William Cuddy
Aaron

William Cuddy
Aaron

Tammy Isbell
Gwen
Penelope Corrin
Lea Martell

David Keeley
Harry
Dennis James
Detective Lee

Maggie Huculak
Dr. Mendoza
Lois McDonald
Mrs. Day

Ricardo Hoyos
Tony
Rebecca Auerbach
Ms. Penner

Craig Brown
Deputy Smith

Catherine Fitch
Heather
Mathew Lyons
Rick
Libby Adams
Lisa McKay
Leigh Cahais
Choirgirl
Claudia Chan
Choirgirl

15 yıl önce 3 yaşındaki küçük kızı kayıplara karışan Julia Sandburg, o tarihten sonra kendisini insanlardan izole etmiştir. Kocası Doug ve oğlu Chris'in ona ulaşma çabalarını her defasında boşa çıkarmaktadır. Günün birinde Louisa isimli genç kadınla tanışan Julia yıllar sonra iletişim kurmaya başlar. En başta iyi işaretler sunan Julia aslında mantık hataları ile dolu bir umuda saplanmıştır: Louisa'nın kaybettiği kızı olduğu umuduna..

Oskar (Thomas Horn) dokuz yaşlarında, zeki, meraklı ve keşfetme düşkünü bir çocuktur. Babası,11 Eylül saldırısında hayatını kaybedince, Oskar depresyonun eşiğindeki annesi gibi mutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmaktansa, babasının New York şehrinde kendisi için bıraktığı bir iz, gizemli bir ip ucu aramaya başlar. Elinde sadece dolaptan çıkan bir anahtar ve keşfetme azmi vardır. Babasını kaybetmiş olmasının acısını, hiç bilmediği hayatları yeniden öğrenerek başka bir boyuta taşır...

An alienated teenager, saddened that he has moved away from London, must find a way to deal with a dark family secret.

Amber Appleton, bir otobüste yaşamaktadır. Annesinin erkek arkadaşının onları kovmasından sonra Amber, annesi ve sadık köpekleri Boby Big Boy ile birlikte, annesinin kullandığı okul otobüsü ‘Hello Yeloow’un arkasında kamp kurarlar. Umut ve iyimserlik prensesi olan Amber, kötü şeyleri kafasına takmamaktadır. O artık, alkolik annesi ve arkadaşlarının hayatını kurtarmaya odaklanır.

1959 yılında Michigan Ypsilanti Hastanesinde çalışan Dr. Alan Stone’un üç paranoyak ve şizofren hastanın tedavisinde deneysel yollar kullanmasına odaklanıyor. Dr. Stone bu hastalıkları elektroşok ve ilaçlar gibi agresif tedavi yöntemleri ile tedavi etmek yerine daha basit bir yol seçer. Hastaları aynı odaya koyan Dr. Stone onların hayallerini yaşamasına müsaade eder ve devrim niteliğinde yeni bir tedavi yolu bulur.

Saroo Brierley’in kendi hayat hikayesini yazdığı “A Long Way Home” isimli kitabından uyarlanan filmde, 5 yaşında Hintli bir çocuk olan Saroo ağabeyinin geri dönmesini beklerken bir tren vagonunda uyuyakalır. O uyurken trenin yola çıkması sonucu küçük Saroo uyandığında kendini evinden kilometrelerce uzakta bulur. Artık kayıptır ve eve nasıl döneceğine dair bir fikri yoktur. Kendini Calcutta'da bulan Saroo büyük mücadelelerden sonra Avustralyalı bir çift tarafından evlat edinilir ve sevgiyle büyür. Ancak ailesini bulma isteği giderek bir saplantıya dönüşür. Elinde hiçbir şey olmadan ilerlemeye çalışan genç adamın içindeki çaresizlik zamanla hayatını da etkilemeye başlar.

Moskova yaşayan Zhenya ve Boris’in evliliklerinde artık sona gelinmiştir. Nefret ve suçlamalarla tükettikleri evliliklerini sonlandırmak üzere olan çift hayatlarında yeni bir başlangıç yapmanın heyecanı içerisindedirler. Oysa 12 yaşındaki oğulları Alyosha için durum çok farklıdır. Ailesi tarafından sevilmeyen, içe dönük ve mutsuz bir çocuk olan Alyosha, kendisini dayanılmaz bir yük olarak görmektedir. Anne ve babası bilmese de Alyosha onların tüm kavgalarını duymuştur ve ansızın ortadan kaybolur. Zhenya ve Boris çocuklarının kaybolduğunu ancak 2 gün sonra fark edecektir.


Mühendis Bill Markham'ın oğlunun yağmur ormanlarında yaşayan bir yerli kabilesi tarafından kaçırılmasının ardından on yıl süre ile onu arayışını konu alan film çevreci sayılabilecek bir yaklaşımla çekilmiş aksiyon macera ve dram karışımı ilginç bir yapım.

Leslie (Gillian Jacobs) 8 yaşındayken Alex (Tom Arnold) tarafından kaçırılır ve ailesi tarafından istenmediğine inandırılır. Donny ( Evan Ross) adlı başka bir çocuk da Alex’in kurbanıdır. İki çocuk da yıllarca fahişelik yapmaya zorlanır. Leslie artık 17 yaşındadır ve Alex’in elinden kurtulmuştur. Donny ile birlikte yaşamakta ve fahişelik yaparak hayatını kazanmaktadır. Bir danışmanla tanışan genç kız onun yardımıyla ailesini bulmak için yola çıkar.

Olası bir çocuk tacirinin peşine düştüklerinde sıradan bir yolculuk paylaşımının yüksek bahisli bir kedi-fare oyununa dönüşmesini konu alıyor.

Los Angeles, Mart 1928: Genellikle çalışan sınıftan insanların oturduğu banliyö kesimlerinden birindeyiz. Telefon operatörü olarak çalışan anne Christine Collins, güzel bir cumartesi sabahında işe gitmek üzere evden ayrılırken dokuz yaşındaki oğlu Walter ile vedalaşır. Akşam evine döndüğünde her ebeveynin en büyük kabusuyla yüz yüze gelir: Biricik oğlu ortadan kaybolmuştur. Polis tarafından çok yoğun bir arama çalışması başlatılır. Ancak küçük Walter hiçbir iz bırakmadan ortadan yok olmuştur. Aradan beş ay geçtikten sonra polisten haber gelir. Christine’in oğlu olduğunu iddia eden bir çocuk bulunmuştur. İtibarını kurtarmak isteyen polis, anne ile oğlunun kavuşmasını medya önünde bir halkla ilişkiler etkinliği gösterisi olarak organize eder.

Yıllar önce deniz kenarındaki bir yetimhanede büyüyen ve yıllar sonra bu yetimhaneyi tekrar ele alıp yine bir yuvaya dönüştürme planı olan bir kadın var. Tabi bir de Simon isminde bir çocukları var ki yanaklarını sıkasınız gelir. Fakat her şey iyi güzel derken sevimli ufaklığımız Simon, evin içinde kendine hayali arkadaşlar ediniyor ve olaylar tamamen farklılaşıyor.

Bir anne, kaybolan 3 yaşındaki oğlunu tüm çabalarına rağmen bulamaz ve zamanla ümidini kaybeder. Ancak oğlu dokuz yıl sonra, ailenin yeni taşındığı kasabada ortaya çıkar.


Amerika'da yaşayan ve yabancılardan oluşan bir grup, günün birinde Los Angelas'da bulunan restoranlara rastgele silahlı saldırıda bulunur. Ancak bu olay birbirlerini tanımayan insanların her birinin hayatında onarılamaz trajedilere yol açar.

1970’lerde geçen bu suç dramasında, bir kadın, kocasının ortaklarına ihanet etmesi üzerine bebeğiyle tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda kalır.

Yakınlarını yeni kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan bir anne, yanında küçük kızıyla beraber Berlin'den Amerika'ya uçmaktadır. Yolculuğun bir noktasında küçük kız ortadan kaybolur. Anne telaşa düşerek çevresindekiler ve mürettebattan yardım ister. Ancak uçaktaki hiç kimse böyle bir kızın varlığını hatırlamaz gibi görünmektedir.

Claire Spencer sesler duymaya ve ürkütücü görüntüler görmeye başladığında, dünya dışı bir ruhun onunla iletişim kurmaya çalıştığını düşünür. Bu sırada, kocası ona gördüğü her şeyin kafasında olduğunu söyleyerek güven vermeye çalışır. Ancak Claire araştırdıkça, sevdiği adamın bu konu hakkında düşündüğünden çok daha fazlasını bilebileceğini keşfeder.

İlgi çekici, iyi oyunculuklarla öne çıkan, Amerikan yapımı bir Japon gangster filmi. Robert Mitchum, yakuza tarafından kaçırılan Amerikalı bir kızı kurtarmak üzere Japonya’ya giden özel dedektif rolünde, efsanevi Japon yıldız Ken Takakura ona yardım eden eski bir gangster. Kishi Keiko ise Mitchum’un İkinci Dünya Savaşı sonunda Japonya’da görevliyken bir aşk yaşadığı ve şimdi tekrar karşılaştığı kadın. Paul Schrader’in, kardeşi Leonard’ın bir hikâyesinden sinemaya uyarladığı Yakuza, Japon tür sineması geleneklerinin Amerikan seyircisine tanıtımı açısından kayda değer bir girişim. Halâ geçmişin değerleri ile yaşayan ve kapitalist Japonya’da var olmaya çalışan modası geçmis¸ bir yakuza olan Ken karakteri (kardeşi ona “yalnız kurt” diyor), eski ritüel ve geleneklerle çağdas¸ değerleri, ilgi çeken bir biçimde karşılaştırma imkanı sunuyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir