bucaksız vahşi sularında kaybolunca João arkadaşını bir daha görmenin imkânsız olduğunu düşünür. Ama binlerce kilometre ötede DinDim talihsizliklere yakalanmıştır ve GPS benzeri eşsiz güçlerini kullanarak artık evi olarak gördüğü yere giden yolu bulmakta kararlıdır

Maddi durumu sıkıntılı olsa da yetimhaneleri kurtarmak isteyen bir adam ve koruyucusu olduğu çocuklar, Tükenmiş bir tekne kaptanıyla kârlı bir balıkçılık yarışmasına katılır.

"A Walk to Remember", "The Notebook" gibi çok satan romanların yazarı Nicholas Sparks'ın aynı adlı son romanından uyarlanan "The Last Song"un konusu ABD'nin güneyindeki küçük bir sahil kasabasında geçer. Kariyeri uğruna ailesini yıllar önce terk etmiş olan bir baba (Greg Kinnear), yaz tatilini ergenlik çağındaki kızı (Miley Cyrus) ve küçük oğluyla (Bobby Coleman) geçirme şansına kavuşmuştur. Ancak New York'taki evinde olmayı tercih eden kızı iletişim kurma konusunda isteksizdir. İlk aşklarla ikinci şansların kolkola gittiği bu aile, arkadaşlık, sırlar ve kurtuluş hikayesinde baba, iletişim kurmak için çareyi kızıyla tek ortak paydaları olan müzikte bulacaktır.

Jilet haline getirilmek üzere hurdaya gönderilmeden önceki son yolculuğuna çıkan dev yolcu gemisi Poseidon'un yorgun bedeni, çok zorlanınca yılbaşı gecesi denize yenik düşer. Alabora olan gemi su almaya başladığında, bir papazın örgütlediği hayatta kalanlar yaşam mücadelesine başlar.Kazazedelerin kurtulmak için tek şansı, şimdi tersyüz olmuş ve giderek su alan geminin derinliklerinden deniz seviyesinin üzerine doğru imkansız bir yolculuğa çıkmaktır. Geminin labirent gibi dehlizlerinde yaşam savaşı grubun pek uyumlu olduğu ise söylenemez: başı çeken bir papaz, İsrail'deki torunlarını görmeye giden yaşlı bir çift, bir tüccar, New York'lu bir dedektif ile eski bir olan karısı, iki çocuk, ünlü bir şarkıcı ve bir garson...

Dünya Savaşı sırasında hüküm giymiş bir Nazi savaş suçlusunun kızı olan Alicia'yla Amerikan Hükümeti adına casusluk yapması için temasa geçilir. Aşk, gerilim ve tutku gibi Hitchcock temaları etrafında dönen film, ustanın en iyi filmlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Film diğer Hitchcock filmleri gibi gerilim türünde olsa da; alt metin olarak asıl aşkı ele alıyor. Filmde Grant, ajan rolünde; Bergman da Almanya vatandaşı olan, babası kirli işlere karışmış, babasının yaptığı pis işleri öğrendiğinde Amerika hükümetine çeteye sızan birini canlandırıyor.

Gerçek bir hikayeden uyarlanan Adrift, tanıştıktan kısa süre sonra birbirlerine aşık olan ve hayatlarının macerasına doğru yelken açan iki insanı anlatıyor. Hevesli denizciler okyanusa açılırlar fakat yolculukları doğrudan, tarihte görülmüş en büyük kasırga felaketlerinden birine doğru olacaktır. Kasırganın ardından kendine gelen Tami, Richard'ın ağır yaralandığını ve teknelerinin harabeye döndüğünü görür. Tami, kurtarılmak için hiçbir umudu olmadan, kendisini ve hayatı boyunca aşık olduğu tek adamı kurtarmak için gereken gücü ve kararlılığı kendinde bulmak zorundadır.

1930'larda, bir genç kız, 2.000 mil uzaktaki bekar babasının yanına gitmek için koruyucusundan kaçar ve orada iş bulur.

Bir cinayet ve bir aşk öyküsünü aynı anda işlerken 1940'ların çekim koşullarını yeniden canlandıran ve o dönemden kalma arşiv görüntülerini de kullanan bu birinci sınıf tarihsel gerilimin öyküsü, Joseph Kanon'ın aynı adlı romanından uyarlanmış. Amerikalı bir savaş muhabiri, bir zamanlar sevgilisi olan Alman kadını bulmak için savaş sonrası Amerikan işgali altındaki harap Berlin'e döner. Görünüşte Potsdam Konferansı'nı izlemek üzere gönderilmiştir, ancak bu arada bir Amerikan askeri öldürülür. Kahramanımız, cinayetin gizemini çözdüğünü düşünürken, fiziksel ve ahlaki açıdan büyük yıkım geçirmiş şehirde hüküm süren yozlaşma ve entrikalar hakkında acıklı bir öyküyle karşı karşıya kalacaktır.

Usta Samuray Kambei'nin cesareti ve fedakarlığına şahit olan bir grup köylü ondan sürekli olarak haydutların baskınlarına uğrayan köylerini korumasını isterler. Kambei bu isteği herhangi bir çıkarı olmamasına rağmen kabul eder ve ilk olarak kısa süre sonra müridi olan genç samuray Katsushiro'yu, ardından da güç kullanmaya meraklı bir samuray olarak görünen fakat sonradan bir çiftçinin oğlu olduğu ortaya çıkan Kikuchiyo'yu yanına alır. Takımına dört yeni samuray daha ekleyerek köyü savunmaya girişen Kambei köylüler tarafından sevinçle karşılanır ve herkesin sevgisini kazanır; bir süre sonra onlara kendilerini savunmayı öğretmeye başlar. Bu arada haydutlar köyün sınırlarında dolaşmakta ve yeni saldırıları için uygun bir zaman kollamaktadırlar...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir