John Hansen
Christine Jorgensen

John Hansen
Christine Jorgensen

Joan Tompkins
Aunt Thora

Quinn K. Redeker
Tom Crawford
John Himes
George Jorgensen Sr.
Ellen Clark
Florence Jorgensen

Rod McCary
Jess Warner

Will Kuluva
Professor Estabrook

Oscar Beregi Jr.
Dr. Victor Dahlman
Lynn Harper
Dolly
Trent Lehman
George at 7

Pamelyn Ferdin
Dolly as a Child

Bill Erwin
Pastor

Elaine Joyce
Loretta

Frank Gerstle
Reporter at Airport

Joyce Meadows
Tani

20. yüzyılın başlarında Çin'deyiz. O zaman adet olduğu üzere Pekin Operası'nın sanatçı havuzu, öksüzlerin ya da sokakta suça itilmiş çocukların disipline edilmesinden besleniyor. Tavizsiz Lu Qui tarafından yetiştirilen Duan Xiaolou ve Cheng Dieyi isimli iki yakın arkadaşın durumu da farklı değildir. Bedenlerini ve seslerini kullanmayı sıkı bir disiplin altında öğrenerek büyürler. Fiziği buna müsait olan Dieyi genelde kadın rolleri alırken, Xiaolou onun karşısında iri kıyım savaş beylerini canlandırmaya alışır. Dieyi giderek yakın arkadaşına karşı bir aşk duymaya başlar. Bu duygu en çok kuvvetlendiği sırada eşcinsel aşkı reddeden Xiaolou, kendisine güzel bir sokak kızı olan Juxian'ı gelin olarak alır. Bu tehlikeli aşk üçgeni II. Dünya Savaşı ve Çin Kültür Devrimi'ne kadar devam edecektir.

1981 yılında Kansas'ta başlayan bu hikâye, küçükken aynı beyzbol takımında oynayan Brian ve Neil'in hayatlarına odaklanıyor. 8 yaşındayken amnezi geçiren Brian, neler yaşadığını hatırlayamadığı ve hayatından eksilen 5 saatte uzaylılar tarafından kaçırılıp üzerinde deneyler yapıldığına inanmaktadır. Neil ise beyzbol takımının koçunun tacizine uğramış, geri kalan hayatı boyunca onu unutamamış fahişe bir gençtir. Küçükken yaşadıkları travmatik olaylar sonucu hayatları tamamıyla değişen iki gencin yolları yıllar sonra tekrar kesişecektir. Çünkü Brian, Neil'in kendisinin uzaylılar tarafından kaçırılmasını açıklayabileceğini düşünmektedir.

Alfred Kinsey, Harvard mezunu bir zoologdur. Indiana Üviversitesi’nde biyoloji dersleri vermeye başladıktan sonra, özgür düşünceleri ve mizahi yapısıyla diğerlerinden çok farklı olan öğrencilerinden biriyle evlenir.Kinsey’i kendilerine yakın bulan öğrenciler, zamanla onunla özel hayatlarını da konuşmaya başlarlar. Özellikle cinsel yaşam ve seks üzerine sorulan sorulara cevap veremeyen Kinsey, aslında hiç kimsenin bu sorulara cevap veremeyeceğini fark eder. Çünkü o güne kadar seks üzerine klinik incelemeler yapılmamıştır. Kurduğu ekiple bu konu üzerinde çalışmaya başlayan Kinsey ilk olarak erkekler üzerinde çalışmaya başlar. Yapılan görüşmeler ilerledikçe insanlar utançlarını ve korkularını yenip, deneyimlerini paylaşmaya başlarlar.

David Ebershoff’un yazdığı aynı adlı romanından uyarlanan film, Danimarkalı ressam Lili Elbe'nin (doğum adı Einar Wegener) sıradışı yaşamını beyazperdeye taşıyor. Danimarka'da ünlü bir ressam olan Einar Wegener (Eddie Redmayne) erkek olarak dünyaya gelip Gerda Gottlieb (Alicia Vikander) ile bir erkek olarak evlense de kendisini kadın gibi hissetmektedir. Kendisi gibi ressam olan eşi Gerda'ya bir gün kadın model olarak poz verdikten sonra ne zamandır bastırdığı kadınlık arzusu dışa vurur. Bütün bu süreç, Wegener'in tarihte bilinen ilk cinsiyet değiştirme ameliyatlarından birinin objesi olmasına dek sürecek, ikilinin hem özel, hem de profesyonel hayatlarını geri dönülmez bir şekilde değiştirecektir.

Richard Jewell, 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Centennial Olympic Parkı’nda yaşananlara odaklanıyor. 1996 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları sırasında Centennial Olympic Parkı’nda bombalı saldırı düzenlenmiştir. Yaşanan olayların suçlusu ise Richard Jewell görülür. Güvenlik görevlisi olarak çalışan Richard Jewell, saldırı sırasında onlarca insanın hayatını kurtarsa da basında çıkan haberler onun terörist olduğunu söylemektedir. Olayın ardından hayatı tepetaklak olan Jewell’in suçsuz olduğu ise birkaç ay sonra ortaya çıkar. Gerçek suçlunun ortaya çıkması ile aklanan Richard Jewell’in hayatı ise asla eskisi gibi olmaz.

Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı babası gibi dindar olarak yetiştirilen Jared Eamons’ın (Lucas Hedges) 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.

Cameron Post, lisede herkesin gıpta ettiği bir kızdır. Cameron mezuniyet gecesinde bir kızla sevişirken yakalanır ve bunun üzerine zorla bir “dönüştürme terapisi” merkezine yollanır. Disiplin, ahlak, “düzcinselleştirme” gibi yöntemlerin uygulandığı bu tuhaf merkezde Cameron yeni arkadaşlar edinir.

As one of the youngest Planned Parenthood clinic directors in the nation, Abby Johnson was involved in upwards of 22,000 abortions and counseled countless women on their reproductive choices. Her passion surrounding a woman's right to choose led her to become a spokesperson for Planned Parenthood, fighting to enact legislation for the cause she so deeply believed in. Until the day she saw something that changed everything.

Büyük bir başarı kazanan ilk pornografik film Deep Throat 1972’de yurtdışında da sansasyon yaratır. Filmin yıldızı Linda Lovelace ise medyanın göz bebeği haline gelir. Yıllar sonra “cinsel devrimin poster kızı” hikayesinin karanlık tarafını açıklar.

Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca istemeye istemeye evi terk eder. Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar.

P.T. Barnum'ın hayatından esinlenen film, bir vizyonerin 1800’lü yıllarda yoktan başlayarak hırsı ve hayal gücüyle nasıl dünya çapında harika bir şov ve sirk konsepti yaratmasını anlatıyor.

2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gecede kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak kampüsteki tüm kadınlarla ilgili bilgilerden oluşan bir veri tabanını içeren bir site yaratır, ardından yan yana iki fotoğraf koyarak kullanıcılardan hangisinin “daha ateşli” olduğunu seçmesini ister. Sitenin adını Facemash koyar; site bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir ve görünürdeki kadın düşmanlığıyla kampüste tartışma yaratır; Mark, Facemash'ı yaratarak kasıtlı olarak güvenliği, telif hakları yasasını ve özel hayatı ihlal etmekle suçlanır. Tam o anda, Facebook'un altyapısını oluşturan iskelet ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra, Mark Harvard'da bir ekrandan diğerine , Ivy League üzerinden Silikon Vadisi'ne ve tüm dünyaya bir yangın misali sıçrayacak olan thefacebook.com sitesini oluşturur...

Film, uyuşturucu bağımlısı ve HIV taşıyıcısı Ron Woodroof'un hayatından esinleniyor. Ron Woodroof'a 1986 yılında AIDS yüzünden 30 günlük ömür biçilir. Teşhis sonrası FDA kurumundan yasal onaylı olarak kullanabileceği tek ilaç olan AZT'yi almaya başlayan Ron hızla ölümün eşiğine doğru sürüklendiğini fark eder. Çareyi ABD'de yasal olmayan ama dünyanın dört bir yanında bulunan, doğal ilaçlara başvurmakta bulur. Kendisiyle ilgilenen doktorlardan biri olan arkadaşı Eve Saks'ın da yardımıyla Ron farkında olmadan çevresindeki hastalar içinde bir iletişim ve satış ağı kurmuş olur. "Dallas Buyers Club" olarak bilinen bu oluşum FDA'nın tedavisi yerine alternatif tıbbı tercih edenlerin çaresi olur ve dahası hastalar üzerinde onaylı AZT'den daha çok işe yarar. Fakat durum çok geçmeden fark edilir ve ilaç firmaları ve FDA Ron'a karşı büyük bir savaş açar.

Nebraska’nın Falls şehri, Brandon Teena (Hilary Swank) adındaki delikanlıyla ilgili dedikodularla çalkalanıyordu, tüm kadınların olduğu gibi tüm kasabalının da dikkatini ve ilgisini çekmişti. Karizmatik kişiliği ve masum yüzünün arkasında kocaman bir sır gizliyordu. O herkesin olduğunu zannettiği kişi değildi. Her genç insan gibi hatalar yapıyordu ve bu hatalarını da çok pahalıya ödemek zorundaydı. Yeni sevgilisi Lana ve gözü pek arkadaşı John arasındaki sınırları yanlışlıkla aşınca sır, bir vahşetle ortaya çıktı. Brandon Teena; hararetli bir aşık, toplumdan dışlanmış kimsesiz bir hayalperest, cesur bir hırsız ve haksızlığa uğramış trajik bir suçluydu. Bu filmdeki rolü Hilary Swank’a bir Oscar ödülü kazandırdı, ancak Chloe Sevigny aday olduğu 'En İyi Yardımcı Aktrist' dalında ödül alamadı.

Film, 1931 yılında Berlinde Nazilerin yükseliş döneminde geçer..İngiltereden Almanyaya öğretmenlik yapmak için gelen İngiliz yazar Brian,bir kabarede şarkı söyleyip dans eden Amerikalı şarkıcıyla tanışır..Aralarında hem siyasi hemde duygusal bir ilişki başlar... Burdan hareketle film Nazilerin değişik yöntemlerle iktidara gelişi anlatmaktadır..

A female blackmailer with a disfiguring facial scar meets a plastic surgeon who offers her the possibility of looking like a normal woman.

Enerji, tutku ve müzikle dopdolu, bir ulusu ateşleyen Hair, 60'ların çalkantılı ruhuna eğlenceli ve güçlü bir övgü. Oscar® ödüllü yönetmen Milos Forman ve senaryo yazarı Michael Weller (Ragtime) tarafından zekice yeniden yaratılan bu canlı kayıt, Broadway fenomeni, en iyi müzikal filmlerden biri! (The Hollywood Reporter) Çiftlikten yeni gelen Claude Bukowski (John Savage, The Thin Red Line) orduda silah altına alınmak için New York'a gelir, Central Park'ta düzenlenen hippi eyleminde yürüyenlere katılıp güzel Sheila'ya (Beverly D'Angelo, American History X) aşık olur. Hippilerin barışçıl lideri Berger ile (Treat Williams, Mulholland Falls) arkadaş olur ve aşkını Sheila'ya ilan etmek için resmi bir partiyi dağıtır. Claude, Center Park Gölü'nde kendisini hapse ve sonunda orduya kadar götüren bir maceraya başlar. Ama Berger'ın Claude'u Vietnam'dan kurtarmak için son çabası filmi şok edici tesadüflerle süslü garip bir kader öyküsüne dönüştürür.

Bruce Springsteen, a young musician on the cusp of global superstardom, struggles to reconcile the pressures of success with the ghosts of his past.

Doğudan beri deforme olmuş bir kariyer polisine, nazik bir doktor tarafından yeni bir yüz verildi ve ceza evinden tahliye edildi. Görünüşe göre o düz gitti, onu ceza evine gönderen adamı bulup intikamını almak istiyor ve

Kat Connors on altı yaşına gelmektedir — fiziksel olarak olgun ve cinsel açıdan gelişmektedir — annesi Eve ise kendisini hafifçe dünyadan soyutlamaktadır. Eve ailenin dışına adım atınca, Katrina kendi kendine kalmış hisseder, benzersiz bir yerde ilhamlarını açığa çıkarmaktadır: rüyaları.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir