
John Waters
Mark Frettlby

Melbourne, 1886. Two gentlemen climb into a hansom cab late one murky night. One man climbs out, the other travels on to St Kilda. On arrival, the driver finds the second man dead; murdered. The ‘high-society’ killing sends shockwaves through the young city, still flush from its gold-rush boom.

John Waters
Mark Frettlby

Marco Chiappi
Duncan Calton

Shane Jacobson
Detective Samuel Gorby

Jessica De Gouw
Madge

Oliver Ackland
Brian Fitzgerald

Chelsie Preston Crayford
Sal Rawlins

Felix Williamson
Detective Kilsip

Emily Milledge
Poor Woman

Jeffery Richards
Frettlby Butler
Gerry Connolly
Reginald Valpy

Helen Morse
Mother Guttersnipe

Anna McGahan
Rosanna Moore / The Queen

Michael Carman
Malcolm Royston

Brett Climo
Oliver Whyte

Nathan Lovejoy
Felix Rolleston

There is excitement in the air when a Hollywood crew comes to Lawrenceton to film a movie about the town’s sleuthy librarian, Aurora Teagarden. However, when the film’s leading lady is found murdered in her dressing room, Aurora enlists her Real Murders Club members to help gather clues. At the same time, she experiences mounting concern that Aida is becoming attracted to the film’s director who, like everyone else working on the set that day, is considered a suspect. And this time around Martin is especially worried about Aurora’s safety after learning that the film’s screenwriter, who has a romantic history with her, emerges as the prime suspect.

Kütüphaneci ve gerçek suç avcısı Aurora Çavuş Jack Burns'u hiç sevmez, ve aynı zamanda onu görmek istemez. Çavuş Jack'ın ölü bedeni Aurora'nın evinin dışında bulunca, o zaman Aurora ana şüpheli olur. Katili bulmaya ve adını silmeye kararlı olan Aurora, bir kez daha maceraya dalar...

Crime-solving librarian Aurora Teagarden leaps headfirst into Lawrenceton’s latest murder investigation when her nephew Phillip and his college roommate go missing after the roommate’s girlfriend is found dead. Enlisting the help of her Real Murders pals, and the handsome college professor Nick Miller who just moved in across the street from her, Roe uncovers a kidnapping plot gone awry.

Aurora Teagarden and her boyfriend Martin are thrilled when they get an unexpected visit from his niece and her new baby. Their excitement is short lived when his niece disappears and the baby is left behind. Once again, Aurora finds herself drawn into a deadly investigation as she risks it all to help Martin reunite with his family.

While Aurora "Roe" Teagarden searches for her piece of the American dream, she decides to test the waters of the family business - real estate sales. Only thing is there's a dead body in the first house she shows. When a second body shows up in another home, Roe realizes there's more to real estate than she thought.

Yumuşak başlı ve kendi halinde bir banka veznedarı olan Maurice (Michel Simon)'in, Adele (Magdelaine Bérubet) adlı cadaloz bir kadınla mutsuz bir evliliği vardır. 40'lı yaşlarındaki Maurice'in hayattaki tek zevki yağlıboya resim yapmaktır, ama huysuz karısının muhalefeti nedeniyle bu çok sevdiği hobisiyle ancak gecenin geç saatlerinde veya hafta sonlarında uğraşma fırsatı bulabilir. Maurice bir gece evine dönerken sokakta sarhoş bir adamın bir kadını dövdüğünü görür, yanlarına giderek kadını yerde sızıp kalan adamın elinden kurtarır. Lulu (Janie Marèse) adındaki bu kadına hemen aşık olan Maurice ona bir ev tutar ve masraflarını karşılamaya başlar. Lulu'nun bir sokak fahişesi, onu döven adamın da muhabbet tellalı olan erkek arkadaşı Dede (Georges Flamant) olduğunu henüz bilmemektedir. Lulu herşeye rağmen halâ Dede'ye aşıktır ve sürekli borç içinde olan bu kadın satıcısına para yetiştirmek için Maurice'i seviyormuş gibi görünür ve ondan para sızdırmayı sürdürür.


At a gathering of mystery and true crime fans, Aurora Teagarden’s nephew, Phillip, is accused of murder when an unplanned onstage blackout during the play in which he is performing ends, revealing Phillip holding the bloody knife that has just killed one of the other performers. 12th installment in Aurora Teagarden Mysteries

Birbirlerini tanımayan ve kariyerleri çok farklı ilerleyen üç polisin kaderi dramatik bir şekilde buluşur. Emekliye ayrılmayı düşünen Eddie Dugan, suçluluk duygusundan sıyrılamayan ve çözümü alkolde bulan deneyimli bir polis memurudur. Evliliğinde sorunlar olan yedi çocuk sahibi Sal ise, hayatını düzene sokmak için artık herşeyi göze almıştır. Gizli kimlikle görev yapan Clarence "Tango" Butler, hapisten yeni çıkmış kanundışı arkadaşı Caz için sadakat sınavından geçmektedir.

Küçük bir kasabada sıradan bir hayat süren Clay Bidwell, beklenmedik olayların merkezine çekilir. Yeni tanıştığı gizemli bir yabancı ve kasabaya gelen bir FBI ajanı ile birlikte, Clay’in çevresindeki dünya hızla değişmeye başlar. Kara mizahın ve gerilimin iç içe geçtiği bu hikâye, sırların ve tesadüflerin gölgesinde ilerlemektedir.

Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır. Bu mahkumlardan biri olan Ellis Boyd "Red" ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.

Mario Puzo'nun çok satan kitabından Puzo ve yönetmen Francis Ford Coppola tarafından sinemaya uyarlanan eser, 40'lar ve 50'lerin Amerika'sında, bir İtalyan mafya ailesinin destansı öyküsünü konu alıyor. Corleone ailesi, Don Vito Corleone'nin başında olduğu, suça dayalı bir örgüt kurmuş olan İtalyan asıllı meşhur bir ailedir. Aile, New York'taki diğer dört aileyle birlikte New York'un yeraltı işlerini yönetmektedir. Ancak Corleone ailesini diğerlerinden ayıran özelliği, Don Corleone'nin cebinde bozuk para gibi taşıdığı politikacılar ve yargıçlardır. Politikacılar ve yargıçlarla olan bu yakın ilişkileri diğer ailelerin açamadığı kapıları açabilmesini sağlamaktadır.

A crooked politician finds himself being accused of murder by a gangster from whom he refused help during a re-election campaign.

Genç bir kızı Kudüs'teki haksız olarak girdiği hapishaneden kurtardıktan sonra, Phryne Fisher paha biçilmez zümrütler ve Şirin'in unutulmuş kabilesinin şüpheli ortadan kaybolmasının arkasındaki gerçek hakkında bir gizemi çözmeye başlar.

İngiltere… 1953 yılı… Küçük bir kasaba olan St. Mary Mead, sinema dünyasının kraliçesi Marina Rudd’un muhteşem dönüşüne hazırlanmak üzere, bu kasaba da bir ev satın almasıyla olaylar başlar. Bir süre sonra kasabaya gelen film yapımcıları, ünlü oyuncular ve set ekibi nedeniyle adeta bir festival yaşanmaktadır. Fakat verilen bir partide , içine zehir katılmış bir kokteyli hayranlarından birinin içmesi ve zehirlenerek ölmesiyle. Marina kendisini, amatör dedektif bayan Marple’ın da içinde bulunduğu gerçek bir gizemin içinde bulur…

19.yy'ın Paris'inde varlıklı bir Generalin (Charles Boyer) karısı olan Louise'in (Danielle Darrieux) kocasının evlilik yıldönümünde kendisine armağan ettiği küpeleri borçlarını kapatmak için satması ve kocasına yalan söyleyerek onları kaybettiğini söylemesi birbiri ardına birçok trajik yanlış anlamaya yol açar. Burjuva ahlak ve davranışlarının eleştirildiği filmdeki kişiler burjuva veya aristokrat sınıfından herhangi birileri olabileceğinden soyadları belirtilmez, sadece "Madame de..." veya "General André de..." şeklinde anılırlar. Film boyunca sürekli el değiştiren elmas küpeler filmin karakterleri ve olayları arasındaki bağlantıyı oluşturur ve farklı kişiler için farklı şeyleri sembolize ederler. Küpeler yerine göre aldatmanın, mülkiyetin, açgözlülüğün, gücün veya aşkın sembolü olurlar.

Wake in Fright Sydney’e uçakla gitmeden önce bir gece kalmayı planladığı Bundanyabba’ya varan öğretmen John Grant’in hikayesidir. Bir gece kalmayı planladığı yerde beş gün kalır ve sonuna doğru yaklaşır. Birkaç gün sonra sis kalkar ama eğitimli John Grant değişmiştir. Yerine bir ağacın altında elinde tüfekle oturan kendinden nefret eden bir adam gelmiştir.



Saatli bomba gibi patlamaya hazır, uykusuzluk çeken bir adam ile tekinsiz bir sabun satıcısı; ilkel erkek saldırganlığını şok edici yeni bir terapi yöntemine dönüştürür. Kurdukları bu fikir hızla yayılır ve her şehirde yeraltı "dövüş kulüpleri" kurulmaya başlar ta ki egzantrik biri yollarına çıkıp yok oluşa doğru giden, kontrolden çıkmış bir sarmalı tetikleyene kadar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir