
Akşaye Hanna
Sanjaya Baru

Based on the memoir by Indian policy analyst Sanjaya Baru, The Accidental Prime Minister explores Manmohan Singh's tenure as the Prime Minister of India, and the kind of control he had over his cabinet and the country.

Akşaye Hanna
Sanjaya Baru

अनुपम खेर
Manmohan Singh

Suzanne Bernert
Sonia Gandhi

Arjun Mathur
Rahul Gandhi

Aahana Kumra
Priyanka Gandhi

Divya Seth Shah
Gursharan Kaur

Vipin Sharma
Ahmed Patel

Prakash Belawadi
M. K. Narayanan

Shivkumar Subramaniam
P. Chidambaram
Pradeep Chakravarti
Pranab Mukherjee

Munish Bhardwaj
Kapil Sibal

Ramesh Bhatkar
Prithviraj Chavan

Anish Kuruvilla
T. K. A. Nair

Hansal Mehta
Naveen Patnaik
Ajit Satbhai
P. V. Narasimha Rao

1789'da gerçekleşen devrim tüm Fransa'yı kana bular. Devrimin Paris'teki önderleri arasında Danton ve Robespierre de vardır. Bu iki dost, temellerini attıkları cumhuriyetin üzerinden dört yıl geçmeden birbirlerine düşman olur ve sonunda Danton gönüllü bir sürgüne çıkar. Ancak çevresindeki herkesi rejim düşmanı olarak gören ve vatana ihanetten giyotine gönderen Robespierre'in aşırı sert politikalarına daha fazla dayanamaz. Ölümü göze alarak Paris’e döner ve Terör Dönemi denen çılgınlığa son vermeyi dener.

Film, Birleşik Krallık’ın başarılı başbakanı Winston Churchill’in (Gary Oldman) kariyerindeki ilk dönemine, Hitler’in etkisindeki Nazi Almanya’sı ile mücadelesine odaklanacak. Churchill, hayatının belki de en büyük sınavından geçecektir. Hayatında zor ve geri dönüşü olmayan ikilemlerden birini yaşar. Ya Nazi Almanyası ile barışçıl bir antlaşma yolu bulmaya çalışmalıdır ya da milletinin bağımsızlığı ve idealleri için Nazilerin karşısında sımsıkı durmalıdır. Durdurulamaz Nazi güçleri Batı Avrupa'da ilerlerken ve istila tehditi kapıdayken, bir yanda şüpheci bir Kral, bir yanda da kendisi karşıtı planlar yapan partisi varken Churchill bu zor zamanlarda dik durmalı, bir ulusu ayağa kaldırmalı ve dünya tarihinin ilerleyişini değiştirmelidir.

Thomas Edison, George Westinghouse ve Nikola Tesla... Endüstriyel çağın en büyük mucitlerinden üç kahraman. 19. yüzyıl sonlarında elektrik sistemi üzerine, adeta bir savaşı andıran kıyasıya bir rekabete girişirler. Entrikalarla dolu süreçte rakiplerini alt eden isim, 1893 Dünya Fuarı’nı aydınlatacak akım türünün patent sahibi olacaktır. Kazanan tarihin akışını, dünyanın kaderini değiştirecektir.

1929 yılında, ilginç bir kitabın taslağı ünlü roman editörü Maxwell Perkin'in masasına düşer. Maxwell, öyküyü yazan yazar Thomas Wolfe'un üstün bir yetenek olduğunu fark eder ve onunla yakın bir dostluk kurar.

Gerçek bir hikâyeden esinlenerek oluşturulmuştur ve Fransız yürüyüş sanatçısı Philippe Petit'in 1974'te Dünya Ticaret Merkezi'nin ikiz kuleleri arasında gerçekleştirdiği cesur yürüyüşü konu alıyor. Philippe Petit'in bu çılgınca hayalini gerçekleştirmek için yaptığı hazırlıkları, zorlukları ve sonunda o tarihi yürüyüşü nasıl başardığını detaylı bir şekilde anlatıyor.

Oscar adayı senarist Peter Morgan'ın İngiltere'nin eski başbakanı Tony Blair üzerine kaleme aldığı üçlemenin son halkası…1993-2001 tarihleri arasında geçen film, Blair'in ABD Başkanı Bill Clinton ile özel dostluğunu anlatıyor. Hırslı İngiliz politikacı Tony Blair (Michael Sheen) 1993'te Washington'a gider ve Bill Clinton (Dennis Quaid) ile tanışır. 1997'de Blair İngiltere Başbakanı olur. ABD ve İngiltere, Blair ve Clinton'ın işbirliği ile 'ortak çıkarlar' doğrultusunda hareket etmektedir. Bu dönemde dünyanın gündemine Monica Lewinsky skandalı ve Kosova krizi damgasını vurur.

Küçük bir kasabada yaşayan azimli bir adam, polis olmak için Delhi'ye gider. Ama zorluğu dillere destan devlet memurluğu sınavları öncesinde her adımda güçlüklerle karşılaşır.

Doctor Who (1963-1989) dizisinin yaratılış sürecini anlatan TV filmi...

Nijerya'dan Yunanistan'a göç ettikten sonra, Charles ve Vera, her gün sınır dışı edilme tehdidi altında yaşarken hayatta kalmak ve beş çocuğuna bakmak için mücadele eder. En büyük oğulları Nijerya’da akrabalarıyla yaşarken çift Yunan vatandalığı almak için çabalar ancak kendilerini her fırsatta engelleyen bir sistem tarafından baltalanmış halde bulurlar. Kardeşler Giannis ve Thanasis, aileleriyle birlikte Atina sokaklarında turistlere eşya satmadıkları zamanlarda yerel bir genç takımla basketbol oynar. basketbol sahasında büyük yetenekleri keşfedildiğinde kardeşleri Kostas ile birlikte dünya çapında sporcular olmak için çabalarlar.

On sekizinci yüzyıl sonu, çok güzel ve büyüleyici Düşes Georgiana Spencer (Keira Knightley), dönemin en etkileyici kadınıdır. Güzelliği ve karizmasıyla toplumda nam salmıştır. Bu namın duyulmasıyla kendinden yaşça büyük olan Devonshire Dükü (Ralph Fiennes) ile görücü usulü evlenir. Bu evlilikle beraber Georgiana moda ikonu ve kurnaz bir politikacı haline gelir. Ancak evliliğinde bulamadığı aşkı umutsuzca aramaya devam eden Georgina’nın hayatı Charles Grey (Dominic Cooper) ile yaşadığı yasak aşk, müsrifliği ve politikaya el atması sonucu yaşadığı itibar kaybı, ve en iyi arkadaşı Bess Foster’ın (Hayley Atwell) ona olan ihaneti sonucu karmakarışık olacaktır.

Genç Donald Trump'a odaklanan filmde Donald Trump’ın 70’li ve 80’li yıllarda, Amerika’da kötü şöhretli avukat Roy Cohn’un yardımıyla gayrimenkul piyasasında nasıl yükseldiği anlatılıyor.

Film, Brezilyalı efsanevi futbolcu Pêle’nin hayatı konu ediniyor. 1958 yılında henüz 17 yaşında olan genç Pêle, adını futbol tarihine altın harflerle yazdıracaktır. Zira o yıl Brezilya’ya ilk Dünya Kupasını kazandıran gol onun ayağından çıkmıştır. Brezilya’nın fakir mahallelerinden birinde büyüyen ama sıra dışı oyun tarzı ile sıyrılan Pele, hırslı ve boyun eğmeyen bir karaktere de sahipti. Hayatı yoksullukla doluyken Pele, geleneklerine aykırı ve otantik oyun tarzı ile tüm olasılıklara karşı yenilmez duruşu sayesinde bir ülkenin ününü sonsuza kadar değiştirecektir.

Hint Kriket Takımı'nın kaptanı Mahendra Singh Dhoni'nin bilet koleksiyonculuğundan, kupalarla dolu olan yaşantısını anlatan bir film.

1999 Kargil Savaşı sırasında bir muharebe bölgesinde uçan ilk Hintli kadın Hava Kuvvetleri subayı olarak tarih yazan korkusuz genç bir subayın hayatından esinlenilmiştir.

Mary Boleyn (Scarlett Johansson) 14 yaşında, masum bir kız olarak kraliyet sarayına geldiğinde İspanyol Prensesi Catherine ile evli ancak çok çapkın bir adam olan Kral VIII. Henry’nin (Eric Bana) gözlerini kamaştırır. Kralın sonsuz ilgisi karşısında tüm varlığı alt üst olan Mary’nin krala olan aşkı her geçen gün artarken, apaçık yaşanan bu aşkın beraberinde sarayın taçsız kraliçesi olarak görülmeye başlanır. Zamanla kralın ilgisini kaybetmeye başlayan Mary, karşısında rakip olarak kardeşi Anne’i (Natalie Portman) bulacaktır. Tüm bunlar karşısında, ailesinin hırslı oyunlarında bir piyon haline gelmiş olduğunu ve saray hayatının tehlikeli entrikalarını fark eden Mary, ailesinin isteği üzerine kardeşinin krala yakınlaşmasına yardım eder ve olanları soğukkanlılıkla izler. Anne’i kraliçeliğe götürecek yolda bile sesini çıkarmayacaktır. Kral Henry, Mary ve Anne arasında gidip gelirken, İngiltere’yi de ikiye bölme yolundadır.

Yaşanmış bir hikayeden esinlenerek çekilen film, kolejli bir spor kahramanının yaşam hikayesine dayanır. Ernie Davis, Heisman Kupası’nı elde eden ilk Amerikalı siyahidir. Hiçbir zaman profesyonel manada spor yapamasa da bu ünlü sporcunun eşitlik ve saygı için verdiği savaş, Amerikan sporunu kökten değiştirmiş ve gelecek nesiller ondan güç bulmuştur. Yoksulluk içinde büyüyen ve sporculuk kariyeri siyahi olduğu için engellenen Davis, 1960’larda Amerika’yı ikiye bölen İnsan Hakları Hareketi’nde ırkçılığı aşmanın sembolü olur.

Pakistanlı mahkûm Vir Pratap Singh, orada uzun süre kaldığı süre boyunca tek kelime etmedi. İnsan hakları savunucusu Samia Sidikki, sessizliğinin nedenini öğrenmek ve Vir'in böyle bir çıkmazdan kurtulmasına yardım etmek istiyor. Pakistanlı Zara, ölen annesinin vasiyetini yerine getirmek için annesinin dinlenmek istediği Hindistan'a gider. Vir Pratap Singh adında genç ve çekici bir pilotla tanışır ve birbirlerine tutkuyla aşık olurlar. Ancak Zara, başka bir ülkenin vatandaşı olduğu ve başka bir ülkeyle nişanlı olduğu için onunla birlikte olamaz. Vir, sevgilisini rahatsız etmemek için hayatından kaybolmaya karar verir, ancak Zara'nın onsuz bir hayat düşünemeyeceğini öğrendikten sonra Pakistan'a gelir ve bu onun için ölümcül bir hata olur.

60'larda masum bir hippiyken 80'lerde para peşinde koşmaya başlayan George Jung'un (Johnny Depp) en büyük isteği hayalindeki Amerikan Rüyasını yaşamaktır. California'ya taşınarak güneşi, seksi ve marijuana satmanın kârlı zevklerini keşfeder. Uyuşturucu satmak ilk başta özgür hayatını rahatça yaşamasını sağlayan bir geçim kaynağıyken, bu iş zamanla onu dünyaca ünlü kokain ithalatçısına dönüştürür.

Film, kazandığı şampiyonluklarla dünyaca ünlü bir efsaneye dönüşen ve yıllar sonra doping kullandığını itiraf eden Lance Armstrong'un skandallarla dolu gerçek öyküsünü, bir gazeteciyi hikayenin merkezine alarak anlatıyor. Spor yazarı David Walsh, Armstrong’un başarısının sebebinin doping olduğuna inanmakta ve bu yalanı ortaya çıkarmak için araştırma yapmaktadır. Ancak kanseri yendikten sonra Amerika’da adeta bir halk kahramanına dönüşen Armstrong’un hile yaptığına kimse inanmamaktadır.

İki kararlı anne, bir tanesi bir öğretmen çocuklarının şehir okulunda çöken iç dünyalarını dönüştürmeye çalışmak için çaba harcamaktadırlar. Güçlü ve engelleyici bir bürokrasiyle başa çıkmak zorundadırlar fakat eğitim sisteminde ve çocuklarının gelecekleri için gerekli değişimi yaratmak amacıyla herşeylerini riske atarlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir