
Sebastião Salgado
Self

"Sebastião Salgado ile bir yolculuk."
Fotoğraf sanatçısı ve kaşif Sebastião Salgado, kırk yıl boyunca insanlığın her daim değişime uğrayan karakterinin izini sürüp dünyanın yakın tarihte deneyimlediği açlık, göç ve uluslararası anlaşmazlıklar gibi önemli olaylara tanık olmuş ve bunları ölümsüzleştirmişti. Sanatçı bu kez modern uygarlık tarafından henüz zarar görmemiş toprakların keşfine çıkıp Vrangel Adası, Batı Papua ve Brezilya'nın Panatanal bölgesi gibi yerlerde sıradışı çekimler yapıyor. Belgesel, bir fotoğrafçının oğluyla çalışma ilişkisine ve Salgadoların aile yaşantısına da değinen dokunaklı bir çalışma.

Batı’nın Afganistan’daki varlığına dair epik bir belgesel olan Acı Göl, BBC News için çekilmiş ve hiç gün güzüne çıkmamış 26 terabaytlık arşiv görüntülerinin bir araya getirilmesinden oluşuyor. Şok edici sahnelerin araya virgül koyduğu bu muazzam montaj, bahsettiği şeylerin garipliğiyle birlikte adeta rahatsız edici bir düş gibi ilerliyor. Curtis’in üstsesi bu anlarda yardımcı olmaya çalışıyor izleyiciye: “İktidardakiler gerçekliğin karmaşıklığını anlamamız için hikâyeler uydururlar, ama bu hikâyeler giderek daha az inandırıcı ve yavan gelmeye başlıyor.” Biçimsel anlamda bir başyapıt düzeyine erişen bu son Adam Curtis işi müziği ve arşiv görüntülerini kullanma biçimi ve kurduğu bağlantıların dudak uçuklatıcılığıyla neredeyse katartik bir etkiye erişiyor. Savaşlar ve bunların etrafına inşa edilmiş söylemler hakkındaki öngörüleri, Acı Göl’ü çok önemli bir izleme deneyimine dönüştürüyor.


Human bize, insanoğlunun derinliklerine inme fırsatını sunarken, dünyamıza dair görüntü ve hikâyelerle iki kanatlı bir tablo çizer. Kin ve şiddetle olduğu kadar aşk ve mutluluk aracılığıyla da Human, bizleri başkalarıyla karşı karşıya getirirken kendi hayatlarımıza da götürür. En basit günlük hikâyelerden en ilginç masalsı hayatlara kadar değinerek, bizlerin aslında kimler olduğumuza, karanlık yanlarımız olduğu kadar güzel ve evrensel bir yanımızın da olabildiğine ışık tutar. Yeryüzünü, yani bizim Dünyamızın, belki de hiç görülmemiş en güzel yerlerine ait havadan görüntüleri ve opera tarzındaki müzikler eşliğinde dünyanın güzelliklerine tanıklık etme ve soluklanma fırsatı sunar. Human, insan koşullarına sıkı sıkıya bağlanmamızı ve varoluş sebebimizin ne olduğunun yansıtılmasını sağlayan bir film.

Samsara, Sanskritçede "sonsuz döngü" veya "yeniden doğuş döngüsü" anlamına gelir ve belgesel de bu temayı işler. 25 farklı ülkede 5 yıl boyunca çekilmiş etkileyici görüntülerle doğanın, insan yaşamının, modern dünyanın ve ruhani geleneklerin bir döngü içinde nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu gözler önüne serer. Diyalogsuz anlatım, yalnızca görüntüler ve müzikle sağlanır, bu da izleyiciye derin bir görsel ve duygusal deneyim sunar. Doğal güzelliklerden kutsal mekanlara, modern sanayiden tüketim toplumunun karmaşasına, ölümden yeniden doğuşa kadar geniş bir perspektifte insanlığın varoluşunu inceler. Özellikle fabrika işçileri, şehir yaşamı, savaş, doğa felaketleri, dini ritüeller ve farklı kültürlerden insanlar gibi temalar üzerinde durarak, medeniyetin gelişimi ve ruhaniyet arasındaki ilişkiyi sorgular.

Bir orkayı merkezine alan büyüleyici psikolojik gerilim filmi KARA BALIK, doğanın, sınırlarını zorlayan insanoğlundan nasıl intikam aldığını anlatıyor. Kara Balık, tutsaklığı sırasında birkaç kişiyi öldüren Tilikum isimli katil balinayı bizlerle tanıştırıyor. Yönetmen-yapımcı Gabriela Cowperthwaite, sarsıcı görüntüler ve duygusal röportajlarla bezeli filminde yaratığın sıra dışı doğasını, türüne tutsaklık sırasında nasıl zalimce davranıldığını, eğitmenlerin hayatlarını ve kayıplarını, milyarlarca dolarlık endüstrinin uyguladığı baskıları derliyor. Daha önce hiç görmediğiniz görüntüler ve çarpıcı söyleşilerle dolu yürek burkan hikâye, doğayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmemizi sağlarken, bu çok zeki ve aşırı derecede duygusal memelilerden ne kadar az şey öğrendiğimizi de gözler önüne seriyor.

60 yılı aşkın bir süredir sinemadan fotoğrafa, video yerleştirmeden heykele yapıtlar üreten 88 yaşındaki efsane Agnès Varda, İstanbul’da da “Şehrin Kırışıklıkları” projesiyle duvarlara yapıtlar bırakan genç JR ile birlikte Fransa’nın köylerini gezdi. İkili bir yandan halkla sohbet etti, fotoğraflar çekti, çektikleri fotoğrafları sergiledi, bir yandan da dost olup birbirlerini daha iyi tanımaya çalıştı. Mekânlar ve Yüzler, iki çok özel sanatçının sanat, yaş almak, paylaşmak ve gezmek hakkında ürettikleri bir film.

Vivian Maier's photos were seemingly destined for obscurity, lost among the clutter of the countless objects she'd collected throughout her life. Instead these images have shaken the world of street photography and irrevocably changed the life of the man who brought them to the public eye. This film brings to life the interesting turns and travails of the improbable saga of John Maloof's discovery of Vivian Maier, unravelling this mysterious tale through her documentary films, photographs, odd collections and personal accounts from the people that knew her. What started as a blog to show her work quickly became a viral sensation in the photography world. Photos destined for the trash heap now line gallery exhibitions, a forthcoming book and this documentary film.

2019'da Nepalli dağcı Nirmal “Nims” Purja, yedi aydan kısa bir sürede dünyanın en yüksek on dört zirvesine tırmanarak düşünülemez olanı yapmaya başladı. (Bir önceki rekor sekiz yıldı). Çabayı “Mümkün 14/7 Projesi” olarak adlandırdı ve bunu, herhangi bir arayışta daha yüksek zirveler için çaba göstermeleri için başkalarına ilham vermenin bir yolu olarak gördü. Film, ekibini karşı çıkanlara meydan okumaya ve insan dayanıklılığının sınırlarını zorlamaya çalışırken takip ediyor.

In 1964, Henri-Georges Clouzot's production of L'Enfer came to a halt. Despite huge expectations, major studio backing and an unlimited budget, after three weeks the production collapsed. This documentary presents Inferno's incredible expressionistic original rushes, screen tests, and on-location footage, whilst also reconstructing Clouzot's original vision, and shedding light on the ill-fated endeavor through interviews, dramatizations of unfilmed scenes, and Clouzot's own notes.

Bu özel bölüm, Obi-Wan Kenobi ve Anakin Skywalker'ın ekrana dönüşünün yanı sıra Ewan McGregor ve Hayden Christensen'ın klasik rollerine dönüşlerini de inceliyor. Yönetmen Deborah Chow, hem sevilen Star Wars karakterlerinin yeniden canlandırılmasına hem de yeni kahramanların ve kötü adamların yaratılmasına liderlik ederken, aynı zamanda klasik filmleri dramatik bir şekilde birbirine bağlayan destansı bir hikaye yaratan oyuncu kadrosuna ve ekibe yön gösteriyor.

As a visually radical memoir, CAMERAPERSON draws on the remarkable footage that filmmaker Kirsten Johnson has shot and reframes it in ways that illuminate moments and situations that have personally affected her. What emerges is an elegant meditation on the relationship between truth and the camera frame, as Johnson transforms scenes that have been presented on Festival screens as one kind of truth into another kind of story—one about personal journey, craft, and direct human connection.

David Attenborough'un anlatımı ve daha önce hiç görülmemiş görüntüler, tecrit hâlindeki hayatımızın doğanın geri dönmesi ve gelişmesi için kapıyı nasıl açtığını gösteriyor. Denizlerde, göklerde ve karada... Biz durunca Dünya ritmini buldu.

Phillip Glass'ın unutulmaz müzikleriyle belleklere çakılan Koyaanisqatsi, görüntülere dair bir festivali çağrıştırıyor. 1983 yılı itibariyle devrim niteliğinde olan film hayatın imgesel dengesine(ve dengesizliğine) yakılan bir ağıt niteliğinde. Görüntüden görüntüye geçerek, sonunda tüm görüntülerin tek bir görüntünün yansımasından ibaret olduğunu ispatlamaya çalışan film, tabiat bilimleriyle ve sosyal-antropolojiyle bağlarını sıkılaştırıyor.

Havadan çekilen görüntülerle inanılmaz bir görsel mesaj sunan belgeselin yönetmenliğini Fransız fotoğrafçı Yann Arthus-Bertrand üstlenirken, dağıtımını Luc Besson sağlıyor. Bu etkileyici belgesel, 54 ülkede 217 günde çekildi ve 81 ülkede aynı tarihte gösterime girerek bir dünya rekoru kırdı. Glenn Close’un anlatıcılığını üstlendiği Yuva, dünyanın 4 milyar yıllık birikimini insanoğlunun nasıl da birkaç yüzyılda yok edebildiğini anlatıyor ve daha kötüye gitmemesi için öğütlerde bulunuyor. Gezegenimizin geleceğini kurtarmak için hâlâ geç değil. Yuva'nın (Home) alanında birbirinden deneyimli isimlerden oluşan ekibinin de söylediği gibi, karamsar olmak için artık çok geç!

Kutsal Günah, modern Katolik Kilisesi'nin tarihinde en bilinen tacizcisi Peder Oliver O'Grady'nin hikayesini anlatıyor. Herhangi bir suçluluk ya da utanma hissetmeden O'Grady, otoritesi ve cazibesini kullanarak düzinelerce inançlı Katolik aileyi yirmi yıldan fazla bir süre aldatmayı başardı. Kurbanları arasında dokuz aylık bebeklerden orta yaşlı kadınlar ve gençlere kadar herkes var.

1960’larda inşa edilmiş ve 80’lerin başında Rio De Janeiro’nun en tehlikeli mahallelerinden birine dönüşmüş, sosyal konutlardan oluşan “Tanrıkent”te organize suçun destansı tarihi. Film 60’larda iki kenar mahalle çocuğunun seçtiği iki ayrı yolu takip eder.Fotoğrafçı olma hayalleri kurar ama fotoğraf makinesi alacak parası yoktur. Öte yandan, Küçük Ze çocukluğundan beri tam bir suçlu özellikleri taşır; acımasız, akıllı ve hırslıdır. Küçük yaşta planladığı bir genelev soygunu sırasında öldürmenin tadını alır, gün geçtikçe bu konudaki iştahı giderek artar. 70’lerde Ze, sakin ve becerikli Bee’nin desteğiyle, favela’nın (mahallenin) uyuşturucu ticareti üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırır. 80’lerin başlarında “Tanrıkent”i çetelerarası savaş sarar ve amansız genç suçlulardan oluşan yeni bir kuşak çıkıp “eskilerin” yerini almaya çalışırken, artık bir fotoğraf makinesine sahip olan Rocket, onu bu bitmek tükenmek bilmez katliam döngüsünü belgelemede kullanır...

Köyünde huzur dolu bir yaşamı olan Ashitaka, bir gün ormandan kötü bir varlığın gelmekte olduğu fark eder. Ormanın sınırından hızla çıkan Orman Tanrısı, değdiği her şeyi yok ederek ilerlemektedir. Köyünden küçük bir kızı kurtarmak için, canavara dönüşmüş olan Orman Tanrısı'na saldıran Ashitaka, mücadele sonunda canavarı öldürür ama ölümcül bir yara alarak lanetlenir.Bu lanetten kurtulmak için bir yol aramak üzere köyden ayrılan Ashitaka, kendisine yardım edebileceğini umduğu Ormanın Ruhu'nu aramaya başlar. Ancak Ormanın Ruhu'nu arayan başkaları da vardır: Lady Eboshi ve Irontown sakinleri. Lady Eboshi ve Prenses Mononoke arasındaki savaşta kazanan olmadığını ve hem insanların hem de doğanın zarar gördüğünü fark eden Ashitaka, onları durdurmaya çalışacaktır.

Fotoğrafçı L. B. “Jeff” Jeffries, geçirdiği kaza sonucunda bacağını kırar. New York’taki apartman dairesinde zorunlu tatili sırasında arka penceresinden komşularını dürbünle seyrederek zaman geçirmektedir. Jeff, yine bir seyri sırasında komşusunun, karısını öldürdüğünden şüphelenir. Olayı araştırmaları için fotomodel sevgilisi Lisa Carol Fremont ve hasta bakıcısı Stella’dan yardım ister.

Hayvansever Mabel, insan bilincini gerçeğe yakın robotik hayvanlara aktarmak için tasarlanmış akıllı yeni bir teknolojiyi kullanır. Bu sayede kunduzlarla iletişim kurar ve hayvanlar dünyasında hayal edebileceğinin ötesinde gizemleri açığa çıkarır.

Dünya "Ateşin Yedi Günü" isimli yıkıcı bir savaşın ardından yaşanmaz bir yerleşim yerine dönüşmüştür. Savaş sonrası ortaya çıkan zehirli bir gaz sebebiyle tüm doğal yaşam sona ermiş, insanoğlu da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Çok az sayıdaki insan kolonileri bu gazdan arındırılan irili ufaklı adalarda yaşamaktadır. Prenses Naushika'nın halkı da bu insan topluluklarından biridir. Prenses Naushika, zehirli gaz ormanlarındaki canlılardan olan 'Ohmu'larla konuşup anlaşabilme yeteneğine sahiptir. O, bu zehirli gaz dolu ormanlara ve burada yaşayan Ohmu'lara karşı halen daha umutludur ve bir kurtuluş yolu bulabileceği inancını taşır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir