
Bing Crosby
Frank Elgin


Bing Crosby
Frank Elgin

Grace Kelly
Georgie Elgin

William Holden
Bernie Dodd

Anthony Ross
Philip Cook

Gene Reynolds
Larry

Jacqueline Fontaine
Lounge Singer

Eddie Ryder
Ed

Robert Kent
Paul Unger
John W. Reynolds
Henry Johnson
Bob Alden
Bellboy (uncredited)
Mary Ellen Batten
Spectator (uncredited)
Morgan Brown
Bar Patron (uncredited)

Buddy Bryan
Performer in Play (uncredited)

Steve Carruthers
Restaurant Patron (uncredited)

George Chakiris
Dancer in Play (uncredited)

Film, üç kız çocuğunu ve karısını 11 Eylül saldırılarında kaybeden Charlie Fineman’in hikayesini anlatır. Charlie eski okul arkadaşı Alan Johnson’ın yanına gidince tüm hayatı değişmeye başlar. Alan'ın hayatında her şeyi vardır: iyi bir iş, güzel ve iyi bir karısı ve güzel çocuklar... Alan'ın her şeyi olsa da nedense kendisini bazen mutsuz hissetmektedir. Charlie’nin gelmesiyle iki eski arkadaş dostluklarını pekiştirip, her şeyin iyiye gittiğini görürler ve garip maceralarla dolu hikaye başlar...

Les cousins'de Claude Chabrol, Paris'te sofistike bohem kuzeniyle yaşamaya gelen taşralı bir çocuk hakkında sinsi bir ahlaki masal yaratır. Chabrol, birbirine zıt görünen bu karakterler aracılığıyla, iyi ve kötü, aşk ve kıskançlık ve modern dünyada başarı kavramlarını sorgulayan karanlık ve komik bir karakter çalışması yaratır. Chabrol'ün ilk filmi Le beau Serge'in ayna görüntüsü olan Les cousins, o filmin yıldızları Jean-Claude Brialy ve Gérard Blain'i şaşırtıcı bir şekilde tersine çevrilmiş rollerde yeniden canlandırıyor. Bu hançer keskinliğindeki dram Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazandı ve Fransız Yeni Dalgası'nın ilk dönemlerinde önemli bir yere sahip oldu.

Sahne yönetmeni Charlie ve oyuncu eşi Nicole’un evlilikleri parçalanmak üzeredir ve boşanmaktan başka çareleri yok gibi görünmektedir. Bu boşanma mücadelesi New York’tan Los Angeles’a kadar uzanan, yıpratıcı olduğu kadar onları kişisel hayatlarının ve yaratıcılıklarının en uç noktalarına kadar sürükleyecektir.

Joe Gideon, Broadway'de başarılı bir koreograftır ancak işkolik tutkusu onu tüketmektedir. Kızı, sevgilisi ve sayısız ilişkisi arasında denge kuramazken, yeni bir prodüksiyon için kendini hasta edecek kadar çalışır. Prömiyer öncesi kalp krizi geçirip hastanelik olur, ancak sahne tutkusu ölümle bile mücadele eder.

Birbirine sıkı sıkıya bağlı, duygusal olarak yaralı iki ruh, yıllar sonra yeniden bir araya gelir.

Mutlulukları sadece görünüşten ibaret olan bir çift... Oldukça varlıklı yaşamlarında artık ne birbirlerinden ne de yaşadıkları hayattan zevk alabilen bu orta yaşı geçmiş çift, dillendirmeseler de evliliklerinin sonuna geldiklerinin farkındadırlar. Hızla ilerledikleri son ise her ikisinin de birbirlerini aldatmaları ile sarsırı bir noktaya ulaşacaktır. Mutsuz geçen yılların intikamını almak istercesine büyük bir öfke ile ihanetlerini taçlandıran ikili, eşşiz bir son yapacaklardır.

The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

In a touring Shakespearean theater group, a backstage hand - the dresser - is devoted to the brilliant but tyrannical head of the company. He struggles to support the deteriorating star as the company struggles to carry on during the London Blitz. The pathos of his backstage efforts rival the pathos in the story of Lear and the Fool that is being presented on-stage, as the situation comes to a crisis.

12 yaşındaki öğrencisiyle birlikte olmasından ötürü reşit olmayan birine cinsel istismar suçundan hapse giren öğretmen Mary Kay Letourneau'nün hikayesinden uyarlandı. Öğrencisiyle birlikteliğinin üzerinden yaklaşık 20 yıl sonra hayatı filme çevrilecek olan Gracie Atherton-Yoo'nun, filmde kendisini canlandıracak olan oyuncu Elizabeth Berry ile birlikte geçirdiği zaman konu ediliyor.

Yıllardır baş dansçısı olduğu Las Vegas revüsünün yakında sona ereceğini öğrenen Shelly, geleceği için plan yapmaya başlar. Verdiği kararları ve kurduğu hayatı gözden geçirerek kızıyla ilişkisini düzeltmeye karar verir.

Redbelt, bir Jiu-Jitsu ustası olan Mike Terrynin (Chiwetel Ejiofor), dövüş ödülünden vazgeçerek, kendine ait bir stüdyoda savunma sporu dersleri vererek onurlu bir yaşam sürmesini konu almaktadır. Yağmurlu ve karanlık bir gecede, Terrynin stüdyosunda, eski bir memur ve bir avukat (Emily Mortimer) arasında meydana gelen kazada, Terry'nin hayatı dramatik olarak değişir. Artık hilekarların (Ricky Jay, Joe Mantegna) ve bir film yıldızının da (Tim Allen) içinde bulunduğu dünyaya adım atmıştır. Borçlerını ödemek ve onurunu geri kazanmak için bununla yüzleşmek ve bunun için ilk kez ringlere adım atmak zorundadır.

17 yaşındaki Jem Starling, Kentucky kırsalındaki köktendinci Hıristiyan topluluğundaki yerini bulmaya çalışır. Kilise grubuyla dans etmekten aldığı en büyük zevk bile, eylemlerinin günah olduğu endişesiyle gölgelenir ve kendi cinselliğiyle ilgili gelişen farkındalık ile dini bağlılığı arasında sıkışıp kalır. Esrarengiz bir genç papaz olan Owen'ın dönüşüyle, Jem kısa süre sonra kendisini onun dünyeviliği ve cazibesine kapılmış halde bulur. Yavaş yavaş, onu tüm topluluklarını alt üst edebilecek tehlikeli bir ilişkinin içine çeker.

Havana, eski ününe tekrar kavuşabilme umuduyla parlak bir rolün peşinde olan hırslı ve güzel bir oyuncudur. Geçmişi sırlarla dolu gizemli Agatha Hollywood’a geri döndüğünde Havana onu asistanı olarak işe alır. Yıllar önce babası tarafından evden uzaklaştırılmış olan Agatha’nın planı, ünlü psikoterapist babası Stafford ve şımarık oyuncu kardeşi Benjie’nin hayatlarına gizlice dahil olmaya çalışmaktır. Ancak Hollywood sanıldığı kadar büyük değildir ve herkesin hırsları birbiriyle kesişecektir. Bu hikayenin tek masum kahramanı ise senarist olma hayalleriyle Hollywood’a gelen ve Havana’nın limuzin şoförlüğünü yapan Jerome olacaktır.

Film, ciddi bir rahatsızlığa sahip olan film yıldızı Lee Hayden’ın (Sam Elliott) geçmişiyle ve ölüm düşüncesiyle yüzleşme sürecini anlatıyor.

19. yüzyıl İngiltere'sinde geçen filmde, dönemin en ünlü sanat tarihçisi ve eleştirmenlerinden biri olan John Ruskin ile evlenen genç Euphemia "Effie" Gray'in hikayesi ele alınıyor. Bir türlü yolunda gitmeyen evlilik zamanla hayal kırıklığı ve acıları da beraberinde getirir. Bir gün kocasının arkadaşlarından biri olan ressam John Everett'e modellik yapan Effie, ressama aşık olur ve aralarında bir ilişki başlar. En yakın arkadaşı Elizabeth Eastlake'in verdiği cesaretle kocasından ayrılmaya karar veren Effie için dönemin sert muhafazakarlığıyla yüzleşme vakti de gelmiştir. Ünlü oyuncu Emma Thompson'ın senaryosunu yazıp başrolünde yer aldığı filmin yönetmenliğini Richard Laxton üstleniyor.

Blonde, 50'li ve 60'lı yıllarda, sinema tarihinin en büyük seks sembollerinden biri olan Marilyn Monroe'nun hem özel hem de kariyer hayatına odaklanıyor.

Vizyoner yönetmen Luca Guadagnino'nun imzasını taşıyan bu sürükleyici psikolojik dramada, bir üniversite profesörü (Julia Roberts), parlak bir öğrencinin (Ayo Edebiri) meslektaşlarından birine (Andrew Garfield) yönelttiği suçlamanın, geçmişinde sakladığı karanlık bir sırrı açığa çıkarma tehlikesi yaratmasıyla kişisel ve mesleki bir krizin eşiğine gelir. Nora Garrett tarafından kaleme alındı.


1914 yılının Amerika'sında yasadışı işler yapan bir küçük serserinin öyküsü.Sevdiği kızla evlenerek tövbekar olan ve bir zamanlar kullandığı tabancayı çete reisine veren adam, bu gangsterin, terk ettiği bir kadın tarafından aynı silahla vurulması üzerine suçlanarak hapse düşer, idam kararı alınır....16 hafta süren çekimleri ile zamanının rekor ücreti 40 bin dolara mal olan filmin babil bölümü en gösterişli ve nefes kesici bölümü olarak sinema tarihine geçmiş, bu sahnenin çekimi sinema tarihine geçen buluşlar sayesinde mümkün olmuştur.

Masumiyetin kaybolup cesarete dönüştüğü bir hikaye.Oliver Stone'un Vietnam'a 'sol'dan bir bakış attığı 'Doğum Günü Dört Temmuz', muhafazakar görüşlü, içi Amerikan vatanseverliğiyle dolu bir gencin savaşa gitmesini ve gerçeklerle yüz yüze gelmesini anlatıyor. Tom Cruise filmdeki rolüyle Oscar adayı olmuş ve unutulmaz bir performans vermişti.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir