
Liv Ullmann
Eva Rosenberg

Jan ve Eva Rosenberg, isimsiz bir Avrupa ülkesinde yaşarken, iç savaş çıkması sonucu çareyi bir adaya inzivaya çekilmekte bulurlar. Klasik müzik eğitimi almış, keman çalarak mütevazi bir hayat süren Rosenberg'lerin hayatı, asker dolu bir uçağın yaşadıkları adaya düşmesi sonucu alt üst olur. Her iki tarafan askerlerin adayı bir savaş alanına çevirmesiyle, hayatlarını tehdit altında gören genç çift, başka bir yere kaçmaya karar verirler. Ancak yakalanarak isyancı askerlere yardım ve yataklık etmekle suçlanırlar. Çiftin eski bir dostu olan Albay Jacobi, adayı savunan ordunun başındadır ve onlara yardım edecektir. Tabii eğer sadece... Eva onunla yatmayı kabul ederse!

Liv Ullmann
Eva Rosenberg

Max von Sydow
Jan Rosenberg

Sigge Fürst
Filip

Gunnar Björnstrand
Mr. Jacobi

Birgitta Valberg
Mrs. Jacobi

Hans Alfredson
Lobelius

Ingvar Kjellson
Oswald

Frank Sundström
Interrogator

Vilgot Sjöman
TV Interviewer

Bengt Eklund
Guard on Jacobi's Expedition

Gösta Prüzelius
Pastor in the Interrogation Room

Willy Peters
Senior Officer

Barbro Hiort af Ornäs
Woman in the Refugee Boat

Agda Helin
Shopkeeper's Wife

Ellika Mann
Female Prison Guard in the Interrogation Room

Filmin konusu Fransız ordusundaki komuta kademesinin savaşmak istemeyen askerlere gözdağı verip korkutmak amacıyla suçsuz askerleri kurşuna dizmesidir. Fransız Ordusu da savaş sırasında diğer müttefik orduları gibi korkaklık suçundan dolayı infazlar gerçekleştirmiştir. Ancak filmin merkezinde duran sorun, verilen emre karşı gelerek saldırıya geçmeyen tüm cephenin yerine rastgele seçilen askerlerin kurşuna dizilmesidir. Bu tür cezalandırma tarihte Romalılar tarafından yaygın olarak uygulanmıştır. Onuncunun cezalandırılması olarak dilimize çevrilebilecek decimation cezasında suçlular arasından her on kişiden bir tanesi öldürülerek ceza uygulanır. Bu ceza Fransız Ordusunda, Flanders yakınlarında 15 Aralık 1914 tarihinde geri çekilen Cezayir Alayı 8.Tabur 10. Bölük askerleri hücum emrine uymayınca uygulanmıştır...

Matthew Modine ve Nicolas Cage'in başrollerinde oynadığı bu film, 1985'te Cannes'da Jüri Özel Ödülü'ne layık görüldü. İki Vietnam gazisinin ilkgençlik yıllarında başlayan ve savaş yaralarını sarmalarını olanaklı kılan az bulunur dostluklarını anlattığı için de bütün dünyada takdirle karşılandı. Biri ruhsal, diğeri fiziksel yaralar alarak Vietnam'ı terk eden gencecik iki insanın öyküsü, izleyenleri savaş denen şey üzerine düşündürecek nitelikte. Ancak TRT'nin külyutmaz sansür kurulunun, zamanında filmdeki 'gizli eşcinsel' temaları deşifre ettiğini ve bunun bir tartışma yarattığını kimilerimiz hatırlayacaktır. Ülkemiz sinema eleştirisinin gördüğü en anlamsız tartışmalardan birine maruz kalan bu filmin, yeniden ve hakettiği gibi izlenip değerlendirilmesi gerekmekte...

Film Japonlara esir düşmüş İngiliz ve Amerikalı askerlerin Singapur'daki Changi kampındaki son günlerini anlatıyor. Filmde Japonları neredeyse hiç görmüyoruz. karaborsanın, yalanın dolanın gırla gittiği, yüce askeri değerlerin, rütbelerin hiç bir anlam ifade etmediği kampın kralı amerikalı onbaşı king rolünde George Segal [ki kendisini just shoot me'nin babası olarak hatırlayabilirsiniz], king'in gerçek hayatta aynı salonlarda bulunmasının pek mümkün olmadığı kankası pete marlowe rolünde james fox ve bu ikisine beslediği düşmanlıkla ayakta duran sevimsiz teğmen grey rolünde tom courtenay harikalar yaratıyorlar.

Takvimler 1981 yılını gösterirken Afganistan kumlu ve tozlu toprakları rusların işgali altında inlemektedir. Baskınlar giderek vahşileşip , sadece kent merkezlerinde değil küçük kasabalardada acımasızlığını göstermektedir. Hikayemiz de ise küçük bir köyde bu vahşete maruz kalan masum ve çaresiz insanlar bir tank dolusu asker tarafından acımasızca talan edilmiştir. O sırada köyün dışında olan afgan mücahitler geri döndüklerinde karşılaştıkları manzara karşısında intikam yemini ederek çölde yolun kaybetmiş olan rus askerlerinin peşine düşeceklerdir. Savaşın zorlu şartları insanları tamamen çaresiz bırakmıştır. Kalanlar da ise tek bir duygu kalmıştır oda "intikam.!". Kötüler kazansa bile insanlık her zaman kalplerde hükmünü korumaya devam edecektir.

On beş yıl önce üç arkadaş Vietnam savaşında görev almak üzere askere çağrılmıştı. Ancak iki tanesi geri dönebilmişti. Yaşadıkları o korkunç savaşın onça inanılmaz acılarını hala içlerinde taşıyan ve geceleri kabuslarla uyanan bu iki arkadaş artık birbirlerinden ayrı yaşamaktadır. Çektikleri acılar o kadar çoğalır ki artık tekrar bir araya gelip o günleri yeniden yaşayacaklar ve hem kendilerini hem de arkadaşlıklarını bir tür sınavdan geçirerek yarınlara daha sağlıklı ulaşmanın yollarını arayacaklardır.

After returning home from an extended tour in Afghanistan, a decorated U.S. Army medic and single mother struggles to rebuild her relationship with her young son.

In 1918, a young, disillusioned Adolf Hitler strikes up a friendship with a Jewish art dealer while weighing a life of passion for art vs. talent at politics

Film Amerikalı iki genç askerin sert psikolojisi bozuk çavuş Sterling'in komutasındaki Irak savaşının dehşet anlarına gidiyor.

"Apu'nun Dünyası" (Apur Sansar), Satyajit Ray'in Apu Üçlemesi'ni oluşturan filmlerinin sonuncusudur. Üçlemenin diğer filmleri ise: 1955 tarihli Yol Türküsü (Pather Panchali) ve 1956'da tamamlanan Yenilmez (Aparajito)'dır. Bu filmin müziklerini de diğer iki filmin müziklerini yapan Ravi Shankar bestelemiştir. Her üç filmin öyküsü de Bibhutibhushan Bandyopadhyay (Bibhutibhushan Banerjee olarak da biliniyor)'ın kitaplarından uyarlanmıştır. Bu film de diğerleri gibi siyah beyaz çekilmiştir ve düşük bir bütçeyle tamamlanmıştır. Her üç filmin de görüntü yönetmeni Subrata Mitra'dır.

Aparajito (Yenilmez), Satyajit Ray’ın muhteşem Apu üçlemesinin ikinci filmi. Pather Panchali’de (Yol Türküsü) ablasının ölmesinin ardından küçük Apu (Pinaki Sengupta) ve ailesi Benares’e taşınmıştır. Babası Harihar (Kanu Bannerjee) Ganj kıyılarında rahiplik yaparak hayatını kazanırken çocuk da içinde barındırdığı zengin görüntü ve ses karışımından büyülenmiş ve hoşnut bir halde kenti dolaşır. Ne var ki Harihar bir hastalığa yakalanıp ölür ve Apu’nun tek başına ayakta kalmaya gücü yetmeyen annesi Sarbojaya (Karuna Bannerjee), oğlunu yeniden taşraya, kayınpederinin evine götürür. Daha büyük bir dünyanın tadını almış olan Apu, içinde büyüdüğü basit köy hayatıyla yetinemeyecek duruma gelmiştir; köyün öğretmeni de onun tutku ve meraklarını teşvik eder. 16 yaşında Kalküta’da öğrenim görmek için bir burs kazanır. Kent yaşamına kendini kaptıran Apu (artık Smaran Ghosal tarafından canlandırılmaktadır) eve çok seyrek ve gönülsüzce döner.

Paul Schrader'in Japon yazar-eylemci Yukio Mishima hakkındaki sıra dışı filmi, Japonca çekilmiş (Roy Schneider'in az miktardaki İngilizce dış sesine rağmen) zengin bir Amerikan sanat filmi, yani bir anomalidir. Mishima bir narsist, devrimci bir vatansever, samuray özentisi ve muhtemelen 20. yüzyılın en önemli Japon yazarıdır. Taksi Şoförü'ndeki Travis Bickle'nin yaratıcısının, kendini ruhen Mishima'ya yakın gördüğü aşikârdır ama film sadece bir saygı gösterisi değildir. Schrader, Mishima'nın takındığı pek çok maskeyi büyük bir zeka ve açıklıkla ortaya döker.

New York Brooklyne’de, yılın en sıcak günündeyiz. Mahallede geveze bir DJ’yin yeteneklerini sergilediği bir radyo istasyonu ve Koreli bir çiftin işlettiği bakkal dükkanı dışındaki yegane hareket merkezi, mıntıkanın bir beyazın işlettiği tek ticarethane olan pizzacıdır. Sal’ın Meşhur Pizzaları isimli dükkanda adamın birbirinden deli saçması iki oğlu ve bezgin siyahi Mookie çalışmaktadır. Mookie’nin hayatında ise gereğinden fazla sorumluluk sahibi kızkardeşi Tina dışında, iki kankası, rap düşkünü sessiz Radio Raheem ve çabuk alevlenen mizacıyla Buggin' Out vardır. Buggin’ bir gün Sam’ın dükkanında asılı bir İtalyan asıllı Amerikalılar köşesinde neden hep beyazlar olduğunu gündeme getirip mahalle çapında eylem yapmaya kalkar. Küçük aklıyla hesabedemediği şey ise, sinirlerin zaten gergin olduğu bu yılın en sıcak gününde olayların ne kadar kolay kontrolden çıkabileceğidir.

Dünya tarihinin kanlı sayfalarından bir yaprak: Vietnam Savaşı. Beş Amerikan askeri, yerli halktan bir kızı kaçırarak tecavüz eder. İçlerinden sadece biri, bunu reddetse de, diğerlerine engel de olmaz. Genç kızın daha sonra öldürülmesiyle olayın asla kapanmayacak insani boyutu açılacaktır.Tek bir olay üzerinden, genel olarak savaşın insanı acımasızlaştıran yönlerini eleştirel bir gözle ele alan Brian De Palma imzalı film, savaş karşıtı filmler arasında önemli yeri olan bir çalışma.

Walter Winchell tarzı sansasyonel bir köşe yazarı olan J.J. Hunsecker yazılarıyla birçok kişinin kaderini belirlemektedir. Hunsecker kızkardeşi Susan'a kur yapma cüretini gösteren caz gitaristi Steve'i hedef seçer.

Soğuk, yağmur ve sis, Ravenna'daki bir fabrikayı çevrelemiştir. Fabrika atıkları çevredeki gölleri kirletmektedir. Fabrikanın müdürü Ugo'nun karısı, ev kadını Guiliana psikolojik olarak rahatsızdır, ancak rahatsızlığını kocasından elinden geldiğince saklamaktadır. Guiliana Patagonya'ya gitmekte olan bir mühendis olan Zeller ile tanışır. Birlikte seksi oyunlarıyla dolu bir akşam yemeğine katılırlar; ardından Ugo iş için şehir dışındayken Guiliana oğlunun çocuk felcine yakalandığından şüphelenir. Ancak oğlunun hastalığı uydurduğunu fark edince, kimsenin ona ihtiyacı olmadığına dair paniğe kapılarak Zeller'a gider.

Afganistan'da görev yapan genç bir Amerikan askeri, komutanının bazı davranışlarından rahatsızlık duyar. Bu durum, onu ahlaki bir ikilimenin içine sürükler

Vietnam Savaşı sırasında Albay Hambleton'ın uçağı düşman toprakları üzerinde düşürülür ve ardından çılgın bir kurtarma operasyonu başlar.

Saklanmakta olan bir savaş suçlusu, dışarısıyla tek bağlantısı olan hizmetçicisi Tanja ile özel bir ilişki geliştirir. Ancak onun kendisini korumak için görevlendirilmiş bir ajan olduğunu öğrenince ikisinin de hayatını değiştirecek bir karar alır.

Nazi Almanya'sının tıpkısının aynısı bir başka diktatörlükte, kararları ve yönetimi ile ülkesini kırıp geçiren Diktatör Adenoid Hynkel, ülkede kendisine ikizi kadar çok benzeyen son derece saf karakterli bir Yahudi berberin yaşadığından habersizdir. Hynkel'in askerleri Yahudileri teker teker toplama kamplarına götürmek üzere toplarken Yahudi Berber'in Hynkel'e olan benzerliği nedeni ile onu Büyük Diktatör zannederler ve bu benzerlik büyük bir karışıklık yaşanmasına neden olur. Charles Chaplin'in Nazi Almanya'sını ve Hitler'i hicvettiği bu eğlenceli komedi, sinema tarihinin en başarılı hiciv örnekleri arasında yer alıyor.

Bir polis metresini öldürür; ipuçlarının izinin sürülmesini de kendisi yönlendirir; güçlü karakterinin yanı sıra, mesleğindeki konumu da düşünüldüğünde meslektaşları onu suçlu bulmakta aciz kalmaktadırlar. Kendisini suçlamaları yönünde teşvik mi etmektedir onları? Yoksa sadece gücünü göstererek gösteriş mi yapmaktadır, ya da nihayet kendi gerçek yüzünün ortaya çıkarılmasını mı hayal etmektedir?
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir