
夏帆
Tōko Muranushi


Filmde, hayatının aşkıyla kariyeri arasında karar vermek zorunda olan New Yorklu bir işadamının başından geçenler anlatılıyor.

Lise öğrencisi Polina, yeni okulunda maruz kaldığı zorbalıktan kurtulur ve baş zorbası Bars ile bir anlaşma yapar: Bars, onun erkek arkadaşıymış gibi davranıp onu korumak zorundadır; Polina ise onun söylediği her şeyi yapmak zorundadır. Bu oyun sırasında çift arasında gerçek duygular gelişir, ancak Polina’nın ailesi ve sınıf arkadaşları, bu iki sevgiliyi ayırmak için çeşitli nedenlere sahiptir.

John Forbes Nash kazandığı bir bursla Princeton Üniversitesi'nde öğrenim görmeye başlar. Bu süreçte parlak zekasını her daim hissettiren ancak çevresindekilerle uyum sorunu yaşayan dahi Nash, inanılmaz bir teoriyi ortaya sürüp kanıtlama aşamasına kadar gelir. Böylece matematik çevrelerince ününü yayan dahi adam zamanla şizofreni belirtileriyle mücadele etmeye başlar. Nash artık kendi kurgusal gerçekliklerinden oluşturduğu dünyasıyla asıl gerçekleri ayırt edemeyecek bir aşamaya gelir.

Gilbert, obez annesi ve otistik kardeşi arasında sıkışmış; kendine ait hiçbir şeyi olmayan sıkıcı bir yaşam sürmektedir. Yaşamının sıkıcılığı çoğu zaman gözüne batmaz çünkü yaşadığı kasabada hayat, bütün olağandışılıklardan uzak bir tekdüzelikte gitmektedir. Hayatındaki tek aksiyon, otistik kardeşi Arnie'nin ortalığı karıştırmasıdır. Bir gün Gilbert, anneannesi ile birlikte kasabadan geçen Becky ile tanışır ve hayatındaki bütün dengeler bir anda altüst olur. Gilbert, âşık olur fakat aşkını doyasıya yaşamasına mani olan sorumlulukları, mutluluğa ulaşmak için önünde bir engel olarak durmaktadır.

İki erkek ve bir kadın arasındaki üç kişilik aşkın sinema tarihindeki en güzel anlatımlarından biri olan Jules ve Jim, sadece aşk değil, dostluk üzerine de sözleri olan bir film. Yakın arkadaş olan Jules ve Jim’in hayatları, Catherine ile tanışınca bambaşka bir yöne doğru savrulur. Her ikisi de aynı kadına aşık olsa da Catherine, ilk başlarda sadece Jules’a ilgi duyar. Bildik kadın kimliğinin çok dışında bir karaktere sahip olan Catherine için hayat, alışıldık sınırların çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. İlk zamanlardan beri Jim’in ilgisinin de farkında olan Catherine, yıllar sonra onunla da bir yakınlaşma içine girer. Catherine’i terketmeyi düşünmeyen Jules’un da varlığıyla bu unutulmaz üçlü, birlikte yaşamaya başlarlar.

Genç Elle'in ilk öpücüğü, lisedeki en çekici oğlanla arasında yasak bir aşka yol açar ve en yakın arkadaşıyla ilişkisini tehlikeye atar.

Aşk hayatlarını bir türlü yola koyamamış ve erkeklerle başları dertte olan iki kadın, Amanda ve Iris... Biri Los Angelas'ta, diğeri de İngiltere'de yaşayan bu iki genç kadın, hayatlarının gidişatından çok sıkılmışlardır. Kendileri için bir değişiklik yapmanın planlarını kurarken internette ev değişimi üzerine bir site vasıtasıyla belli bir süre için evlerini takas etmeye karar verirler. Tüm istedikleri, hayatlarında biraz farklılık yaratmak ve belki de yeni insanlarla tanışabilme imkanı sağlamaktır.Kadınlar Ne İster? ve Aşkta Herşey Mümkün gibi romantik komedi türündeki filmlerin başarılı yönetmeni Nancy Meyers, yine kadınları merkezine aldığı, eğlenceli bir film ile beyazperdede!

New Yorklu Rachel Chu, uzun zamandır Nick Young ile birliktedir. Rachel, Nick’in en yakın arkadaşının düğününde sevgilisine eşlik etmek için Singapur’a gider. Genç kadın Asya’ya ilk defa gidecek olmaktan oldukça heyecanlıdır fakat bir yandan da büyük bir stres altındadır. Singapur’da Nick’in ailesi ile tanışacak olmaktan endişe duyan Rachel, bu sırada sevgilisi ile ilgili bilmediği şeyler öğrenir. Nick, ülkenin en zengin ailelerinden birine sahiptir ve o ülkedeki gözde bekarlardan biridir. Rachel, Singapur’a ayak bastığı andan itibaren tüm gözler ona çevrilir. Genç kadının çevresi bir anda onu kıskanan ve Nick’ten ayırmayı planlayan insanlarla dolar.

William Shakespeare'ın trajik aşk destanı Romeo ve Juliet'in, Avustralyalı dahi yönetmen Baz Luhrman tarafından sinemaya uyarlanan bu modern versiyonunda kılıçların yerini, kılıç isimleri taşıyan silahlar alıyor. Günümüz Florida'sında geçen filmde Romeo (Leonardo DiCaprio) ve Juliet (Claire Danes), kentin iki düşman ailesinin çocuklarıdır. Trajik bir rastlantı sonucu iki genç birbirlerine aşık olurlar ve ailelerin savaşının ortasında bir kaçış bulmaya çalışırlar.

Lucía, Madrid'de bir restaurant da garsonluk yapan genç bir kadındır. Uzun süredir birlikte olduğu yazar sevgilisinden ayrılınca, yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu düşünerek, bir Akdeniz adasına tatile gitmeye karar verir. Lucía, bu adada eski ilişkilerini sorgulamaya başlar...

A, her gün farklı birinin bedeninde uyanmakta olan bir gençtir. Her gün kendi ile aynı yaşlardaki başka bedenlere geçiş yaparak uyansa da kendi bedenine sahip olmayan A, durumunu kabullenmiştir. Hatta yaşamak için belli kurallara bağlı kalmaktadır. Kimseye bağlanmamaya, kendini açık etmemeye ve bedenini bir günlüğüne paylaştığı kişilerin hayatlarında değişiklikler yapmamaya çalışmaktadır. Ancak günün birinde Justin isimli bir gencin bedeninde uyanır ve onun kız arkadaşı Rhiannon'a aşık olur. Bu durum A için bütün kuralları yıkar, Rhiannon'a durumunu açıklar ve ikilinin arasında romantik bir ilişki başlar. Ancak bu durum sandıkları kadar kolay olmayacaktır.

Genç bir kadının yeniden aşık olma çabalarını anlatan Safe Haven, The Notebook ve Dear John gibi popüler filmlerin arkasındaki yazar Nicholas Sparks’ın romanından uyarlanmıştır. Gizemli bir genç kadın küçük bir Kuzey Carolina kasabasına gelince, birbirine bağlı insanlardan oluşan kasaba halkının içine girmek istememesi kadının geçmişine dair sorular sorulmasına neden olur. Genç kadın yavaş yavaş yeni hayatına alışmaya başlar ve iki çocuklu dul bir mağaza sahibi olan Alex ile bir ilişkiye başlama cesaretini kazanır. Ancak karanlık sırlar yeni hayatına o kadar korkunç bir şekilde girer ki fedakarlığın ne demek olduğunu bir kez daha anlamak ve aşkın gücüne güvenmek zorunda kalacaktır...

Küçük bir Fransız köyündeki gündelik yaşam, yeni taşınan gizemli bir genç kadın ve kızı sayesinde bir anda değişiverir. Oldukça kasvetli ve birbirinin aynı günler geçiren kasaba halkı, anne-kızın birlikte açtıkları son derece sevimli çikolata dükkanı sayesinde, farkında olmadıkları bambaşka bir hayatla tanışırlar. Zevkin, eğlencenin, neşenin ve en önemlisi çikolatanın olduğu bir hayattır bu. Fakat kasabadaki bu değişimden memnun olmayan insanlar da vardır. Bunların en başında, ahlak bekçiliği yaparak kasabada dilediği gibi bir ortam yaratan belediye başkanı gelmektedir. Ama birbirinden lezzetli çikolataların karşısında durmak, o kadar da kolay değildir.

Sean Connery ve Gena Rowlands: İleri yaşlarında birçok değişimi yaşamakta olan çok iyi bir çift... Ancak Gena, evliliklerinin 40. yılında Seanın bir maceraya atıldığını keşfeder. 25 yıl sonra bu gerçekle başa çıkmayı öğrenmeye çalışacaktır... Ryan Philippe ve Angelina Jolie: Connery ve Rowlandsın hayal bile edemediği karışık bir dünyada dostluk arayan iki kitap müdavimi, genç bir çiftir... Dış görünüşleri ne kadar düzgünse de güvensizlikleri yüzeyin hemen altındadır... John Stewart ve Gillian Anderson: Biri yalnız bir tiyatro yönetmeni ve diğeri ise yalnız bir mimar... Doğal bir kimyaya sahip ikili... Madeline Stowe ve Anthony Edwards: Öykümüzün en komik çifti... Birbirlerini aldatmaktadırlar... Hemen her akşam otel odalarında gizli randevuları vardır... Dennis Quaid. Akşamlarını barlarda kendisini dinleyecek herhangi birine fantastik hikayeler anlatarak geçiren biri...

Genç bir yarış arabası teknisyeni, yarış dünyasının skandallarıyla ünlü pilotuyla nişanlı numarası yapar. Görünürde amaç pilotun itibarını kurtarmaktır ama aslında direksiyon başına geçme fırsatı peşindedir. Ne var ki bu yalan çok geçmeden her şeyi, artık bir anlaşmadan çok daha fazlasına dönüşen ilişkilerini bile mahvetme tehlikesi yaratır

Vertigo, Hitchcock’un teknik ve işlediği konu itibariyle sinema tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Bir suçluyu kovalarken çatıdan düşen ortağını kurtaramayan dedektif Scottie Ferguson’da, bu olayın ardından yükseklik korkusu başgösterir. “Vertigo” hastalığına dönüşen bu korku nedeniyle mesleğini bırakıp emekli olan dedektir, eski bir arkadaşı tarafından, ruhsal sağlığından şüphe ettiği karısı Madeleine’ni izlemesi için kiralanır. Scottie de kadını daha yakından izledikçe bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder; dahası kadının intihara meyilli olduğunu görür. Artık işleri yoluna koymak için uzaktan takip etmek yetersiz kalacak, Scottie’yi kendi korkularıyla da yüzleşeceği bir mücadelenin içerisine sürükleyecektir.

Steven (Jude Law), kadınları baştan çıkaran yetenekli ve yakışıklı bir vampirdir. Kadınlara karşı çok büyük zaafı olan Steven mükemmel kadının arayışı içindedir. Pek çok ilişki yaşamasına rağmen, tüm ilişkileri kötü sonuçlanmıştır. Bir gün Anna adında, diğer kadınlardan farklı bir kadınla tanışır. Fakat bu ilişkinin devam etmesinin imkansız olduğu anlaşılır. İkisinden sadece biri yaşayacaktır. Son dönemde çekilmiş en iyi vampir filmlerinden olan ÖLÜMSÜZLÜK nefesleri kesecek bir gerilim.

Genç bir kadın aşık olduğu yakışıklı Maxim De Winter'la evlendikten bir süre sonra Maxim'in eski eşi Rebecca'nın birkaç ay önce gizemli bir şekilde ölmüş olduğunu öğrenir ve kocası ile olan ilişkisinin her zaman Rebecca'nın gölgesinde kalacağını farkeder. Film boyunca adı telafuz edilmeyen kadın, aynı zamanda kendisini evin yeni kadını olarak kabul etmek istemeyen hizmetçi Mrs. Danvers'ın kıskanç ve takıntılı tavırları ile başa çıkmak zorundadır. Alfred Hitchcock'un Daphne Du Maurier'ın bir romanından uyarladığı Rebecca yönetmenin aynı zamanda ilk Amerikan yapımı filmi olma özelliğini taşıyor. 1940'ta En İyi Film dalında Akademi Ödülü'nü kazanan filmin yapımcısı David Selznick'in bir önceki filmi Rüzgar Gibi Geçti de, aynı dalda ödül sahibi olmuş ve efsaneleşmişti.

Babalarının ölümünün ardından aile servetinden mahrum kalan Elinor ve Marianne Dashwood, anneleri ve küçük kız kardeşleriyle birlikte daha mütevazı bir yaşam sürmek üzere taşraya yerleşir. Birbirinden farklı karakterlere sahip iki kardeş, yeni çevrelerinde aşk ve evlilik konusunda zorlu seçimlerle karşı karşıya kalır. Duygularını kontrol altında tutmaya çalışan Elinor ile kalbinin sesini dinleyen Marianne, yaşadıkları hayal kırıklıkları ve karşılaştıkları toplumsal baskılar arasında mutluluğu bulmaya çalışır.

Piyanoları akort etme konusunda titiz bir yeteneğe sahip olan yetenekli bir piyano akortçusunun, beklenmedik bir şekilde kasa hırsızlığı konusunda da yetenekli olduğunu keşfetmesi, hayatını altüst eder.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.










0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir