
Alan Bates
Yakov Bok

Set in tsarist Russia around the turn of the century and based on a true story of a Russian Jewish peasant Yakov Bog who was wrongly imprisoned for a most unlikely crime - the “ritual murder” of a Gentile child in Kyiv. We witness the unrelenting detail of the peasant handyman's life in prison and see him gain in dignity as the efforts to humiliate him and make him confess fail.

Tecavüzle suçlanan bir zenciyi savunan güneyli bir avukatın çevresindekilerin tepkilerine rağmen asılsız bir iddia ile suçlanan genci savunma hikayesini anlatıyor.

İsrailli bir Mossad ajanı olan Eyal'e, hala hayatta olabilecek çok yaşlı eski bir Nazi subayı olan Alfred Himmelman'ı bulup öldürme görevi verilir. Bir turist rehberi gibi davranarak, kız kardeşini ziyaret etmek için İsrail'de bulunan torunu Axel ile arkadaş olur. İki adam, Eyal'in değerlerini sorgulayacağı bir ülke turuna çıkarlar.

Derek Vinyard (EDWARD NORTON), beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir grup gencin karizmatik lideridir. Nefret içindeki Derek, bir siyahı canice öldürünce hapse girer. Hapisten çıktığında artık bambaşka biridir. Geçmişinden ve yaptıklarından utanç duyar ve küçük kardeşi Danny'nin (EDWARD FURLONG) de kendisiyle aynı sonu paylaşmaması için çabalar. Bir aile içinde gelişen ve sonunda aynı aileyi parçalayan ırkçılık hakkında tartışmalı ve çarpıcı bir film. Edward Norton bu filmdeki rolüyle en iyi oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilmiştir.

A Jewish pawnbroker, a victim of Nazi persecution, loses all faith in his fellow man until he realizes too late the tragedy of his actions.

Luis Molina ve Valentin Arregui, Güney Amerika'daki bir hapishanede hücre arkadaşıdırlar. Trans bir birey olan Luis, ahlaksız davranışlardan suçlu bulunmuş, Valentin ise siyasi bir mahkûmdur. Luis gerçeklikten kaçmak için romantik filmler icat ederken, Valentin içinde bulunduğu durumu aklından çıkarmamaya çalışır. Birlikte geçirdikleri zaman boyunca iki adam birbirlerini anlamaya ve saygı duymaya başlarlar.

Vahşi atların eğitimini içeren bir rehabilitasyon programına katılan bir mahkumun hikayesini konu ediyor. Roman Coleman, şiddet dolu bir geçmişe sahip olan genç bir adamdır. Geçmişinde işlediği suçlardan dolayı Nevada kırsalında bulunan bir hapishanede mahkum olan Roman, tüm dünya ile bağını koparır. Kendisini hapishanede görmeye gelen kızı dahil kimse ile iletişim kurmak istemez. Şiddet dolu geçmişinden uzaklaşmak için mücadele eden Roman, devlet tarafından belirlenen bir rehabilitasyon programına katılır. Roman, program kapsamında yabani atların eğitiminden sorumlu olarak görevlendirilir. Genç adam, eğitim sırasında atlarla ve diğer mahkumlarla bağlantı kurmaya çalışır. Kendisi gibi mahkum olan Henry ve yaşlı bir eğitmen olan Myles ile birlikte çalışan Roman, bilhassa hırçın bir at ile ilgilenmektedir. Roman, atı sakinleştirmeye çalıştıkça kendi geçmişi ile de yüzleşmeye başlar.

Sarhoşluk ve asi davranışları nedeniyle cezalandırılan genç bir beyaz asker, tamamı siyahi mahkûmlardan oluşan bir hapishaneye atılır. Ancak ırkçı nefretin kurbanı olmak yerine, diğer mahkûmlarla iş birliği yapar ve zorba, önyargılı hapishane müdürüne karşı isyan başlatır.

İki çocuğunu yanına alıp, kendisine şiddet uygulayan kocasından kaçarak New York’a gelen Clara, tıpkı onun gibi zor zamanlardan geçen dört kişiyle tanışır: Sinir krizinin eşiğinde bir hemşire olan Alice, işlemediği bir suçla lekelenen Mark, avukatı John Peter, hayatta hiçbir amacı olmayan genç Jeff ve ailesinden kalan restoranı ayakta tutma mücadelesi veren, hayalperest Timofey. Görünüşte sıradan ama dünyaları apayrı insanların New York’ta karşılaşmalarının ve birbirlerine tutunmalarının hikayesi.

Jahkor, asla babası gibi olmak istemeyen bir gençtir. Suça bulaşıp hapse düşen babası da asla oğlunu hapiste görmek istemez. Ancak Jahkor da kendisini parmaklıklar ardında bulur. Annesiyle birlikte yaşayan ve sevgilisinin hamile olduğunu öğrenen Jahkor, Oakland’da rap yapma hayalleri kuruyordur. Dünyadaki sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken yanlış yola sürüklenen Jahkor tıpkı babası gibi hapis cezasına çarptırılır. Hapishanedeyken babası ile kendi hayatı arasında bir bağ kuran Jahkor, bu süreçte kendisini suça iten insanları, koşulları düşünür ve kendini keşfetme yolculuğuna çıkar.

1930’ların İtalya’sında geçen filmde hayat dolu bir Yahudi muhasebeci olan Guido Orefice (Roberto Benigni), güzeller güzeli öğretmen Dora’ya (Nicoletta Braschi) vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Almanlar İtalya’yı esir alır. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğlu Giosué’ye (Giorgio Cantarini) esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

Doğu Almanya yıkılmadan önce kalp krizi geçiren ve 8 ay komada kalan anne, dışarda olup bitenlerden habersizdir. Doktor en ufak bir şokta annenin ölebileceğini söyler. Bunun üzerine oğlu ona yapay bir dünya oluşturur. Hatta bunun için arkadaşıyla birlikte çektiği haber bültenlerini annesine izletir. Doğu Almanya'nın yıkılması ile sosyalizme inanan insanların hayallerinin yıkılışına dikkat çeken film dünyadaki politik sistemleri de eleştirmektedir.

Eşi ile köyün reisi arasında geçimsizlik nedeniyle doğan kavga sonrasında, kırılan gururunu onarmak için mahkemeye başvurarak eşinin haklılığını kanıtlamayı kendine uğraş edinen bir kadının öyküsü aracılığıyla Çin insanının sadeliği ve direngenliği bir arada bulunduran karakteri yansıtılmaya çalışılır. Qiu Ju’nun Öyküsü, bölge insanının yaşamından kesitlere yer vermesi, yerel dialekt, vücut dili ve giysilerin kullanımı ve kameranın günlük gerçeğin doğal akışını yakalamasıyla realist estetiğin en iyi örneklerinden biridir.

Amerikalı yazar Jonathan Safran Foer'ın 2002 tarihli aynı adlı ilk romanından uyarlanan filmde Yahudi kökenli Amerikalı bir gencin hiç tanımamış olduğu dedesini 1942 yılında Nazi'lerin elinden kurtaran kadını aramak üzere Ukrayna'da çıktığı garip ve komik yolculuk anlatılmaktadır.

Fakir ve eğitimsiz bir adam olan Cameron Todd Willingham, 1992 yılında kundaklama sonucu üç kişiyi öldürmekle suçlanır ve idam cezasına çarptırılır. İki çocuk annesi Elizabeth Gilbert ise davanın tartışmaya açık yönlerini ve mantığa aykırı sonuçlarını ortaya dökerek Cameron'ı kurtarmak için elinden geleni yapacaktır.

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Birbirlerinden farklı ama ortak olarak hayattan beklentileri olmayan karakterle dolu koca bir sınıf öğrencinin arasında idealist duygularla öğretmenlik yapmaya yeni başlayan Erin'in işi, sandığından da zordur. Farklı ırk ve toplum katmanlarından gelen öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmaya katlanmaları gereken bir yerdir.Erin, kendince yöntemlerle onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar. Çünkü öğrenciler, hayatta yüzleştikleri ırksal ve toplumsal acı gerçekleri farkına vararak öğretmenlerinin saf idealizmi bırakmasını isterler. Zaman içinde onlarla iletişim kurmayı başaran Erin, herbiri birbirinden farklı hikayesi olan bu gençleri, kendi hikayelerini yazmaları ve bunu da birbirleri ile paylaşmaları konusunda cesaretlendirir. Basit bir günlük işlevi görmenin ötesine geçen bu yazılar, öğrencilerin hayata tutunmalarını sağlayan bir araca dönüşecektir.

Henri Channiere'nin romanından uyarlanan bu film ihtilalden sonra hapis cezasına çarptırılan bir grup Fransız mahkumun yaşadıklarını anlatan etkileyici ve dram yüklü bir macera. Fransız Guyana'sındaki kaçışı olmayan bir adada ki hapishaneye gönderilen kelebek lakaplı Henri "Papillion" Charriere (Steve Mcqueen) sürekli olarak kaçmaya çalışmaktadır ve bu çabaları başarısız olur. Oda bundan asla vazgeçmeyecektir. Burada tanıştığı Louis Depo (Dustin Hoffman)'la oluşan dostluklarıyla birlikte onunda yardımını alan Henri hapishanenin vahşi kurallarına karşı daha büyük bir azimle mücadelesine devam eder.

Film, El-Kaide saflarında savaşacak insan temin ettiği, 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirenleri de kendisinin El-Kaide'ye dahil ettiği suçlamalarıyla yakalanan fakat sağlıklı bir yargılama süreci görmeden 14 yılı aşkın bir süre Guantánamo'da tutulan Mohamedou Ould Slahi'nin gerçek hikâyesinden uyarlandı.

Bir bilgisayar hatası sonucu Birleşik Devletler’in Moskova’ya yönelik nükleer saldırısı iptal edilemez. Bunun üzerine Başkan zararı tazmin etmek için New York’un bombalanmasını teklif eder... Stanley Kubrick’in “Dr Strangelove”ından sadece birkaç ay sonra vizyona girdiği için ne yazık ki fazla hasılat yapamamış, kadri kıymeti bilinememişti. Şimdi oturup seyrettiğinizde yürek hoplatmayı ve Soğuk Savaş korkularını yeniden canlandırmayı başaran filmde, akla hayale sığmayanı gerçekleştiren Başkan rolündeki Fonda tüyler ürpertici derecede soğukkanlı. Fail Safe , dönüşü olmayan nokta Eugune Burdick ve Harvey Wheeler'in Türkçeye (kıyamete iki saat)adıyla çevrilmiş romanından, Sidney Lumet tarafından yönetmenliği yapılmıştır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.











0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir