
Peter Mullan
Riley


Peter Mullan
Riley

Martin Compston
Sean

Gary Lewis
Skipper

Steven Robertson
Cook
Angel Li
Su Li

Hark Bohm
Pol
Li Jun Wang
Chinese Farmer
Ren Hao
Moon Face
Ming Shi
Snakehead
Anna Breuer
Svetlana
Yvonne Costello
Barmaid

Pat Kiernan
Henri
Tutu Babatunde
African Girl
Zandie Mabiusa
African Girl

Maurice Byrne
Barman

Okyanusun ortasında bir tekne. Teknenin içinde yaşlı bir adam ve genç bir kız. Kız için dünya; tekne ve gözü alabildiğince su, yaşlı adam içinse genç kız.Yaşlı adam, genç kızla evlenebilmek için onun 17'sini doldurması için gün sayıyordur. Günler yavaş ilerlerken balık tutmak için tekneye gelenler de kıza tacizde bulunurlar. Fakat bir gün, tekneye gelenlerden biri kızda başka duygular uyandırır. Yaşlı adam kızı diğerlerinden koruduğu gibi, o gençten de artık yayı ve oklarıyla koruyamaz. O çocuk denizlerin ötesinin de anahtarıdır. Çağdaş sinemanın sınırlarını zorlayan Kore sinemasının en sıkı yönetmeninden, yine demir leblebi lezzetinde bir film. Kim Ki-Duk, bir kez daha az diyalog ve az karakter ile bizi ahlâk, sevgi ve bağlılık gibi konular üzerine düşünmeye iterken finaliylede bağlılığın mistik boyutuyla seyirciyi şaşırtıyor.

Shakespeare’in belki de en unutulmaz eserinin yine en unutulmaz sinema uyarlaması Orson Welles'e ait. 1948 yapımı film döneminin sinemasal anlatım ve mekan seçimleri açısından da öncü yapımlarından biri. Macbeth'in vicdan azabıyla dolu ömrü, karısının ve bir grup cadının kışkırtmasıyla inşa olacak ve yıkılacaktır. İktidar hırsının insan ruhunun en karanlık yönlerini nasıl ortaya çıkardığını Shakespeare'den daha iyi kim anlatabilir?

Gazetecilikte kendini göstermek için bir tercih yapmak zorunda kalan Jay, kendi ailesinin yanında yaşadığı bodrum katını dünyanın en tehlikeli suçluları arasında bir hayat için terk eder. Tüm olanaksızlıklara rağmen, doğal cazibesi ve saflığı sayesinde hayatını tehlikeye sokan tüm durumlardan kaçmayı başarıp dünyaya tüm gerçekleri aktaran ilk gazeteci olabilecek midir?New York Times’ın en çok satanlar listesindeki bir anıdan uyarlanan ve Somali korsan çetelerinin arkasındaki gerçek insanları ve siyaseti gün yüzüne çıkaran ilk ve tek batılı gazeteci olan 24 yaşındaki Jay Bahadur’un gerçek hikayesidir.

10 yıldır Londra'da yaşayan 29 yaşındaki Rona evine, İskoçya'daki Orkney Adaları'na döner. Ayık gezen ama yalnız olan Rona, bu iyileşme yolculuğuna çıkmasına neden olan olaylara dair hatırladıklarını bastırmaya çalışırken kendini, bu gizemli topraklara doğru çekilmeye başlar. Gün geçtikçe şiddetli rüzgârlar ve buz gibi denizin ortasında kalan Rona, içindeki umudu ve gücü keşfeder.


Liam’ın annesi, onun 16. yaş gününden önce hapishaneden çıkacaktır. Liam, o döndüğünde her şeyin farklı olması için elinden geleni yapar, hiçbir zaman sahip olamadığı aile ortamını kurmaya çalışır. Ama öncelikle para bulması gerekir. Arkadaşlarıyla birlikte yaptığı plan, başını belaya sokacaktır.

Ivan Drago ile yaptığı maçtan galibiyetle çıkan Rocky, Amerika’ya döndüğünde bir kahraman gibi karşılanır. Ancak Ivan Drago ile geçirdiği ağır maçın beyninde kalıcı bir hasar bıraktığı ve bundan sonra dövüşemeyeceğini öğrenir. Ayrıca dolandırıcı muhasebecisi yüzünden bütün servetini de kaybeden Rocky eski mahallesine geri döner ve Mickey'nin eski spor salonunu çalıştırmaya başlar. Çalıştırdığı genç boksörlerden Tommy Gunn’da ki cevheri gören Rocky onu kanatları altına alır. Ancak zamanla şöhret kazanan Tommy, Rocky’i yarı yolda bırakır ve yeni bir menajerle yoluna devam eder. Tommy, Dünya Ağır Sıklet unvanını kazanmış olsa da Rocky ile kıyaslanmaktan kurtulamaz. Eleştirilerden kurtulmak için Tommy, Rocky’e meydan okur.

5 kişilik bir grup, 11 Eylül'de Dünya Ticaret Merkezi'nin Kuzey Kulesi'ndeki bir asansörde sıkışıp kalır. Birlikte çalışırlar, asla ümidini kesmezler, düşünülemez olandan önce kaçmaya çalışırlar.

Bir adam düşünün... Ömrü boyunca modern kent çevresinde yaşamış; 747'lerle dünyayı dolaşmış ve sürekli bilgisayar ortamında çalışarak yaşamını sürdürmüş. Ve bir gün bindiği uçak denize düşünce Fiji'de ıssız bir adada dört yıl tek başına yaşamak zorunda kalmış. Adada tek başına yaşayan bu adamın bilinç düzeyi tümüyle değişir mi yoksa modern dünyaya dönünce yine aynı kişi mi olur? Hayatının dönüm noktası olan bu olay yaşanmadan evvel sadece işine gömülü bir hayat sürdüren, kız arkadaşı dahil çevresinde sevdiği herkesi ihmal eden bu adam için eski hayatını sürdürmek mümkün olacakmıdır? Yoksa önünde yepyeni bir hayat mı durmaktadır?

1990’larda Sierra Leone’de gelişmekte olan kaos ve iç savaşın fon oluşturduğu Kanlı Elmas, Güney Afrikalı paralı asker Danny Archer ile Mendeli balıkçı Solomon Vandy’nin hikayesi. Her iki adam da Afrikalıdır fakat geçmişleri ve şartları olabildiğince farklıdır. Ne var ki hayatlarını değiştirebilecek pembe bir elması bulmak için çıktıkları serüvende yazgıları kesişir.

Gerçek bir olaydan ilham alan Son Bir Nefes, izleyicileri okyanusun karanlık ve amansız derinliklerinde soluksuz bırakacak bir hayatta kalma mücadelesine davet ediyor. Deneyimli derin deniz dalgıçlarının, dalgaların ve zamanın acımasız baskısı altında verdikleri mücadeleyi konu alan bu sürükleyici yapım, insan iradesinin sınırlarını zorlayan çok farklı bir hikâyeyi gözler önüne seriyor.

Jean Baptiste Grenouille, 18.yy da Paris’te dünyaya gelmiş olup, son derece değişik bir karakterdir. Her türlü kokuya karşı sıra dışı bir algısı vardır. Duyarlılığı çok yüksektir. Öte yandan diğer duyuları aksine gelişmemiştir. Arzu ettiği kokulara sahip olmak uğrunda her şeyi yapmaya hazırdır. Buna insan öldürmek de dahil. Bir gün kendine ait bir ten kokusunun olmadığını fark eder. Bu durumda tek çare vardır. Ona insan kokusu gerekir. Yeni baştan yaratacağı bir insan kokusu. Bunu elde etmek için de insanlara gereksinimi vardır. Patrick Süskind’in aynı adlı romanından uyarlanan film, koku ile var olabilen Jean Baptiste’in trajedisini anlatmaktadır.

After being discredited as a coward, a 19th century seaman lives for only one purpose: to redeem himself. Preserved by the Academy Film Archive in partnership with Sony Pictures Entertainment in 2000.

Nijerya'dan İngiltere'ye iltica etmiş olan Okwe (Chiwetel Ejiofor), Londra'da taksi şoförlüğü ve bir otelde komilik yaparak geçimini sağlamaya çalışmakta ve yoksul bir hayat sürmektedir. Ev arkadaşı olan Türk göçmeni Şenay (Audrey Tautou) ise aynı otelde hizmetçilik yapmaktadır. Yasadışı göçmenler olarak sınırdışı edilme korkusuyla yaşayan ikilinin hayatındaki değişimler Okwe'nin otelin resepsiyon masasında çalıştığı bir gün aldığı bir telefonla başlar. Bir otel odasındaki arızalı tuvaleti kontrol etmeye gittiğinde, kendisini sonradan Londra'nın karanlık yeraltı dünyasına gönderecek olan korkunç bir keşifte bulunur. Okwe'nin mafya maceralarına, Amerika'ya kaçmak için kendisine gereken parayı bulma umuduyla Şenay da katılır...

1787 yılında İngiltere Kraliyet Donanması'na ait HMS Bounty gemisinin William Bligh komutasında Tahiti'ye doğru yaptığı yolculuğu ve ardından gemide çıkan isyanı anlatıyor. Başlangıçta, Bligh ve mürettebatı Tahiti'ye, oradan ekin (özellikle ekmek ağacı fidanı) almak üzere gönderilir. Ancak uzun ve zorlu yolculuk, aşırı disiplinci ve sert yapılı Kaptan Bligh ile mürettebat arasında büyük gerilimler doğurur. Özellikle ikinci kaptan Fletcher Christian, Bligh'ın baskıcı tutumuna karşı isyan eder. Tahiti'deki rahat ve özgür hayatı gören mürettebat da Kaptan Bligh'ın sert disipliniyle daha fazla baş edemez. Sonunda Fletcher Christian önderliğinde bir grup denizci, Bounty'de isyan çıkarır. Bligh ve ona sadık kalanlar küçük bir sandal ile okyanusa bırakılır. Christian ve isyancılar ise gemiyi alıp kendi kaderlerini çizmeye çalışır.

Uyuşturucu kaçakçılığına karışan sınırda görevli bir memur, bebeği kaçırılıp alçakça pazarlığa çıkarılan yoksul genç bir kızla tanışır ve yaptıklarının vicdan azabıyla bu genç kıza yardım etmeye karar verir.


On yıl süren zahmetli bir çalışmadan sonra, romancı Karen Eiffel, en iyi kitabını tamamlamak üzeredir. Önündeki tek sorun, ana karakteri Harold Crick’i nasıl öldüreceğini bulmaktır. Yazar, Harold Crick’in gerçekte yaşadığını ve sözcükleri yazdığı anda olayları yaşadığını bilmemektedir. Şaşkına dönen Harold, yazarın aklındakileri duyup romanın (ve kendi) sonunu değiştirmesi gerektiğini anlar.

Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiçbir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. 'Titanic' adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu Düşler Gemisi'nin yolcuları arasında Avrupa'da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika'ya dönmekte olan, Jack Dawson adlı genç ve fakir bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia'ya giden Rose DeWitt Bukater adlı zengin bir genç kız da vardır. İki genç şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır. Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912'de, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır.

Kaptan Phillips, Amerikan bandıralı yük gemisi Maersk Alabama'nın, 2009 yılında Somalili korsanlar tarafından kaçırılmasını konu alan çok katmanlı bir incelemesidir. Film, olayın çok sayıdaki küresel etkisini hem çok heyecanlı bir gerilim olarak hem de karmaşık bir portre olarak sunmaktadır. Film, Alabama'nın kaptanı Richard Phillips ile onun Somalili muadili Muse arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir