
Will Hay
Will Lamb

Will Hay, back in his role as a hapless teacher, is hired by a grim school in remotest Scotland. The school soon starts to be haunted by a legendary ghost, whose spectral bagpipes signal the death of one of the staff. Hay, assisted by Claude Hulbert and Charles Hawtrey, has to unravel the mystery before he becomes the next victim.

Will Hay
Will Lamb

Claude Hulbert
Hilary Tisdaile

Felix Aylmer
Dr Winter

Raymond Huntley
Mr Humphries
Charles Mortimer
Sir Ambrose

Charles Hawtrey
Percy Thorne

John Laurie
Jamie

Manning Whiley
Stock
Roddy Hughes
Amberley

Derek Blomfield
Sunshine

Clive Baxter
Ritzy

Hay Petrie
Procurator Fiscal
David Keir
Dr. Ritchie
Brefni O'Rorke
Sergt. Macfarlan

Derek Aylward
Extra

Frederick Frankenstein, Amerika’da nöroloji alanında çalışmalar yapan genç ve azimli bir doktordur. Mesleğine ve pozitivizme aşık Frederick’in hayattaki en büyük trajedisi, ölülerle yaptığı deneyler yüzünden büyük ve kötü bir şöhrete sahip Baron Frankenstein’ın torunu olmasıdır. Büyük dedesinin çalışmalarını biilimdışı gören ve bu çalışmalarla ilgili tüm bağlarını koparmak isteyen doktorun hayatı, Avrupa’dan gelen egzantrik bir avukatın kendisini görmesiyle baştan aşağı değişecektir. Avukatın bilgilendirdiği üzere, Frederick’e büyük dedesinin şatosu miras kalmıştır ve acilen anavatanı Transilvanya’ya gitmesi gerekmektedir. Aile mirasını ziyarete giden Frederick, Frankenstein’ın şatosunda uçarı kambur Igor ve güzel asistan Inga ile tanışır. Frederick, Igor ve Inga; kısa zamanda Baron Frankenstein’ın gizli çalışmalarına ulaşacak ve tarihin en ünlü deli biliminsanının deneyini yinelemeye çalışacaklardır...

Cleveland Browns takımının futbol maçı sırasında oyunculardan Jackson bir pozisyon sonrası vaktinde duramaz ve kenarda çekim yapmakta olan kameraman Harry'nin üzerine düşer. Harry baygınlık geçirir, ama sağlığı yerindedir. Tabii bu, Harry'nin uyanık kayınbiraderi Willie'nin aradığı fırsattır ve Harry'yi sakatlandığı konusunda ikna edecektir. Amaç sigortadan tazminat koparmaktır. Komedi sinemasının iki büyük ustasını buluşturan keyifli bir seyirlik.

Shakespeare´in klasik komedisinin bu çağdaş yorumunu sinemaya uyarlayan, televizyon ve sinema dünyasının en büyük, kült yönetmenlerinden Joss Whedon. Whedon´ın Buffy, Angel ve The Avengers gibi daha önceki projelerinden izleyicilere tanıdık gelecek birçok oyuncunun kadrosunda yer aldığı film ABD´de haziran ayında gösterime girecek. Özgün metne sadık kalarak sadece on iki günde çekilen bu karanlık, seksi ve kimi zaman absürd aşk hikâyesinin kahramanları, dünyanın en uyumsuz âşıkları Beatrice ve Benedick. Film Benedick ve arkadaşı Claudio´nun yurtdışındaki bir seferden zaferle dönüşüyle açılır. Sivri dilli Benedick, Claudio´ya aşk meseleleri hakkında takılıp durur. Benedick aşkı küçümsemektedir, tıpkı yıllardır düşmanı bildiği Beatrice gibi. Gözünü aşk bürümüş Claudio evlenmeye karar vermişken Benedick ile Beatrice de "tatlı savaş"larını hakaretlerle sürdürür...

Mary and her friend, Rachel, are new students at St. Francis Academy, a boarding school run by the iron fist of Mother Superior. The immature teens grow bored and begin playing pranks on both the unsuspecting nuns and their unpleasant classmates, becoming a constant thorn in Mother Superior's side. However, as the years pass, Mary and Rachel slowly mature and begin to see the nuns in a different light.

Jim Belushi (K-9), hapishaneden kaçıp, yepyeni bir hayata kavuşan sanslı mahkum Jimmy Dworski rolünde karşımıza çıkıyor. Dworski şans eseri son derece tertipli ve planlı Spencer Barnes'ın (Charles Grodin, Midnight Run) tüm hayatını organize ettiği ajandasını bulur. Nakit para, kredi kartları ve Malibu'da muhteşem bir evin anahtarı ile Dworski için "Kolay Yaşam"ın kapıları açılmıştır. Bu arada akıl defterinin kaybolmasıyla Spencer'in yaşamı tam bir kabusa döner. Bu iki aykırı kahraman en sonunda karşılaştıklarında ise gülmekten kendinizi alamayacağınız olaylar da beraberinde gelir!

Kate Castle'in hayali, bir moda tasarımcısı olmaktır. Ancak moda okulunu bitirince acı gerçekle yüzleşir. Kimse ona iş vermez. Çok iyi olduğu su götürmez bir gerçektir, ne var ki, Kate, çalışmak için can attığı tasarımcının ürünlerinin imitasyonlarını satan perakende gurusu Larry Castle’ın kızıdır. Castle Giyim’e katılmaktan başka şansı olmadığını anlayan Kate, burada üvey annesi ve iki üvey kız kardeşiyle birlikte çalışmak durumunda kalır. Ayakkabı bölümündeki biriyle romantik durumlar filizlenmeye başlayınca, vaftiz annesinin klasik elbiselerinin ve kimlik değiştirme becerisinin etkisiyle, Kate şeytani üçlüyü açığa çıkaracak ve Castle Giyim’i kurtaracaktır. Ve böylece içindeki cevher de ortaya çıkacaktır…

The Beatles'ın ilk filmi olan siyah beyaz, A Hard Day's Night, videocliplerin birleşimi gibi gözükse de grubun meşgul günlerinden birini izlermişcesine kişiyi içine alıyor ve ne kadar eğlenceli insanlar olduklarını anlamamızı sağlıyor.

"Garsoniyer - The Apartment" büyük bir şirkette çalışan ve yükselmek amacıyla, evini garsoniyer olarak kullanması için patronuna vermekte sakınca görmeyen ve bu arada patronun metreslerinden birine aşık olan adamın komik hikayesini konu alıyor... Sevgisine karşılık bulduğundan emin olamadığı için bir süre sesini çıkarmasa da, her şey olacağına varıyor. Kadının güzelliği aklını başından alıyor ve işini kaybetmek pahasına da olsa mücadele etmeye karar veriyor. Fakat adam, genç kadının kimi sevdiği ile ilgili şüpheleri son adımı atmaktan onu hep alıkoyuyor...

Audrey Hepburn'den ilk başrolünde Oscar'lı bir performans Tam 10 dalda Oscar'a aday olan ve Audrey Hepburn'e En İyi Kadın Kadın Oyuncu ödülünü kazandıran Roma Tatili, bir modern zaman prensesinin kraliyet dayatmalarına karşı gelerek tek başına Roma'yı keşfe çıkmasının hikayesini anlatıyor. Burada gazeteci kimliğini saklayarak ilginç hikayeler peşinde koşan Amerikalı bir gazeteciyle tanışıyor. Ancak planı ikilinin birbirine aşık olmasıyla suya düşüyor.

Prof. Barbenfouillis başkanlığında bir grup astronom Ay'a gitmek üzere planlar yaparlar. Sonuçta dev bir toptan gönderilen mermi şeklindeki uzay gemileri ile hedeflerine ulaşırlar. Ancak burada Aylılar tarafından kaçırılıp Ay kralının sarayına götürülürler... George Méliès'in çoğu Jules Verne'e dayanarak yaptığı yüzlerce kısa filmden bu en ünlüsü, -açıkça H.G.Wells'in First Men in the Moon'undan da esinlenerek- sinema tarihinin ilk bilim kurgu filmi olarak haklı bir üne sahiptir. Méliès'in filmleri janra ait klişelerin tümüne sahiptir neredeyse; çılgın bilim adamları, dehşet verici icatlar, roketler vs vs.. Roketin Ay'a varışını simgeleyen sempatik sekans, kuşkusuz sinemanın en bilinen sahnelerinden birine vesile olmuştur.

Stil ve varlığın, mizah ve insanlığın muhteşem bir bileşimi! 42 yaşındaki Manhattan yerlisi Isaac Davis işinden nefret etmektedir. 17 yaşında Tracy adında hiç sevmediği kız arkadaşı ve evlilikleri hakkında bir kitap yazan Jill adında lezbiyen bir eski karısı vardır. Ve Isaac onu boğazlamak istemektedir. Ancak en iyi arkadaşının seksi ve entellektüel metresi Mary ile tanışınca, Isaac tepeden tırnağa şehvetle dolar * Manhattan, New York aşığı Allen’ın kendi şehrine, semtine yazdığı bir aşk mektubu gibidir, kendi dünyasına bir güzellemedir. Manhattan, 70’ler sonu Amerikası’nın güvensizliğini başarıyla yakalamış bir film. Eskisinden daha çok kazanan, daha fazla özgürlüğe ve seçme hakkına sahip olan şehirliler, suçluluk ve güvensizlik duygularıyla boğuşuyorlar. Bu zeka eseri, dengeli, aynı zamanda hüzünlü siyah/beyaz komedi en sevilen filmler arasındaki yerini hep korudu.

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, bir kont bir haftasonu av partisi düzenler. Ne var ki av partisi efendilerle hizmetçiler arasında bir köşe kapmacaya dönüşür, ahlaksızlıkta ve zalimlikte birbirleriyle yarıştıkları, acımasız ve umutsuz bir ahlak tablosu çizer. İzleyicinin gözünün yaşına bakmadan drama dönen bu güldürüde, kırda tavşanların katledilmesi, 1940 ilkbaharındaki çatışmaların habercisi değilse de, duyguları konusunda fazlasıyla hilekar bir toplumun aptalca şiddete yönelmesini yansıtır. Dünyanın sonu, en azından bir dünyanın sonu yakındır, der bize bu acı ve karanlık trajikomedi. İlk gösterime girdiği sırada anlaşılmayan, uzun zaman boyunca yerden yere vurulan, yasaklanan, kesilen film savaş sonrasında sinemaseverler tarafından yeniden keşfedilmiş ve övgülere boğulmuştur * "Oyunu kuralına göre oynayan oyunda kalır" ana fikriyle şekillenen hikaye

Baş müfettiş Jacques Clouseau polis şefi Charles’ın akıl hastanesine gönderilmesine neden olur. Sonra polis şefi bir yolunu bulup oradan kaçar ve müfettişi öldürmek için peşine düşer. Bu sürecin akabinde polis şefi farklı şeyler düşünüp dünyayı yönetmek istese de müfettiş kendi yöntemleri ile bu duruma el koyacak.

Jimmy Dolan is a college basketball coach who wants a big promotion. To get it, he needs to make a dramatic find. He ends up deep in Africa, hoping to recruit Saleh, a huge basketball prodigy Jimmy glimpsed in a home movie. But Saleh is the chief's son and has responsibilities at home, since the tribe's land is threatened by a mining company with its own hotshot basketball team.

İşsiz güçsüz özel detektif Rigby Reardo'nın kapısı günün birinde açılır ve içeri gizemli ve çekici bir kadın girer. Juliet Forrest adındaki bu kadın, babasının bir cinayete kurban gittiğine inanmaktadır ve Rigbyye olayı araştırması için 200 dolar teklif eder. 17 klasik Hollywood filminden parçaların kullanıldığı Dead Men Dont Wear Plaid, birçok ünlü yıldızın boy gösterdiği bir film. Eski suç filmlerine saygı niteliğindeki filmin başrol oyuncusu Steve Martin, aynı zamanda filmin senaristlerinden biri.

Bayan Marple, bir tren yolculuğundayken, yanından geçen diğer trende işlenen cinayete tanık olur. Olayı hemen polise ihbar etse de kendisine inanan olmaz. Çünkü polis ceset bulamamıştır. Polise göre ortada ceset olmadığına göre cinayette söz konusu değildir. Fakat bayan Marple bu olayın peşini bırakmaya niyetli değildir. Yaptığı küçük çapta bir araştırmanın ardından, Ackenthorpe malikanesinin cinayet ile ilgili bir ev olduğu kanısına varan Marple, daha iyi araştırma yapabilmek için eve aşçılık ve temizlik işinde çalışmak üzere girer…

Nazi Almanya'sının tıpkısının aynısı bir başka diktatörlükte, kararları ve yönetimi ile ülkesini kırıp geçiren Diktatör Adenoid Hynkel, ülkede kendisine ikizi kadar çok benzeyen son derece saf karakterli bir Yahudi berberin yaşadığından habersizdir. Hynkel'in askerleri Yahudileri teker teker toplama kamplarına götürmek üzere toplarken Yahudi Berber'in Hynkel'e olan benzerliği nedeni ile onu Büyük Diktatör zannederler ve bu benzerlik büyük bir karışıklık yaşanmasına neden olur. Charles Chaplin'in Nazi Almanya'sını ve Hitler'i hicvettiği bu eğlenceli komedi, sinema tarihinin en başarılı hiciv örnekleri arasında yer alıyor.

Soğuk Savaş döneminde Ruslara saldırmak için bahane aramakta olan çılgın general Jack D. Ripper, Rusların 'Amerikan halkının vücut sıvılarını kirlettiği' gerekçesiyle SSCB'ye sürpriz bir nükleer saldırı yapmaya karar verir. Nükleer silahlarla yüklü bir Amerikan uçağı Rus sınırına yakın bir bölgede Soğuk Savaş döneminin tipik devriye uçuşlarından birini yapmaktayken mürettebat Ripper'dan SSCB'ye saldırı emrini alır. Fakat Rus büyükelçisi DeSadesky, Amerikan makamlarına Rus savunma teknolojisinin geldiği son noktanın ürünü olan 'Doomsday Device'dan bahsettiğinde ve başkanın danışmanlarından eski Nazi bilimadamı Dr. Strangelove, buluşun olduğunu doğruladığında durum daha da tehlikeli bir hal alır. 'Doomsday Device', SSCB'ye yapılacak herhangi bir nükleer saldırıda dünyadaki tüm canlıların yok olmasına sebep olacak bir silahtır.


Agatha Christie’nin “Mrs. McGinty’s Dead” isimli öyküsünün 1964 yılında yapılmış olan bu uyarlamadın konusu; Cinayet suçu ile yargılanan biri, bayan Marple’ın da dahil olduğu ve diğer üyelere katılmamasına rağmen jüri tarafından suçlu bulunmuştur. Marple, adamın suçsuzluğunu kanıtlamak için olayın geçekleştiği yerel tiyatro grubuna katılır. Marple düşüncesinde haklıdır ve gerçek katilin kim olduğunu bulacaktır…
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir