
Beata Fido
Nina

Inspired by true events of 2010 Polish Air Force Tu-154 crash in Smolensk, the film tells the partially fictional story of crash and various people affected by the tragedy. The protagonist is a journalist Nina, who refuses to accept the official version of the story and pursues her own independent investigation.

Beata Fido
Nina

Aldona Struzik
Generałowa

Lech Łotocki
Prezydent

Halina Łabonarska
Matka Niny

Dominika Figurska
Wdowa smoleńska

Maciej Góraj
Ojciec Niny

Ewa Dałkowska
Żona Prezydenta

Marek Probosz
Przyjaciel ojca Niny

Marek Bukowski
pilot

Piotr Bajor
Szef gabinetu prezydenta

Andrzej Mastalerz

Ryszard Mróz
Ojciec dowódcy tupolewa

Anna Samusionek
dziennikarka

Maria Gładkowska

Michał Kula

Bilim insanları insanların içgüdüsel dürtülerini ölçebilmek adına bir deney kurgulamaya karar verirler. Deneye göre 8 kişi gardiyan, 12 kişi tutuklu olarak yalancı bir hapishaneye alınırlar. Gardiyanlar, gardiyan rolünü; mahkumlar ise mahkum rolünü oynayacaklardır. Her şey bir oyun olarak başlar ancak durumun gittikçe daha ciddi bir hal almaya başlaması, oraya para için gelen yirmi kişiyi rollerinin içerisine mahkum eder. Artık sahte gardiyanlar gerçek gardiyan gibi davranmaya başlayacaklardır. Bilim insanları deneyin kontrolünü kaybedeceklerdir.


Popülizm ve hırsın aynı bünyede birleştiği bir politikacı olan Willie Stark, hedefi uğruna herşeyi göze alan ve mubah sayan bir kişiliktir. Bu özelliği, ilk zamanlarda başarı kazanmasını sağlasa da, sonradan hızla düşüşe geçen kariyerinin de baş nedeni olacaktır. Steven Zaillian yönetimindeki film, 1949 yılında Robert Rossen tarafından yönetilmiş aynı isimli filmin yeniden çevrimi. İlk filmin, En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu da dahil üç dalda Oscar kazandığını, aynı zamanda Robert Penn Warren imzalı romanın da Pulitzer ödüllü başarılı bir roman olduğunu belirtelim.

Washington D.C.’deki bir gazetede muhabir olan Rachel Armstrong, bir CIA ajanını ifşa eder ve kaynağını ortaya çıkarmayı reddettiğinden hapse girer. Hapiste yaşamını devam ettiren Rachel, olayın sonuçlanması için mahkemede de de zorlu zamanlar geçirir.Rod Lurie’nin senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı film, zeki yapısıyla izleyici içine çeken bir kompozisyon oluşturuyor.

A group of friends' fishing boat capsizes off the coast of Mexico and they're left alone stranded at sea and struggling for survival.

Eski bir barmen olan Robert Freegard, neredeyse on yıl boyunca bir İngiliz gizli servis ajanı gibi davranır. O, kurbanlarını IRA teröristlerinin avı olduklarına ikna etmeyi başarır. Büyük miktarda para karşılığunda Robert, kendisini MI5 üyesi olarak göstererek kurbanlarını korur. Ancak Robert'e aşık olan bir kadın, onun hayatının alt üst olmasını sağlar.

The Company You Keep: Robert Redford Yeniden Yönetmen Koltuğunda... Aktörlükle yönetmenliği bir arada götüren Robert Redford 1980′de başladığı yönetmenlik kariyerinin 9.filmine imzasını attı. “The Company You Keep” adını verdiği filminde “Lions for Lambs”ten sonra tekrar başrolü de üstlendi. Redford’a filmde Shia LaBeouf, Julie Christie, Anna Kendrick, Sam Elliott, Brendan Gleeson, Richard Jenkins, Stanley Tucci, Nick Nolte, Chris Cooper ve Susan Sarandon gibi etkileyici oyuncular eşlik ettiler. Film Neil Gordon’un aynı adlı romanından uyarlandı. 30 yıl boyunca kimliğini gizlemeyi başaran bir eski teröristin (Redford) bir gazetecinin (LaBeouf) gerçek kimliğini ortaya çıkarması üzerine yaşadıklarına odaklanıyor...

Rachel’a bir gün telefonda iki kelime söylenir: ‘Baban öldü.’ Bunun anlamı, Mossad ajanı olan Rachel’ın kimliğinin açığa çıkması demektir. Kendi teşkilatı için bile bir risk haline gelen Rachel, biriminin en iyi casusu olduğu için son bir görevde kullanılmak istenir. İran’da gizli bir göreve gitmek zorundadır ancak orada takip ettiği adama aşık olunca yalanlarla dolu dünyası bir kere daha alt üst olur. Kendini, sevdiğini, ülkesini ve masumların hayatını etkileyecek kararı vermesi gerekiyordur.

Wolf, annesinin cinayetinin intikamını alıp, motosikletiyle Amerika´nın batısına kaçan bir Kızılderilidir. Ancak bu adaletin bir maliyeti vardır.

Başkan Nixon, Amerikan tarihinde istifaya zorlanmış ilk ve -şimdilik- tek başkandır. Her şey, Washington Post gazetesi muhabiri iki gözüpek gazetecinin, Carl Bernstein ve Bob Woodward'ın, bir dedektif kalitesinde yaptıkları takip sonucu tarihe Watergate Skandalı olarak geçecek vaka ortaya çıkar: 17 Haziran 1972 günü, Nixon'ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti'den bir kaç kişi, seçimi kazanması muhtemel olan Demokratların merkezine sızıp dinleme cihazı yerleştirmiştir. İki gazetecinin yakın takibi, olayın sorumlusunun, Cumhuriyetçi Parti'nin en tepesinde bulunduğunu gözler önüne serer. 4 Oscar'lı filmin merkezindeki gazetecileri Dustin Hoffman ve Robert Redford canlandırıyor.Alan J. Pakula'nın filmi aradan geçen yıllara rağmen gücünü fazlasıyla koruyor. Medyanın gücünü olumlu yönde kullandığında nelere kadir olduğunu gösteren çarpıcı bir yapım.

1990’larda Sierra Leone’de gelişmekte olan kaos ve iç savaşın fon oluşturduğu Kanlı Elmas, Güney Afrikalı paralı asker Danny Archer ile Mendeli balıkçı Solomon Vandy’nin hikayesi. Her iki adam da Afrikalıdır fakat geçmişleri ve şartları olabildiğince farklıdır. Ne var ki hayatlarını değiştirebilecek pembe bir elması bulmak için çıktıkları serüvende yazgıları kesişir.

Oscar ödüllü oyuncu ve yönetmen Robert Redford'un yaşanmış bir öyküden yola çıkarak çektiği bu film, babalar ve oğullarını konu alır. Sevginin varolduğu ama duyguların açığa vurulmadığı bir ailede yetişen iki erkek kardeş, Norman ve Paul, kendilerine farklı yollar çizme çabasındadırlar. Kuralcı bir din adamı olan babalarıyla çıktıkları balık avları onları doğaya yakınlaştırsa da birbirlerini tam olarak anlamalarına yardımcı olamaz. Sonunda iki genç babalarına baş kaldırır; Norman eğitimine evden uzakta bir üniversitede devam eder, Paul ise Montana'da kalır ancak içki ve kumar dolu yıkıcı bir yaşam sürer. Aradan geçen yıllar aile bağlarını zayıflatsa da, onların hikâyesindeki ipuçları hala balık avlama sanatının gizeminde yatar. Montana'da büyüleyici manzaralar eşliğinde anlatılan bu şiirsel öykü, hayatın ritmini yakalıyor. Yönetmen Redford, kendi duygularının derinliğini yansıtamayan insanların hislerini bu filmde başarıyla aktarıyor.

George Bush'un 2003'te Irak'ı işgal etmeyi planlayan bir grup gazeteci, başkanların Saddam Hüseyin'in "kitle imha silahları" olduğunu iddia etmelerine şüpheyle bakıyor.

Michael Soussan'ın anılarına dayanan film, genç bir Birleşmiş Milletler temsilcisi olarak çalışan Soussan'ın gerçek hikayesini ve onun Birleşmiş Milletler'in "Oil for Food" (Yemek İçin Yağ) Programı'na bağış toplama çabalarını anlatıyor. Akıl hocası Pasha, programın ne kadar başarılı olduğunu ona göstermek için onu Irak'a getiriyor. Fakat Michael, organizasyonu daha derin bir şekilde incelediğinde, BM içindeki ve dışındaki yetkililerin yolsuzluklarını fark eder. Pasha ise hepsinin merkezinde yer almaktadır. Michael şimdi bu organizasyona nasıl adalet getireceğine karar vermek zorundadır.


Mark ve David iki iyi arkadaş ve profesyonel savaş fotoğrafçısıdır Fotoğraflamak üzere yine bir savaş bölgesine giderler David artık yorulmuştur ve hamile karısının yanına dönmeye karar verir Bu olayın ardından Mark savaşta yaralanır ve o da evine geri döner Ancak kendisinden önce dönen arkadaşı David ortada yoktur Mark, David'e ne olduğunu anlamaya çalışırken, hatırlamak istemediği hatıralarla da yüzleşmek zorunda kalır...

Senaryosunu Quentin Tarantino'nun yazdığı filmi Oliver Stone yönetmiş ve bunun yüzünden araları açılmıştı. Mickey ve Mallory birbirlerini seven ama 'doğuştan katil' olan iki aşık. Yaşadıklarını öldürerek hissedebiliyorlar belki de. Ancak 90'ların giderek çığrından çıkan medyası da onları kahraman gibi göstermekten geri kalmıyor. Böylece iki doğuştan katil yolculukları sırasında arkalarında onlarca ölü bırakarak yollarına devam ediyorlar. Yakalandıklarındaysa medya yine kurtarıcıları olarak çıkıyor karşılarına...

Zengin medya patronu Charles Foster Kane kendi özel şatosu Xanadu'da ölür. Ölürken son söz olan Rosabud'u fısıldar. Bütün gazetelerde Kane ile ilgili değişik hayat hikayeleri yayınlanır. Genç bir gazeteci Kane'nin son sözünün ne anlama geldiğini araştırmak için görevlendirilir. Gazeteci Kane'nin yakınlarıyla iletişime geçer. Biz de Kane'nin geçmişine tanık oluruz. Bu bireysel hikaye aynı zamanda mükemmelliyetçiliğin ve otoriter yönetimin hazin sonuçlarını da göstermektedir.

Macera türünün klasikleri arasında gösterilen The Man Who Would Be King, usta sinemacı John Huston’ın yönettiği sürükleyici bir yapım. Rudyard Kipling’in bir öyküsünden esinlenilerek çekilen film, 1880’lerde Hindistan’da geçiyor.

New York'ta bir gazetede muhabir olarak çalışan Arthur'dan 70'lerin Glam Rock akımının en popüler isimlerinden biri olan Brian Slade'in kariyeri ve sahte ölümü hakkında haber yapması istenir. O dönemler bu akımdan fazlasıyla etkilenmiş olan Arthur araştırmasıyla beraber kendisi de eski günlere geri döner. Bir gün sahnede izlediği rock star Curt Wild'ın çılgınlığından etkilenen Brian Slade kendine has bir tarz yaratır ve bütün gençlerin idolü haline gelir. Artık hepsi onunki gibi bir yaşam tarzını benimsemiştir. Ama sansasyon yaratmak için düzenlendiği sahte ölümü kariyerinin sonunu getirecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir