
Romain Duris
Jay

Every day, Jay travels the length and breadth of Tokyo in his taxi, looking for his daughter Lily. In the 9 years since he has separated from his wife, he has never been able to get custody of his daughter. Having given up hope of ever seeing her again, he is about to move back to France when Lily hops in his cab. But she doesn't recognize him.

Romain Duris
Jay

Mei Cirne-Masuki
Lily

Judith Chemla
Jessica
Tsuyu Shimizu
Michiko

内田春菊
Lily's grandmother

Yumi Narita
Keiko Nomura, mother of Lily

Patrick Descamps
Jay's father

Şinnosuke Abe
Yu

あがた森魚
Mr. Uchishiba

矢柴俊博
Honda

Eriko Takeda
Eriko

Masayuki Şida
Takashima, the manager

井上肇
The prosecutor
Tomonori Mizuno
The lost taxi driver
Loic Garnier
Loïc, from the parents’ meeting

Chaplin klasiklerinden biri daha! Yapımcılığını üstlendiği ilk uzun metrajlı fiilminde, Tramp’in ve dünyalar tatlısı 6 yaşında bir çocuğun kimi zaman komik kimi zaman gözlerinizde yaşlara sebep olacak hüzünlü hikayesi anlatılıyor. Hikaye Tramp’in terkedilmiş bir bebeği bulması ve onu kurtararak evine almasıyla başlar. Hafızalardan silinmeyecek sahneleri ve Chaplin’in yorumuyla hüzün ve eğlencenin harmanlandığı bu filmi kaçırmayın!

Dul kalan çiçeği burnunda bir baba, kızını tek başına büyütmek için bilinmezlik, korku, üzüntü ve bebek bezleriyle dolu bir serüvene atılır. Gerçek bir öyküden esinlendi.

A seemingly simple taxi ride across Paris evolves into a profound meditation on the realities of the driver, whose personal life is in shambles, and his fare, an elderly woman whose warmth belies her shocking past.

Rachel hayatını, öğrencilerini, arkadaşlarını, eski sevgilisini, gitar derslerini seviyor. Ali'ye aşık olduğunda, onun 4 yaşındaki kızı Leila'ya yakınlaşıyor. Onu yatağa yatırıyor, ona bakıyor ve bir anne gibi seviyor... ki o öyle değil. Henüz değil. Rachel 40 yaşında. Kendi ailesine sahip olma isteği giderek güçleniyor ve zaman daralıyor. Çok mu geç?

Bir süre psikiyatri tedavisi gören Charles (Michael Douglas) hastaneden çıkar ve kızı Miranda'nın (Evan Rachel Wood) yanına yerleşir. Miranda annesinin küçük yaşlarda evi terk etmesinden sonra babasıyla yaşamaya devam etmiş, sonra da onun akıl hastanesine yatmasıyla birlikte yalnız yaşamak zorunda kalmış bir kızdır. Ancak babasının dönüşünden sonra Miranda için işler iyice zorlaşmaya başlar. Metal dedektörü ve yığınla define bulma kitaplarıyla donanmış Charlie, hastane kütüphanesinde bulunan bir kitapta ki haritadan tespit ettiği ve evlerinin yakınında gömülü bulunduğuna inandığı kayıp bir definenin peşindedir. Bu fikre başlarda kuşkuyla yaklaşan Miranda kısa sürede kendini babasının acayip davranışlarına kapılmış bulacaktır. Kara mizah içeren bu filmde bir yanınız define hikayesine inanmak isterken, bir yanınız da hala bu adam akıl hastası diyor. Miranda da aynı durumda; bazen babasının hikayesine öyle bir kaptırıyor ki kendini, bazen ise her şey anlamsız geliyor.

Ed Wood, kimilerine göre dünyanın en kötü yönetmeni, kimilerine göre de, filmleri son derece keyifli, nev-i şahsına münhasır kült bir yönetmen. Tim Burton, ikinci grupta yer alan bir yönetmen olarak daima ilhamları arasında tuttuğu Wood'un filmcilik serüveni üzerine bu filmi gerçekleştirdi. Yapımda, Ed Wood'un ayrıntılı yaşam hikayesinden çok, en çok bilinen yapımlarını çektiği dönem ve film yapma konusundaki hırsı konu ediliyor. Hem Ed Wood'u tanımak hem de Burton'ın başyapıtını görmek için kaçırılmamasında fayda var. İzledikten sonra sizde yazının başındaki sorunun cevabını bulacak ve muhtemelen ilk seçeneği eleyeceksiniz! * Tim Burton ve Johnny Depp işbirliğinden çıkan 8 film içinde en gerçekçi yapım bu olsa gerek


Orta yaşı çoktan geçmiş, evli ve çocuklu Amerikalı aktör Bob bir reklam çekimi için Japonya’ya gelir. Tokyo’da kaldığı otelde bir başka Amerikalı ile fotoğrafçı kocasının peşinden buraya gelmiş olan sevimli ama ciddi Charlotte ile tanışır. Dillerine ve kültürlerine uzak oldukları bu insanların ülkesinde fazlasıyla yabancı olan ve iletişimsizlik denizinde boğulan bu iki yabancı, bir Tokyo haftasonunda birdenbire yakınlaşacaklardır.

Zengin medya patronu Charles Foster Kane kendi özel şatosu Xanadu'da ölür. Ölürken son söz olan Rosabud'u fısıldar. Bütün gazetelerde Kane ile ilgili değişik hayat hikayeleri yayınlanır. Genç bir gazeteci Kane'nin son sözünün ne anlama geldiğini araştırmak için görevlendirilir. Gazeteci Kane'nin yakınlarıyla iletişime geçer. Biz de Kane'nin geçmişine tanık oluruz. Bu bireysel hikaye aynı zamanda mükemmelliyetçiliğin ve otoriter yönetimin hazin sonuçlarını da göstermektedir.

Yetim bir çocuk olan Champion'u büyük annesi Madame Souza büyütmüştür. Büyük annesinin hediye ettiği üç tekerlekli bir bisiklet ile Champion'un bisiklet yarışlarına olan aşkı başlar. Büyük anne Madame Souza'nın da desteği ile yıllar süren çalışmaların ardından Champion, Fransa Bisiklet Turu'na yarışmacı olarak katılmayı başarır. Fakat Champion, iki yarışçı ile birlikte mafyalar tarafından kaçırılır. Belleville adlı bir şehire kaçırılan Champion, burada bisiklet temelli bir kumar makinası için gün boyunca pedal çevirmek zorundadır. Madame Souza ve sadık köpeği Bruno Champion'u kurtarmak için hazırlanırlar. Madam Souza ve Bruno büyük bir okyanusu aşarak Belleville adlı şehire gelir. Madam Souza'ya erkek torunu Champion'u bulabilmek için Belleville Üçlüsü adlı eski bir şarkıcı grubu üyeleri Violette, Blanche ve Rose yardım eder.

Canı sıkkın ve hüsrana uğramış Penny’nin, iş kaçkını bir taksi şöförü olan kocası Phil’e duyduğu aşk tükenmiştir. Phil yumuşak, filozof ruhlu bir adamdır, Penny ise bir süpermarkette kasiyer olarak çalışmaktadır. Kızları Rachel bir huzurevinde temizlik yapar, aşırı kilolu oğulları Rory ise işsiz ve saldırgandır. Phil ve Penny’nin hayatında neşe ve keyif kalmamıştır; ama beklenmedik bir trajedi gerçekleşince yakınlaşırlar, aşklarını yeniden keşfederler. Aynı Londra varoşunda yaşayan ve sorunlu ailenin hayatının bir parçası haline gelmiş komşuların çoğu, kendilerini onların duygusal yolculuğuna katılmış bulur.

Julie finally gets an interview for a job where she can raise her children better only to run into a national transit strike.

Daniel leaves prison. He returns to Marseilles where Mathilda, his daughter, has just given birth. Nicolas, her spouse, a self-employed driver, is exhausted while Mathilda is a sales assistant on a trial basis. But, one night, Nicolas is assaulted by taxi drivers determined to reduce unfair competition.

Junior, bugüne kadar evlatlık verildiği her aile tarafından, çocuk esirgeme kurumuna geri gönderilmiş, sabıkalı ve tehlikeli bir baş belasıdır. Rahibelerin yurdunda onların ve kalan diğer çocukların başına bela olmaktadır. Ta ki Ben Healy ve eşi Flo tarafından evlat edinilene kadar. Çift Junior sayesinde mahalledeki çocuklu çiftler tarafından kabul edileceklerine sevinirken, başlarına nasıl bir problem açtıklarının farkında değildirler.

Yeni nişanlanmış olan Thomas, gelecekteki kayınpederi ile Gilbert ile tanışır. Gilbert, eşi Suzanne ile 30 yıldır evlidir ve evliliği yüzünde hayatı kaçırdığını düşünmektedir. Thoması kızı ile evlenmemesi için ikna etmeye ve hayatını yaşamaya ikna etmeye çalışır. Özgürlüklerinin başka yerde olduğuna ikna olan bu iki adam kendilerini macera dolu bir hayatın kollarına bırakırlar. Acaba ergenlik hayallerinin peşinden koşmak neye mal olacaktır?

Kör bir gezgin olan Zatoichi kumar oynarak ve masaj yaparak geçimini sağlar. Aynı zamanda usta kılıç kullanışıyla ünü dört bir yana yayılmıştır. Bir dağ kasabasına gelen Zatoichi burada Ginzo denilen bir çete ile karşılaşır. Çete bütün kasabayı esir almış, karşı koymaya çalışan herkesi de öldürmektedir. Hattori adındaki samuray bu cinayetlerin baş kahramınıdır. Arkadaşı Şinkiçi ile beraber iki geyşayla tanışırlar. Kardeş olan bu geyşalar intikam hırsıyla dolmuş, güzel ama bir o kadar tehlikeli kızlardır. Ailelerinin öldürülmesinin öcünü almak için bu kasabaya gelmişlerdir. Zorlu bir mücadeleye giren Zatoichi meşhur kılıcıyla ve usta figürleriyle bu çete ile karşı karşıyadır.

Klasik hikaye, çalıştırıldığı yerden kaçan yetim çocuğun, Londra sokaklarında bir yankesici ile tanışmasını ve yankesiciliği öğrenmesini anlatıyor.

30 yılını bir masanın başında mühür basarak ve hiçbir iş yapmayarak geçirmiş olan Bay Watanabe 1 yıldan az ömrü kaldığını öğrenince, o güne dek hiç yaşamamış olduğunu hisseder. Ancak yaşama duygusunu kolay kaybetmeye niyetli değildir.

Upton Sinclair’in “Petrol-Oil!” adlı romanından uyarlanan filmin konusu, 20. yüzyılın başlarında geçer. Aile çiftliği arazisinde petrol çıkartma haklarını almasıyla birlikte servetini hızla katlayan bir işadamı ile (Daniel Day-Lewis), kısa sürede gelişip kalkınan kasabanın karizmatik genç rahibinin (Paul Dano) paralel öyküsü anlatılır. Güney Kaliforniya’da petrol bulunmasının ardından ortaya çıkan tablo, daha önceki yıllardaki “Altına Hücum” olgusunun eşdeğeridir. İşadamının Amerikan Rüyası kavramının farkına varması ve Amerikan Rüyası tarafından yok edilmesiyle birlikte filmin öyküsü hırs ve inançların irdelemesine dönüşür.

Steve Martin sizlere müthiş kahkahalar attırırken onu her zamankinden daha da komik bulacaksınız. Tom Baker (Steve Martin), karısı Kate (Bonnie Hunt) ile birlikte unutulmaz bir yaz kaçamağı için ailenin tüm üyelerini bir araya getirirler. Fakat Baker ailesinin rüya tatilleri, rakip Jimmy Murtaugh'nun (Eugene Levy) ailesinin üstün performansları sonucunda inanılmaz bir çekişme içine girer. Tüm Baker ailesinin çocuklarının yer aldığı filmde, Hilary Duff, Tom Welling ve Piper Perabo'nun bulunduğu kadro aileler için çok eğlenceli mükemmel bir komedi! Baker ailesinin çocukları artık büyümüş ve her biri kendi yoluna gitmeye hazırlanmaktadır. Ailenin sevimli kızı Lorraine'nin mezuniyet töreni ile açılır film. Diğer çocukları Nora'da evlilik hazırlığındadır. Aile reisi Tom son kez de olsa ailenin tıpkı eski günlerde olduğu gibi bir arada bir tatil yaparak kaynaşması gerektiğini düşünür.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir