
Laura Linney
Louise Harrington

Louise, an unfulfilled divorced woman with regrets, gets the chance to relive her past when she meets a young man who bears an uncanny resemblance, in name and appearance, to her high school sweetheart who died many years before.



52 yaşında bir İngiliz edebiyatı profesörü olan George Falconer (Colin Firth), yaşamını 16 yıldır birlikte paylaştığı hayat arkadaşı Jim'i (Matthew Goode) trafik kazasında kaybetmiştir. Onun ölümünün ardından George hayatın anlamını kaybettiğini hissetmektedir. Geçmişte yaşamaya başlayan ve geleceğe dair şüpheleri olan George'un en iyi arkadaşı, kendisi gibi varlık problemleri ile boğuşan güzel Charley'dir (Julianne Moore). Hayatı sorgulayan George gün boyunca etrafında gelişen olayları izler, yeni insanlarla karşılaşır ve günün sonunda anı yaşamanın anlamına varır.

Meeting by chance when they return to their tiny California hometown, two former high-school sweethearts reflect on their shared past.

On Manhattan's gilded Upper East Side, a young gay painter is torn between an obsession with his infamous best friend and a promising new romance with an older foreign pianist.

When Marie St. Clair believes she has been jilted by her artist fiance Jean, she decides to leave for Paris on her own. After spending a year in the city as a mistress of the wealthy Pierre Revel, she is reunited with Jean by chance. This leaves her with the choice between a glamorous life in Paris, and the true love she left behind.

Ödüllü yıldız Christina Ricci (Cursed, Monster) ve deneyimli aktris Jessica Lange (The Postman Always Rings Twice) aşın uçlarda gezinen bu gerçek hikâyede başroldeler. Yetenekli genç yazar Elizabeth Wurtzel (Ricci), Harvard'da gazetecilik bursu kazanır ve bunu ait olduğunu düşündüğü işçi sınıfından kurtulmanın bir yolu olarak görür. Sonunda gerçek yeteneği ortaya çıkacaktır. Ancak gelecek vaat eden genç yazarın rüyalarının peşinden çıktığı bu yolculuk, onu sorunlu aile ilişkileri, yalnızlık, uyuşturucu, seks ve umutsuz beklentilerle örülü bir bunalıma sürükleyecektir. Elizabeth Wurtzel'in çoksatar otobiyografisinden uyarlanan bu dokunaklı filmde Ricci'ye, Michelle Williams (Brokeback Mountain), Anne Heche (Six Days Seven Nights), Jason Biggs (American Pie) ve Jonathan Rhys-Meyers (Match Point) gibi muhteşem yıldızlar eşlik ediyor.

Laura ve Simon, üniversiteden beri çok yakın arkadaştır. Yıllar içinde, bağlarının sadece platonikten ibaret olmadığını fark ederler. Peki, her şeyi riske atarak başından beri var olan bu aşkı keşfedebilirler mi ve keşfetmeliler mi?

Bir süre önce Diana adlı masum bir kadın, bulunduğu lokantada başlayan bir çatışmada kaza kurşunu sonucu hayatını kaybetmiştir. Diana'nın nişanlısı olan Joe bu acı olay sebebiyle Diana'nın anne babasının yanında yaşamaya başlar. Aile içinde bu trajeidiyi herkes içine atarak olmamış gibi göstermeye çalıştığı için, sorunlar başka şekilde dışarı vurulmaktadır. Yazar olan anne Jojo, artık yazamamakta, babası Ben ise herşeyi görmezden gelmeye çalışmaktadır. Bir taraftan eşinin nişanlısının katilinin ceza alması için çaba gösteren Joe da başka bir kadına ilgi duymaya başlar.

Three girlhood friends now at college share first loves, first kisses and first betrayals. At the center of it all is the best-looking boy on campus. Can a self-conscious dreamer hook the biggest fish in the pond?

1922'de Madrid göreneksel değerlerin, caz, Freud ve yenilikçiliğin tehlikeli etkileri arasında bir meydan okuma savaşı.Salvador Dali, büyük bir sanatçı olma tutkusuyla 18 yaşında üniversiteye girmiştir.Onun utangaçlığının ve şahlanmış göstermeciliğinin garip harmanı, üniversitede sosyal tabakadan iki kişinin dikkatini çekmiştir; Federico García Lorca ve Luis Buñuel.Film bu üçlünün gençlik dönemlerini, dostluklarını, farklı yönden ilişkilerini ve kendi dallarında bir ressam, bir şair ve bir yönetmen olarak yükselişlerini konu almaktadır.

John Krokidas'ın ilk yönetmenlik deneyimine imza attığı ve başrollerini Daniel Radcliffe, Michael C. Hall ve Ben Foster paylaştığı filmde bir cinayet dönemin en önemli yazarlarını bir araya getiriyor. 1944 yılında geçen filmde, genç Allen Ginsberg, Columbia Üniversitesi'ni kazanmış ve Lucien Carr ile burada tanışmıştır. Son derece havalı ve çekici biri olan Lucien'le karşılaşması Allen'ın hayatının en önemli dönüm noktası olur. Kısa süre içerisinde William Burroughs ve Jack Kerouc ile tanışmasıyla, bu dört genç adam toplumun kısıtlamalarının boğucu zırhından sıyrılıp tek gerçeğin edebiyat olduğu bir zihin yapısını benimserler. Gelenekleri reddedip yeni ve daha öncekileri hiç mi hiç benzemeyen bir akımı oluşturmanın peşine düşerler. Yeni ve bambaşka bir sanat akımı olan Beat Hareketi böylece ortaya çıkmış olur...

Painter Dora Carrington develops an intimate but extremely complex bond with writer Lytton Strachey. Though Lytton is a homosexual, he is enchanted by the mysterious Dora and they begin a lifelong friendship that has strangely romantic undertones. Eventually, Lytton and Dora decide to live together, despite the fact that the latter has fallen in love with military man Ralph Partridge, whom she plans to marry.

Uncle Frank ile 1973 yılının yaz aylarına gidiyoruz. Genç bir kız olan Beth Bledsoe, New York'ta okuyabilmek üzere taşrada yaşayan ailesinin yanından ayrılır ve amcası Frank'in yanına gelir. Aynı zamanda Frank de saygıdeğer bir edebiyat profesörüdür. Beth, çok zaman geçmeden Frank'in eşcinsel olduğunu fark eder. 10 yılı aşkın süredir sevgilisi Wally ile birlikte yaşıyordur ve bunu bir sır olarak saklamıştır. Frank'in babasının aniden ölmesi üzerine Frank'in ailesinin yanına gitmesi gerekmektedir. Beth de bu yolculukta ona eşlik edecektir. Tabii Wally de onlara gizlice eşlik eder. Yolculuk boyunca derinlere gömülmüş duygular, travmalar birer birer ortaya çıkar.

Harriet, bazı şarkıların onu gerçek anlamda bir zaman yolculuğuna çıkardığını fark eder. Müzik ve hafıza arasındaki bağlantıyı kullanarak bir yandan şimdiki zamanda yeni bir aşka yol alırken bir yandan da geçmiş bir aşkı yeniden yaşayan Harriet, geçmişi değiştirip değiştirmemek konusunda kararsızdır.



The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

Büyük şehirlerde yaşamak ne kadar zor olsa da NewYork şehrinde tek başına hayatını sürdüren genç bir kız bir şekilde hayata tutunmaya çalışmaktadır . Bir gün garip şeyler olur bilgisayarı telefonu attığı tüm adımları ona söyleyen bir hacker tarafından izlenmektedir. Olaylar garip bir şekilde gelişerek korku ve gerilim dolu anlara yerini bırakacaktır.

Bir sanat galerisi sahibi olan Susan Morrow (Amy Adams), 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı (Jake Gyllenhaal) terk eder. Yakışıklı bir işadamı olan ikinci eşi Hutton Morrow (Armie Hammer) ile birlikte düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eşi romanı hakkında kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan Tony Hastings’in ailesi ile çıktığı bir gece yolculuğunu anlatan "Gece Hayvanları" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.









0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir