
Daniel Olbrychski
Andrzej Kmicic

During the Swedish invasion of Poland, the brave warrior Andrzej Kmicic, considered a traitor to the nation, fights for a country, redemption and love across the 17th-century Polish territories.

Daniel Olbrychski
Andrzej Kmicic

Małgorzata Braunek
Oleńka Billewiczówna

Tadeusz Łomnicki
Colonel Michał Wołodyjowski

Kazimierz Wichniarz
Jan Onufry Zagłoba

Władysław Hańcza
Prince Janusz Radziwiłł

Ryszard Filipski
Soroka

Leszek Teleszyński
Bogusław Radziwiłł

Wiesława Mazurkiewicz
Aunt Kulwiecówna

Franciszek Pieczka
Old Kiemlicz

Bruno O'Ya
Józwa Butrym

Włodzimierz Bednarski
Zend

Bogusz Bilewski
Kulwiec-Hippocentaurus

Andrzej Kozak
Rekuć Leliwa

Stanisław Łopatowski
Ranicki

Stanisław Michalski
Jaromir Kokosiński

T.E. Lawrence, Kuzey Afrika’da konuşlanmış İngiliz ordusunda görevli genç bir teğmendir. İstihbarat bölümünün harita kısmındaki pozisyonundan mutsuz olan Lawrence, bugün Suudi Arabistan olan bölgede araştırma görevi teklif edilince heyecanla kabul eder. Bölgede savaşmakta olan Arap ordusunun komutanı olan Prens Feisal’ı gözlemlemekte olan Lawrence, bir süre sonra bölgede kalarak Prens’e yardım etmeye karar verir. Tarihin en ünlü casuslarından biri olan Lawrence, Araplar’ı Osmanlılar’a karşı kışkırtıp, Arap topraklarına batılı medeniyetlerin girmesine ön ayak olmuştu.

Ivanhoe, Sir Walter Scott'un en sevilen tarihi romanlarından biridir. Romandan sinemaya uyarlanan film İngiltere'de, I. Richard zamanında geçer. Ivanhoe, Rowena'ya duyduğu aşk yüzünden babası Cedric'in öfkesini üzerine çeker. Ailesinin Sakson bağlantılarını güçlendirmeyi amaçlayan Cedric, Rowena'nın Kral Alfred'in soyundan gelen Athelstae ile evlenmesini ister.

Bir tapınak şövalyesi ve bir grup ayaktakımı asker, 13. yüzyıl İngiliteresi'nde Rochester Kalesi'ni gaddar Kral John'a karşı savunmak için savaşmaktadırlar. Magna Carta Anlaşmasını imzalayan Kral John'un zamanında geçen hikayede, bu grup Kral'a karşı savaşarak ülkelerinin özgürlüğünü savunmaya çalışmaktadırlar. 25 milyon dolar bütçeli film Jonathan English tarafından yönetilmiştir. Film ile ilgili uzun bir süre Megan Fox'un adı geçse de, Fox'un filmi terketmesiyle yerini Kate Mara almış, Fox'la birlikte film ekibinin de önemli bir kısmı da (James Purefoy ve Paul Giamatti) değişmiştir. Filmin yapımcısı Andrew Curtis filmin finansmanını Londra Metrosundan daha karmaşık olarak tanımlamıştır.


In 17th century France, young D'Artagnan wants to join the King's Musketeers, but instead befriends three legendary musketeers—Athos, Porthos, and Aramis—and together, they become embroiled in the political intrigue surrounding King Louis XIII and his adversaries, particularly the powerful Cardinal Richelieu.

Himalayalara düşen bir uçaktani İngiliz diplomat Robert Conway ve bir grup yolcu, Shangri-la adlı cennete benzeyen bir vadinin halkı tarafından kurtarılır. II. Dünya Savaşı’nın kara bulutları çökerken dağların arasındaki dış dünyadan korunaklı Shangri-la, hayatından bezmiş Conway için baştan çıkarıcı bir sığınak olur

Kral Edward'ın ölümünün ardından Bebbanburglu Uhtred ve yoldaşları, parçalanmış bir krallığın dört bir yanında, İngiltere'yi birleştirme umuduyla maceralara atılır.

Krallık tacı için savaşan iki kardeşin mücadelesini anlatan film, iki büyük aktörü karşı karşıya getiriyor. 8. ve 9. yüzyılda Avrupa'da hüküm süren, tüm yaşamlarını savaş Tanrısı Odine'ye adayan ve her yeri yıkıp yağmalayan Vikingler'i anlatan, unutulmaz film. Edison Marshall'ın romanından yapılan uyarlama, güzel renkleri, oyuncuların performansı, doğal setleri ve akıcı temposuyla sivriliyor. Filmin en ilginç özelliği ise hikayeyi Orson Welles'in anlatıyor oluşu.

Ondördüncü yüzyılın İskoçyasında geçen ve gerçek bir Davut, Golyat’a karşı hikayesini konu alan bir dönem draması… Film, kendini İskoç Kralı olarak ilan ettiği için İngiltere Kralı I. Edward tarafından kanun kaçağı olarak yaşamaya zorlanan Carrick Kontu Robert Bruce'un İngilizlere karşı ülkesini geri kazanma savaşını ve yılmak bilmeyen bu isyana nasıl önderlik ettiğini anlatıyor.

MS 922'de Arap Ahmed İbn Fadlan, yanlış kadına aşık olduğu için Bulgarların ülkesine elçi olarak gönderilir. Yolculuğu sırasında kervanı bir Viking kampına girer. Gece kalırlar ve ertesi gün genç bir çocuk, savaşçıları eve çağırmak için kampa gelir: Sis'in yaratıkları olan Wendol, yollarına çıkan herkesi öldürüp yemeye başlayarak anavatanlarına saldırmaya başladığını haber verir. Kahin, Vikinglere eşlik etmesi için on üçüncü bir savaşçının gerektiğini söyler, ancak bu kuzeyden bir adam olmamalıdır. Ahmad ilk başta kuzeyin tuhaf adamlarıyla birlikteyken rahat hissetmez, ancak durdurulamayacak bir düşmana karşı imkansız bir savaşta Vikinglerin yanında cesurca savaşmaya karar verir.

Film, 2. Dünya savaşının sonlarına doğru, Teğmen Henry Mucci kumandasındaki 6. bölüğün bütün olanaksızlıklara meydan okuyarak başarılması neredeyse imkânsız olan kurtarma görevinin başarılış öyküsünü seyirciye sunuyor. 6. bölüğün askerleri, düşmana esir düşmüş 500 Amerikan askerini, düşman sınırlarından 30 mil içeri girip, kötülüğü ile ün salmış kamptan hayatlarını hiçe sayarak kurtarıyorlar.

1700'lerin tam ortasındayız. Genç bir İrlandalı olan Redmond Barry, bir subayı düelloda öldürünce kaçıp yeni bir hayat kurmak ister. Serüvenler sonucu kendisini savaşın ortasında Prusya ordusunda bulur. Savaştan sonra casuslukla görevlendirilip İrlandalı bir Şövalye'nin peşine takılır. Onunla birlikte Prusya'dan kaçar ve kumarbazlığa başlayarak Avrupa'nın kalburüstü sosyetesine burnunun ucunu sokmayı başarır. Ama gözü daha yükseklerdedir.

Based on the true story of Jan Nowak-Jezioranski, who served as a courier between the commanders of the Polish Home Army and the Polish Government in Exile in London. He must return quickly to Warsaw to transmit orders from the Polish PM to the Home Army's commander-in-chief before the start of the Warsaw uprising.

Onlarca yıla yayılan ve farklı kıtaları kapsayan romantik ve heyecan verici "Dokunmak" adlı bu hikâyede, bir adamın 50 yıl önce ortadan kaybolan ilk aşkını, vadesi dolmadan bulmak için çıktığı duygusal yolculuğu konu alıyor.

1965'te yazılmış bir dizi aşk mektubu bulan bir gazeteci, gizli bir ilişkinin ardındaki gizemi çözmek için harekete geçer ve bu sırada kendisi de aşka yelken açar.

Earnshaw Ailesi, Yorkshire'da 19. yüzyılda çiftçilik yapan bir ailedir. Bir gün Bay Earnshaw, küçük çocuğu Heathcliff ile birlikte kendi şehrine döner. Earnshaw'un oğlu Hindley, çocuğu geri gönderir ancak Heathcliff, Hindley'in kız kardeşi Catherine ile dost kalır. Aile öldükten sonra Hindley'in kız kardeşi ve Heathcliff, bir araya gelirler.

40 yaşını geride bırakmış olan mimar Pierre, karısı Catherine’den ayrılmış, genç, güzel ve kendisini seven, ama ondan çok şey bekleyen Hélène’le birlikte yaşamaktadır. Pierre, 18 yaşındaki oğlu Bernard’la iyice birbirlerinden koptuklarına inandığı için, Re adasındaki aile evinde 15 gün tatil yapmayı kabul etmiştir. Karısıyla aralarında hala sürtüşme vardır; metresiyle gurur duysa da onun gençliğine bazen ayak uyduramamaktadır. Son zamanlarda iyice yorulan Pierre, biraz dinlenme ve yaşamını yeniden gözden geçirme fırsatı aramaktadır. Bu fırsat ancak Rennes’e yaptığı bir iş seyahatinde geçirdiği araba kazası sırasında ortaya çıkacaktır.

Magazin fotoğrafçısı Servais, film yıldızı olmak isterken ucuz erotik filmlerde rol alan şanssız Nadine Chevalier’ye kafayı takar. Başrolünde Nadine’in yer alacağı deneysel bir oyun için tefecilerden para alır. Başrolü paylaşacak olan Alman aktörünse kafası pek yerinde değildir.

Frank ile April, kendilerini her zaman çok özel, farklı görmüşler; hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Road'daki yeni evlerine taşındıklarında kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara asla düşmemeye kararlıdırlar. Ancak Wheeler çifti kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içinde bulur: Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için sinirleri günden güne bozulan yetişkin bir erkeğe dönüşürken April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkar. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayallerini kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.

Zengin olma hırsıyla son parasını da piyangoya yatırarak tüketen Fred (Humphrey Bogart) Meksika’da dostu Curtin’la buluşur. Birlikte çalıştıkları McClane’den paralarını almakta zorlanırlar. Diğer yandan, beraber vakit geçirdikleri ve oldukça geveze bir araştırmacı olan Howard’a göre etraftaki tüm tepeler altın hazineleriyle doludur. Bu, Dobbs ve Curtin için kaçırılmaz bir fırsattır. Beraber tepeleri aşan üçlü, döndüklerinde dostlukları mı yoksa paraya olan tutkuları mı ağır basacaktır?
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir