
Simone Simon
Diane

A Parisian sewer worker longs for a rise in status and a beautiful wife. He rescues a girl from the police, lives with her in a barren flat on the seventh floor, and then marches away to war.

Simone Simon
Diane

James Stewart
Chico

Jean Hersholt
Father Chevillon

Gregory Ratoff
Boul the Cab Driver

Gale Sondergaard
Nana, Diane's Sister

J. Edward Bromberg
Aristide the Astrologer

John Qualen
Sewer Rat

Victor Kilian
Gobin

Thomas Beck
Brissac

Sig Ruman
Durand (as Sig Rumann)

Mady Christians
Marie

Rollo Lloyd
Matoot

Rafaela Ottiano
Madame Frisson

Georges Renavent
Sergeant Gendarme

Edward Keane
Gendarme

Sınıf ve ırk ayrımcılığının hala olduğu bir dönemde, görme engelli beyaz bir genç kız ile siyah bir adam, birbirlerinde sevgiyi ve arkadaşlığı bulacaklardır… Sevginin sınır tanımayan gücünü anlatan etkileyici bir klasik.

Sır: Hayal Etmekten Korkma merkezine, üç çocuğunu tek başına ve çok çalışarak büyütmeye çalışan Miranda Wells'i ve ailesini alıyor. Güçlü bir fırtına hayatına yıkıcı bir meydan okuma ve gizemli bir adam, Bray Johnson'u getiriyor. Kısa bir süre sonra Bray'in varlığı ailenin ruhunu yeniden canlandırıyor ancak kendisinin taşıdığı bilmedikleri bir sır vardır ve bu sır her şeyi değiştirebilir.

Seventh Heaven (1927) sessiz bir filmdir ve En İyi Film Akademi Ödülü'ne aday gösterilen ilk filmlerden biridir (daha sonra "En İyi Film, Yapım" olarak adlandırılır). Film H.H. Caldwell (başlıklar), Benjamin Glazer, Katherine Hilliker (başlıklar) ve Austin Strong (oyun) tarafından yazıldı ve Frank Borzage tarafından yönetildi. Film, Gaynor ve Charles Farrell'ın başrollerini paylaştığı bir romantizm. Gaynor Başrolde En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü'nü kazandı, Borzage En İyi Yönetmen ödülünü kazandı ve Glazer En İyi Yazma, Uyarlama ödülünü kazandı. Seventh Heaven, 1927'de gişede 2,5 milyon dolardan fazla hasılat elde eden sinema tarihinin en yüksek 13. sessiz filmidir. 1995'te film, Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihsel veya estetik açıdan önemli" olarak Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Film Arşivi'nde korunmak üzere seçildi.

After leaving his prestigious post at the University of Toronto, Gabriel embarks on a new journey with Julia, and he is eager to become a father. However, Gabriel's idyllic vision is jeopardized when Julia's intensive program becomes all consuming. When Julia is granted a prestigious opportunity to deliver an academic lecture at Oxford, Gabriel challenges her about the subject of her presentation, which clashes with his own research. In Oxford, their past resurfaces, including an old nemesis determined to humiliate Julia and expose one of Gabriel's well-guarded secrets. Emotions run high, alliances are tested, and the couple must confront the shadows of their shared history in a battle for love, truth, and redemption.

2005 yılında Astsubay Kıdemli Başçavuş Charles Monroe King, Irak’taki savaştan geri dönemeyebileceği için oğlu için günlük tutmaya başlar. 14 Ekim 2006’da yol kenarındaki bir bomba yüzünden hayatını kaybeder. 200 sayfayı aşan günlük yarım kaldığında King’in oğlu yedi aylıktır. A Journal for Jordan, bir annenin, oğlunun henüz konuşamadığı zaman kaybettiği babasıyla ilgili yazdığı bir mektuptur. Ayrıca bir babanın hiç tanıyamadığı oğluna verdiği öğütleri ve ettiği duaları içerir. Son olarak, birbirlerini çok sevmiş fakat çok erken ayrılmış Dana ve Charles’ın hikayesidir.

New York'ta yaşayan bir çiftin geçirdiği zorlu bir dönemi ele alan iki ayrı filmden oluşan seride, çiftin hikayesini iki farklı bakış açısından aktarılanlarla dinliyoruz. Bu filmde hikayeyi kadın karakterin gözünden izliyoruz. Ned Benson'ın ilk uzun metraj denemesi olan filmin başrolünde Jessica Chastain bulunuyor.

Karısını öldüren bir otomobil kazasında kör olan bir romancı, suçlanan iş adamının ihmal edilmiş eşiyle ilişkisi üzerine hayat ve yazı tutkusunu yeniden keşfeder.

9 hayat..9 hikâye..Yaşamın sancılarına ve hayal kırıklıklarına göğüs geren, duygularını sarmalayan ilişkilerin esiri 9 kadın...

İlk Görüşte Aşk, kör bir adama aşık olan genç bir mimar kadının hikayesi. Kadın, onu görme yeteneğini yeniden kazanması için radikal bir ameliyata girmeye teşvik eder. Ama adam asıl görme yeteneğini kalbinde bulduğu sevgiyle elde edecektir.

A Catholic New Yorker falls in love with a girl and wants to marry her, but he struggles to accept her past and what it means for their future.

A pregnant New York social worker begins to develop romantic feelings for her gay best friend, and decides she'd rather raise her child with him, much to the dismay of her overbearing boyfriend.


Mervyn LeRoy’un, .Robert E. Burns’ün otobiyografik hikâyesini temel alan, Ben Bir Pranga Kaçağıyım, şansı yaver gitmeyen bir 1. Dünya Savaşı gazisi olarak, uydurma bir suç yüzünden prangaya vurulup, uzak güney eyaletlerinde ağır işçiliğe mahkûm edilmesinin ardından, merhametsiz bir suçluya dönüşen masum bir adamın canlı bir portresini sunar. Adam dürüst bir hayat sürmek için kaçar, ihanete uğrar, yeniden kaçar ve yakalanmış bir kaçak olarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Kayayı bile orta yerinden çatlatacak sadist gardiyanlar, firarlar (birçok filme temel oluşturmuş, uluyan tazıların bataklıktaki takip sahnesi dâhil), hücre cezası, parmaklıkların ardındaki kendine özgü dil başarılı bir biçimde perdeye taşınır. Sırf defalarca gönderme yapılmış bir film olması (en son Coen Kardeşler’in O Brother, Where Art Thou?/ Nerdesin Be Birader? filminde) açısından seyredilmeye değer bir yapım. Modası geçmiş olsa da halen ünlü ve unutulmaz son cümlesiyle seyirciyi derinden etkiliyor.

2. Dünya Savaşı'nda Polonya'nın Almanlar tarafından işgali üzerine Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçmış Leo Gursky , çocukluk yıllarında aşık olduğu, ancak ailesi tarafından yine ABD'ye gönderilmiş Alma'yı hiç unutmamış, başka hiçbir kadını sevmeyeceğine dair kendine söz vermiştir. Ömrünün son yıllarını geçiren Leo ile, annesinin yeniden evlenebilmesi için girişimlerde bulunan genç Alma Singer'ın yolları kesişir. Bu esnada çok eskiden yazılmış, ancak yeni ortaya çıkan gizemli bir kitap, hepsinin hayatını derinden etkileyecektir.

Film, konusunu 1944'te Polonya'da Nazi işgaline karşı başlatılan Varşova ayaklanmasından alır. Ayaklanma sırasında geri çekilmek zorunda kalan bir Polonya müfrezesi, başka bir çatışma alanına gitmek için şehrin kanalizasyonlarını kullanır. Müfreze kanalda üç gruba ayrılır, film bu üç grubun hikayelerini birbirlerinden bağımsız, paralel olarak anlatır. Bir yerde Almanların amansız takibi, bir yerde iç çatışmalar, bir yerde de kanalın karanlığı, açlık, susuzluk gibi etkenler üç grubun trajik sonlarını hazırlar.


İorph halkı, beşeriyetten fersahlarca uzakta yaşayan; günlük olayları Hibiol denen bir kumaşa nakşeden bir topluluktur. Yüzyıllarla ifade edilen ömürleri boyunca dış görünüşlerindeki o dinçliği asla kaybetmezler. İorphlu öksüz bir kız olan Maquia, yalnızlığın beraberinde getirdiği o melankoli duygusu eşliğinde; arkadaşlarıyla birlikte mutlu bir hayat sürdürmektedir. Ancak İorph'taki bu sukûnet ortamı Mezarte'nin istilası yüzünden allak bullak olur. İorphlu kanının bahşettiği uzun ömre gıpta ile bakan ejder süvarileri; Maquia'yı arkadaşlarından koparacak, yerinden yurdundan edecektir.

Amerikan İç Savaşı’ndan iki yıl önce geçen hikâye, eski bir köle olan Django’nun Alman ödül avcısı Dr. King Schultz ile yollarının kesişmesini konu alıyor. Schultz, Django’nun yardımı karşılığında ona özgürlüğünü kazandırır ve zorlu bir görevde iş birliği yaparlar. Django’nun üstün avcılık yetenekleri, onları son hedeflerine götürür: Django’nun karısı Broomhilda’yı köle tüccarlarının elinden kurtarmak.

Yönetmen Stanley Kubrick, Full Metal Jacket filminde savaşın ve askerliğin, insanların duygularını nasıl yok ettiğini gün yüzüne çıkarıyor. 18 yaşındaki acemi bir askerin gözünden, acemi askerlerin Deniz Kuvvetleri'ndeki ilk günlerinden başlayarak nasıl insani duygularının yok edildiğini ve bireysellikten çıkarılıp Deniz Piyadesi olarak nasıl tekrardan yaratıldıklarını anlatıyor. Film, 1968 yılında Vietnam harekatı için yetiştirilen askerlerin ruhlarında bıraktığı zarar ve savaşın nasıl insanlık dışı bir şey olduğunu açığa çıkartıyor. Gustav Hasford'un "The Short-Timers" isimli romanından uyarlanmıştır.

Mutlu ve huzurlu görünen bir kasaba, aslında onu çevreleyen ormanın verdiği dehşeti yaşamaktadır. Ormanda, tam olarak ne olduklarını bilemeseler de onlara korku dolu bir yaşantı sürdüren yaratıklar vardır. Bu yaratıklar ve kasabalılar arasında garip bir tür anlaşma vardır, kasabalılar ormandan uzak durdukça yaratıklar da kasabaya bulaşmamaktadır.Ancak bir gün, meraklı Lucius Hunt, ormanı keşfetmeye karar verir. Bu hareketi, taraflar arasındaki gizemli anlaşmayı bozacak ve yaratıkların kasabaya gelmesine sebep olacaktır.6. His, Ölümsüz ve İşaretler ile gerilim ve fantastik öğeleri başarıyla birleştirerek büyük beğeni toplayan yönetmen M. Night Shyamalan, Village ile de hem türün meraklılarını, hem de kendi takipçilerini oldukça heyecanlı bir bekleyişe soktu.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir