
Paul Dano
Joby Taylor

After an overnight long-distance drive, Joby has a special meeting—with lawyers and his ex-wife. A struggling musician with the prerequisite tattoos, slimy hair, goatee, and his head firmly floating in the clouds, Joby hasn’t been around to be a dad. Now is his last chance to fight for shared custody of his daughter, Ellen.

Paul Dano
Joby Taylor

Jon Heder
Fred Butler

Jena Malone
Susan

Shaylena Mandigo
Ellen Taylor

Margarita Levieva
Claire Taylor

Dakota Johnson
Cindy Taylor

Alex Mauriello
Lisa

Julian Gamble
Mr. Hamilton
Mara Pelifian
Mrs. Butler
Peter Roberts
Tow-Truck Guy
William Roberts
Tow-Truck Guy
Ronald Walter Mandigo
Claire Taylor's Fiancé / Bowling Alley Extra
Mike Almond
Bar Extra
Gabrielle Bergeron
Bar Extra
Bonnie Lucia
Bar Extra

Rüzgarlı bir balıkçı köyünde yaşayan bir anne, yaşanan beklenmedik bir olayın ardından, kendi doğru ve yanlış duygusu ile her şeyden çok sevdiği oğlunu korumak arasında kalır. Kadın, oğlu için söylediği yalanla, hem ailelerini hem de birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan topluluklarını parçalanmakla karşı karşıya bırakır.

Grace ve sevgilisi Jackson, eski bir köy evine taşınır. Grace yazarlık hayalinin peşinden gider ve çift kısa süre sonra bir bebek sahibi olur. Ancak Jackson'ın sık sık evde olmaması ve ev hayatının baskıları altında ezilen Grace, ardında bir yıkım yolu bırakarak yavaş yavaş kontrolünü kaybetmeye başlar.

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

Kızını büyüten bekar bir baba olan Max’ın hayatı, kendisine ölümcül bir beyin tümörü teşhisi konulmasıyla kararır. Bu durum üzerina adam, onları yıllar önce terk eden kızı Wally’nin hiç tanımadığı annesini bulmak ve hayatının geri kalanında bilmesi gereken her şeyi ona öğretmeye çalışmak için bir yolculuğa çıkar.

Geçmişteki bir davadan dolayı psiklojisi bozulduğu için alkole sığınan ve bu sebeple eşinden boşanıp 5 yaşındaki kızının velayetini almak için uğraşan avukat Cate McCall; aynı zamanda önemli bir cinayet davasını üstlenir, haksız yere hüküm giymiş Lacey’nin davasını alır. Bütün deliller, olay yeri incelemeleri kadının suçsuz olduğunu ispatlasa da Cate McCall yargı duvarına toslar. Kendisinden başka kimse Lacey’nin masumluğuna inanmamaktadır. Önyargıları sağlam savunmayla yıkmaya niyetli olan McCall adalet sisteminin doğru şekilde işlemesi için varını yoğunu ortaya koyacaktır. Önünde iki yol vardır; ya mesleğinde ilerlemek için bu davayı kazanmaya çalışmak ya da kızının velayeti alabilmek için ona daha fazla vakit ayırmak..

17 yaşındaki Jem Starling, Kentucky kırsalındaki köktendinci Hıristiyan topluluğundaki yerini bulmaya çalışır. Kilise grubuyla dans etmekten aldığı en büyük zevk bile, eylemlerinin günah olduğu endişesiyle gölgelenir ve kendi cinselliğiyle ilgili gelişen farkındalık ile dini bağlılığı arasında sıkışıp kalır. Esrarengiz bir genç papaz olan Owen'ın dönüşüyle, Jem kısa süre sonra kendisini onun dünyeviliği ve cazibesine kapılmış halde bulur. Yavaş yavaş, onu tüm topluluklarını alt üst edebilecek tehlikeli bir ilişkinin içine çeker.

Reklam firmasında iyi bir pozisyonda olan çok çalışan bir adam evlilik tarihi aldığı sevgilisi tarafından tamda düğün günü terk edilir. Düğünden sonrası için tatil planlayan adam bunun yanmasını istemez ve babasıyla birlikte gidecektir.

15 yaşındaki Gracie, New Jersey'de üç erkek kardeşin içinde tek kız olarak ailesi ile birlikte mütevazi bir hayat sürmektedir. Ailenin en büyük takıntısı spordur; arka bahçede yapılan futbol maçlarının yanı sıra sabahtan akşama yapılan tek sohbette spordur. Büyük kardeşi Johnny okulun gözde futbolcularından biridir, ancak bir araba çarpması sonucu hayata veda eder.Gracie hem kardeşinin anısını taze tutabilmek, hem de spor tutkusunu yerine getirebilmek için futbol takımına girmeye karar verir. Oysa 1978'te kadın futbolcu yoktur ve Gracie öncelikle bir kadının da futbol oynayabileceğini kanıtlamak zorundadır.

Agnes and her two sisters struggle through a day in a home overrun by gamblers, thieves, and johns.

Oldukça güzel, alımlı ve şık bir kadın olan Ellie, kariyerinde oldukça başarılı bir müzik eleştirmenidir. Eski erkek arkadaşının ortalıktan kaybolmasıyla kendi dünyasına kapanan Ellie, bir kitap yazmaya karar verir. Daha önce böyle bir işte hiç deneyimi olmayan Ellie, gazeteye verdiği son makaleden sonra bunu aklında iyice kesinleşmiştir. Kendi hayatını yaşadığı aşkı ve olayları konu alacak olan bu kitap yayınlanmadan önce bazı engellere takılacaktır.bir beklenti içinde bulunmayın

Alex büyük bir firmada avukatlık yaparken birden işten çıkartılır. Ne olduğunu anlayamaz ve boşluğa düşer. Birden sıkıcı bir hayat yaşamaya başlar ailesini bir arada tutmak için çalışması gerekecekti

Nebraska’nın Falls şehri, Brandon Teena (Hilary Swank) adındaki delikanlıyla ilgili dedikodularla çalkalanıyordu, tüm kadınların olduğu gibi tüm kasabalının da dikkatini ve ilgisini çekmişti. Karizmatik kişiliği ve masum yüzünün arkasında kocaman bir sır gizliyordu. O herkesin olduğunu zannettiği kişi değildi. Her genç insan gibi hatalar yapıyordu ve bu hatalarını da çok pahalıya ödemek zorundaydı. Yeni sevgilisi Lana ve gözü pek arkadaşı John arasındaki sınırları yanlışlıkla aşınca sır, bir vahşetle ortaya çıktı. Brandon Teena; hararetli bir aşık, toplumdan dışlanmış kimsesiz bir hayalperest, cesur bir hırsız ve haksızlığa uğramış trajik bir suçluydu. Bu filmdeki rolü Hilary Swank’a bir Oscar ödülü kazandırdı, ancak Chloe Sevigny aday olduğu 'En İyi Yardımcı Aktrist' dalında ödül alamadı.

Amerikan tarihindeki önemli olaylardan birine güncel bir bakış açısı getiren Demir Çeneli Melekler, Amerikan kadınlarına oy hakkı kazandırmak için hayatlarını riske atmaktan kaçınmayan ve Hilary Swank'ın canlandırdığı cesur, başarılı ve genç eylemci Alice Paul ve Frances O'Connor tarafından canlandırılan Lucy Burns'ün gerçek yaşam hikayelerini anlatıyor.

Ayrılış, şaşırtıcı derecede konuşan bir kuş biçiminde gelen ölüm ile yüzleşmek zorunda olan bir anne ve kızının hikayesini konu ediyor. Tuesday, ölmek üzere olan bir gençtir. O, annesi Zora'ya yakın olmak ve Dünya'daki bir papağanın bedenine bürünen "Ölüm" ile arkadaş olmak ister. Tuesday, yeni arkadaşının ona son dileğini yerine getirmesini umar.

Apartheid’in acımasız yüzüne tanık olan beyaz bir öğretmenin çarpıcı dönüşümü! Ben du Toit, sıradan bir hayat sürerken, bahçıvanının polis şiddetiyle öldürülen oğlu için adalet arayışına girer. Sistemin baskılarına rağmen gerçeklerin peşinden giden Ben, hukukun çaresizliğiyle yüzleşir.

Özgür ruhlu Inez, 6 yaşındaki Terry'yi koruyucu ailesinden kaçırır. Sırlarına ve birbirlerine tutunan anne ve oğul, değişen New York'ta evlerinin yanı sıra kimliklerini ve istikrarlarını geri almak için yola çıkarlar.

Bir salgının dünyanın yarısını yok etmesinin üzerinden geçen on yılın ardından, bir baba ve kızı toplumdan uzak bir yerde yaşamaktadır. Adam, kadınların yok olmasına neden olan salgının başlarında doğan kızını sadece erkeklerin yaşadığı toplumda büyütmeye çalışır. Kızının erkek gibi görünmesini sağlayan ve onu insanlara erkek olarak tanıtan baba, erkek egemenliğindeki toplumda kızını korumak için zorlu bir mücadele vermek zorunda kalır.

13 yaşındaki Vic (Sophie Marceau), çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o garip geçiş dönemindedir. Yeni bir okul ve yeni bir arkadaş çevresi demek yeni partiler anlamına gelir. Tabii erkek arkadaşlar da bu denklemin bir parçasıdır. Ancak Vic'in tek sorunu ergenlik değildir; annesi ve babasının evliliği sallantıdadır. Vic aradığı desteği büyükannesinde bulur. Bu delidolu kadın ilk aşkını yaşayan Vic'e inanılmaz eğlenceli tavsiyelerde bulunur. 1980'lerin bu ilk gençlik filmi, masumiyetin ve içtenliğinde bir filmi. Vic'in başından geçen eğlenceli olaylar hepimizin başından geçmedi mi? Sophie Morceau'nun 13 yaşında rol aldığı bu film, uluslararası kariyerinin başlangıç noktası olma özelliğini de taşıyor.

30’larında iki kardeş olan Wilbur ve Harbour, babalarından kalma kitapçıyı işletmektedirler. Kardeşi Wilbur’ın hayata bağlarını yitirmiş olması ve sürekli intihar girişimlerinde bulunması, Harbour’u çok tedirgin etmektedir.

La Boum dizisinin ilk filminde 13 yaşındaki maceralarına tanık olduğumuz Vic (Sophie Marceau) artık 15 yaşındadır. Geçen iki yılda çok şey değişmiştir. Ayrılmayı düşünen annesiyle babası yeniden bir araya gelmiştir, büyükannesi ise gençlik aşkı ile romantik bir ilişki yaşamaktadır. Ancak Vic aradığı gerçek aşkı bir türlü bulamamıştır. Tam da bu dönemde, bir tren yolculuğunda Philippe ile tanışır. Vic kendini tamamen açabileceği "büyük aşkı sonunda bulmuş olabilir mi? İlk La Boum filmi kadar büyük bir heyecanla karşılanan La Boum 2, Sophie Marceau'nun güzelliği ve yeteneğini sergilediği unutulmaz bir yapım oldu. Ve en az ilki kadar da eğlenceli ve romantik...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir