
Rachel Bloom
Self


BBC'nin 70'lerde hayli popüler olmuş komedi dizisi Monty Python, şimdi de sinemaseverlerin karşısında! 6 kişiden oluşan Python ekibinin bu sürreal macerası, 1983'te Cannes'da Jüri Büyük Ödülü kazanmıştı. Oyuncu kadrosunda ünlü yönetmen Terry Gilliam da var. Python ekibi, hayatın anlamını çözmek için doğumdan başlayarak, birbirinden ilginç deneyler ve gözlemlerin eşliğinde yaşamın evrelerini araştırmaya başlar.

Üç arkadaş Gary (Lawrence Monoson), Rick (Steve Antin) ve David (Joe Rubbo), boş zamanlarını genellikle birlikte geçirir ve sürekli güzel kızların peşindedir. Utangaç Gary'nin kadınlarla sorunları vardır ve hâlâ bakirdir, Rick ise her yerde başarılı olur ve kızları peş peşe tavlar. Şişman David de utangaçtır, ancak Gary kadar değil – üçü birlikte partilere ve kafelere giderler, ta ki Gary bir kıza aşık olana kadar. Ancak bu kızın gözü yalnızca Rick'tedir. Fakat Rick onu hamile bırakıp sorumluluktan kaçınca, Gary'nin güzel Karen'la (Diane Franklin) ilgilenme fırsatı doğar…

İyi kız Marj (Jane Malone) ve en iyi arkadaşı Hilary Faye (Mandy Moore), Amerikan Eagle Hristiyan Lisesi'nin en güzel kızlarıdır ve herkesin gözleri bu ikisinin üzerindedir. Fakat, her şey birden değişecektir. Aldatma, ikiyüzlülük ve lise gençliği üzerine çekilmiş başarılı bir komedi (USA Today). Bu mükemmel gençlik komedisi Kurtar Beni'de Macaulay Culkin ve Patrick Fugit'de oynuyor.

Mükemmel annelik olgusuna karşı çıkarak, onlardan beklenen sorumluluk ve istekleri karşılamayan üç anne, kendi aileleri için güzel bir Noel düzenlemeye karar veririler. Aynı zamanda kendi annelerini de ağırlamak zorundadırlar. Güzel bir Noel geçirmek için uğraşan bu üç kadın, bu tatili özel bir hale getirecek ve anneleriyle de daha yakın olmayı başaracaklardır.

Kızlarının mezuniyet gecesinde bekaretlerini kaybetmelerine hazırlandığını öğrenen üç baba bir araya gelir. Üç baba, kızlarını çok geç olmadan durdurmaya çalışacaklardır.

İki yıldır Phil, Stu ve Doug, maceralardan uzak bir şekilde evlerinde mutluca yaşamaktadırlar. Dövmeler silinmiştir ve davalar düşmüştür. Las Vegas'taki çılgın geceden ve Bangkok'ta kaçırıldıkları, üstlerine ateş edildikleri ve mafya tarafından kovalandıkları günlerden sıyrılmaya başlamışlardır. Kurt Sürüsü'nün memnun olmayan tek üyesi Alan'dır. Bir amacı olmadığını düşündüğü için ilaçlarını bırakmıştır ve kendisini doğal güdülerine bırakmıştır. Ama bir kriz yüzünden bu üçlünün yardımına muhtaç kalmıştır. Ortada bir düğün ve bekarlığa veda partisi olmamasına rağmen ne ters gidebilir ki? Ama Kurt Sürüsü yola koyulunca, işler tekrar sarpa sarar. Karmaşanın ve yanlış kararların dolu olduğu bu maceranın efsanevi finalinde bu grup, her şeyin başladığı yere geri dönem zorundadırlar: Las Vegas. Öyle ya da böyle... bu macera burada bitiyor.

86 yaşındaki Irving Zisman (Johnny Knoxville), en benzersiz yoldaşları ile birlikte Amerika boyunca seyahat etmektedir, yani 8 yaşındaki Grandson Billy (Jackson Nicoll) ile birlikte. Yol boyunca Irving genç ve etkileyici Billy’i çocuk yetiştirme terimine anlam katacak insanlarla, yerlerle ve durumlarla tanıştırır. İkili erkek striptizcilerle, canı sıkılmış çocuk güzellik yarışması adaylarıyla (ve onların aynı derecede sıkkın anneleriyle), cenaze evi yasçılarıyla, bisikletçi bar patronlarıyla ve bir sürü masum vatandaş ile karşılaşırlar. Gerçek olmayan durumlardaki gerçek insanlar, tam bir komedi yaratmaktadır...

Altız olarak doğduğunu öğrenince çok şaşıran müstakbel baba Alan, yeni bulduğu erkek kardeşi Russell’ı da yanına alır. Yıllardır kayıp olan diğer kardeşlerine kavuşmak isteyen ikili, birlikte eğlenceli bir yolculuğa çıkar.

Feeling forgotten on Mother's Day, three best friends leave the suburbs and drive to New York City to surprise their adult sons.

Yas tutan iki genç, ikizlere özel bir destek grubunda tanışıp beklenmedik bir dostluk kurar. Roman (Dylan O'Brien) ve Dennis (James Sweeney), hem teselli bulmaya çalışıp hem de kendi benliklerini ararken kısa sürede grup dışında da ayrılmaz hale gelir. Fakat geçmişin karanlığı gün yüzüne çıktığında hiçbir şey göründüğü gibi olmaz çünkü her ikisi de her şeyi altüst edebilecek sırlar saklamaktadır.

Sakin Rock Ridge kasabasının tam ortasından demiryolu geçmesi gerekmektedir. Bölgedeki toprakların fiyatları birden artacaktır - fakat kasaba halkının zaten kendilerine ait toprakları vardır. Onları yerlerinden nasıl çıkarırsınız? Elinizdeki en korkunç, en kötü, en rezil çeteyi üstlerine salarak... ve en fazla 24 saat dayanabileceğini düşündüğünüz bir şerifi görevlendirerek.

Pola (Marilyn Monroe), Loco (Betty Grable), Schatze (Lauren Bacall), üç genç ve bekar Amerikalı hanımefendi. Şehrin kaymak tabakasının mukim olduğu işlek merkezinde lüks bir daire kiralayan Pola ve Schatze'nin yanlarına Loco da katılacaktır. Filmde bu üçlünün 'zengin koca' bulma tasavvuru ve bu uğurda atıldıkları serüvenleri izliyoruz sonrasında. Üçünün de ortak hayali ve tek tutkusu budur. Öyle ki varsılların yoğun olduğu muhitlere girebilmek, partilere katılabilmek için gerekli sermayeyi dairedeki mobilyaları satarak temin edecek kadar...

Kocasından ayrılan Terry kızları ile beraber yaşamaya devam eder. Hayatı artık eskisi gibi değildir. Tek dostları sakinleşmek için içtiği içki ve bunu yaparken de yanında olan komşusu Denny’dir. Aralarındaki ilişki romantizme doğru ilerlerken bir yandan da kızlarının sorunları ile boğuşan Terry kendini karmakarışık bir hayatın içinde bulur.

Dedee, Lousiana daki berbat yaşamından kaçmak için, eşcinsel kardeşi Bill in birlikte yaşadığı erkek arkadaşı Matt i baştan çıkararak, 10.000 Dolar çalar ve bu üçkağıtçı, çılgın karakterli adamla Los Angeles yollarına düşer. Bill in yolu ise; canından bezmiş gibi görünen, hiç evlenmemiş, çok ayrı karakterlere sahip olduğu şerifle bir aşk yaşayan ve aynı zamanda Matt in terkettiği eski sevgilisi olan bir kadınla kesişir."

Veronica ve üçününde adı Heather olan kız arkadaşları ile okulun en popülerleri arasındadır. Ancak genç kadın bu üç kızdan iyice sıkılmış durumdadır. Mecburen kızlara tahammül eden Veronica bu sırada ası J.D olan bir genç ile tanışır. Asi ve sosyal anlamda sorunlu bir genç olan J.D, Veronica'nın dikkatini çeker. Birlikte vakit geçirmeye başlayan Veronica ve J.D, üç kızdan intikam almak için korkunç bir plan yapar.

Eski bir suçlu olan H.I. McDunnough ile onun kayıt için fotoğraflarını çeken eski polis Edwina evlenir ve Arizona'da bir çiftliğe yerleşirler. Eski yaşamına veda eden ve Edwina'ya söz verdiği gibi kirli işlere karışmayan H.I fabrikada işe girer. Huzurlu ve mutlu giden evlilikleri Edwina'nın çocuk beklentisi ile sekteye uğrar. H.I'nın çocuğu olmamaktadır ve çift bir çocukları olmasını çok istemektedir. Bunun üzerine çift Arizona'nın en zengin adamlarından birinin yeni doğmuş beşizlerinden birini çalmaya karar verir.

Ricky Gervais, kendi fâniliği de dâhil hiçbir konuda lafını esirgemediği, acımasızca dürüstlük içeren bu stand-up gösterisinde yaşamı, ölümü ve dünyanın durumunu ele alıyor.

Prof. Higgins, yağmurlu bir gecede, Londra Covent Garden'daki operadan çıkan kalabalığın arasında çiçek satan, ağzı bozuk Eliza Doolittle'a rastlar. Hırçın ve kaba davranışlarıyla etrafa sataşmaktan kendini alamayan muzip genç kız, sadece argo değil, üstelik berbat bir aksanla da konuşmaktadır. Higgins, kendisi gibi bir dil bilimci olan dostu Albay Pickering ile bir bahse girer: Eliza üstüne para alarak profesörün evinde kalacak ve diksiyon kursları alacaktır. Higgins, genç kızı tamamen yola getireceğine ve Eliza'nın bir süre sonra gerçek bir hanımefendiden ayırt edilemeyeceğini iddia etmektedir. Bernard Shaw'ın 1912 tarihli oyunu Pygmalion'dan uyarlanan ve Broadway'de 1956-62 yılları arasında büyük sükse yapan My Fair Lady'nin başarısı, sahne müzikalini uyarlayan Alan Jay Lerner'in film yönetmeni George Cukor'la işbirliğini doğurdu. Eliza rolünün kariyerinin zirvesindeki Audrey Hepburn'e verilmesiyle de sinema tarihinin zafer anlarından biri tescillenmiş oldu.

Varlıklarını Jim Henson ve Frank Oz'a borçlu olduğumuz televizyon şöhreti kuklaların, beyaz perdedeki bu ilk boy gösterişlerinde, nasıl tanıştıkları anlatılıyor; Bataklıkta tembellik ederken yetenek avcısı Bernie tarafından keşfedilen Kurbağa Kermit, şöhret basamaklarını tırmanmak üzere Hollywood'a gitmek üzere yola çıkar. Yol boyunca Miss Piggy, Ayı Fozzie ve Gonzo gibi 'tanıdık' simaları da ekibe katar. Ancak onları bekleyen tehlikelerin başında Doc Hopper ve sahibi olduğu 'kurbağa bacağı' restoranlar zinciri gelmektedir.

Profesyonel bir suçlu ve tam anlamıyla bir kaybeden olan John Lyshitski sonunda onu hapishaneye gönderen hakimden intikam almanın bir yolunu bulur: oğlu Nelson Biederman IV’ı izleyecek ve bir süre içeride rahatça kalabilecektir. Bu arada Nelson yalnışlıkla hapse gönderilir. Bu durumdan çok memnun olan John yeni hücre arkadaşının rahat edebilmesi için elinden gelen herşeyi yapacakdır. Oyun başlar! Hapishanede hayat çok korkutucu, yemekler de çok kötüdür. Üstüne üstlükde mayfa babası Big Barry, hapse yeni gelen bu genç adamla “özel bir arkadaşlık” kurmak istemektedir. Bu sayede Nelson hapishanenin ilk altın kuralını öğrenir: ASLA SABUNU YERE DÜŞÜRME!
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir