
Maya Vanderbeque
Nora

Nora, ağabeyi Abel'in diğer çocuklar tarafından zorbalığa uğradığına şahit olunca onu korumak için babalarını uyarmaya çalışır. Ancak Abel, Nora'yı sessiz kalmaya zorlar. Sadakat çatışmasının ortasında kalan Nora, sonunda çocuk ve yetişkin dünyaları arasında yerini bulmaya çalışacaktır.

Maya Vanderbeque
Nora

Günter Duret
Abel
Elsa Laforge
Victoire

Lena Girard Voss
Clémence

Simon Caudry
Antione
Thao Maerten
David
James Seguy
Malik
Naël Ammama
Ismaël
Emile Salamone
Matteo

Laura Verlinden
Agnes

Karim Leklou
Father

Laurent Capelluto
Antoine's Father

Sandrine Blancke
Madame Franck
Monia Douieb
Abel's Teacher

Michel Israël
Director

Güneş şemsiyeleriyle bezeli bir sahilde çocuklar oynuyor. Suyun sesi, gökyüzünün maviliği ve güneşin sıcaklığı hâkim. Bütün bu kalabalığın ortasında uyuyan bir çocuk Ava. Henüz 13 yaşında. Ruhu uyanıyor ancak gözleri, bir hastalık nedeniyle kapanmak üzere. Genç kızlığına adım adım yaklaşırken, önünde bekleyen sorunlarla baş edebilmek için kendince yöntemler arıyor. Prömiyerini yaptığı Cannes Eleştirmenler Haftası bölümünden ödülle dönen Ava, genç bir kızın büyüme hikâyesini girift bir anlatı üzerinden kuruyor ve dört başı mamur bir sinema duygusu yaratıyor. Yönettiği ilk uzun metrajlı filminde Léa Mysius, oldukça kompleks, görsel olarak çok maharetli bir karakter portresi çiziyor.

Tecavüzle suçlanan bir zenciyi savunan güneyli bir avukatın çevresindekilerin tepkilerine rağmen asılsız bir iddia ile suçlanan genci savunma hikayesini anlatıyor.

Kız okulundaki asi bir öğrenci, iki öğretmeni lezbiyenlikle suçlar.

Steven Spielberg'in kendi çocukluğundan izler taşıyan bu film, II. Dünya Savaşı sonrasında, Arizona'da mütevazı bir ailede büyüyen Sammy Fabelman'ın, sinemanın büyüsüyle aile içerisinde yaşanan gelgitlerin üstesinden gelmeye çalışmasını konu ediniyor.

Bronx'taki St. Nicholas Kilisesi'nde Rahip Brendan Flynn, korkunun ve disiplinin gücüne yürekten inanan Rahibe Aloysius Beauvier'in ateşli bir şekilde savunduğu katı gelenekleri yıkmak için çaba göstermektedir. Sene 1964'tür ve ülkenin politik iklimindeki değişim rüzgarlarının kilise camiasını da etki altına alması gecikmez. Beyazların yönetimindeki bir okula ilk kez Donald Miller adlı siyahi bir öğrenci kabul edilmiştir. Geleceğe umutla bakan genç ve masum Rahibe James, Peder Flynn ile ilgili bir şüphesini Rahibe Aloysius ile paylaşarak Peder Flynn'ın, Donald'a karşı aşırı bir yakınlık gösterdiğini anlatır. Bu iddia ve suçlama üzerine harekete geçen Rahibe Aloysius, gerçeği ortaya çıkartmak ve Peder Flynn'ı okuldan attırmak için büyük bir mücadele başlatır. Bu mücadele hem kilise hem de okul üzerinde yıkıcı sonuçlar getirecektir.

Altı yaşındaki Maisie, rock yıldızı annesi Susanna ile karizmatik ancak ilgisiz sanat simsarı babası Beale´in tatsız boşanmasının sarsıntılarıyla boğuşmaktadır. Maisie’nin hayatına, boşanmanın ardından anne ve babasının yeni eşleri de girer. Ancak küçük kız, eşlerinin bencilliğini fark edip birbirlerine âşık olan üvey ebeveyniyle yakınlaşınca durum iyice çetrefilleşir.

Franky Winter (Josh Wiggins) ve Ballas Kohl (Darren Mann) çocukluklarından beri en iyi arkadaştırlar ve birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Lise yüzme takımının yıldızları, yakışıklı ve kızlar arasında oldukça popülerdirler. Franky'nin destansı 17. doğum günü partisinin gecesine kadar. Alkolün de etkisiyle yaşadıkları beklenmedik olay bütün hayatlarını değiştirecektir. Arkadaşlık, kendini keşfetme, sevginin gücü ile ilgili yürekten ve samimi bir büyüme hikayesi.

Cennet Beklesin – Heaven Will Wait filminin konusu, Biri 16 diğeri 17 yaşındaki iki genç kızın internet üzerinden başlayan beyin yıkanma sürecini beyazpedeye taşıyor. Yaşanan sorunlara İslami terör ile çözüm bulunabileceğine inanan kızların, ‘geri döndürülmesi’ filmin odak noktası..

Lydia, a midwife very invested in her work, is in the middle of a breakup.

South America, 1960. A lonely and grumpy Holocaust survivor convinces himself that his new neighbor is none other than Adolf Hitler. Not being taken seriously, he starts an independent investigation to prove his claim, but when the evidence still appears to be inconclusive, Polsky is forced to engage in a relationship with the enemy in order to obtain irrefutable proof.

Deneysel fotoğraflar çekmeye başlayan bir anne, 9 yaşındaki kızının erotik fotoğraflarını da çekmeye başlar.

Küçük kasaba incelemesi altında, içine kapanık bir çiftçinin kızı, 1960'ların Oklahoma'sında dünyevi ama pervasız yeni bir kızla samimi bir dostluk kurar.

Genç binici Brady, rodeo sırasında kafasına aldığı neredeyse ölümcül darbenin ardından iyileşmeye çabalamaktadır. Yeniden at binmesi olanaksız olunca, amaçsızlık içinde, zihninde kim olduğuna, ne yapmak istediğine dair cevapsız sorular oluşur.

Austin, hem nadir görülen bir kemik hastalığı hem de otizmli genç bir çocuktur. Ama Austin'i gerçekten benzersiz yapan şey, etrafındaki herkesi dönüştüren ve birleştiren mutlu, eğlenceli bir yaşamı onaylayan dünya görüşüdür.

Serebral palsi hastası altıncı sınıf öğrencisi son derece akıllı ve keskin zekâlı Melody Brooks, konuşamadığı ve tekerlekli sandalye kullandığı için sınıf arkadaşlarıyla aynı olanaklara sahip değildir. Genç bir eğitimci, öğrencisinin potansiyelini fark eder ve yaygın eğitime katılmaya karar veren Melody, ne söylediğinin nasıl söylediğinden daha önemli olduğunu gösterir.

Inspired by a true story, this film tells the shocking tale of a mother and daughter who are nothing like they seem, their tumultuous relationship ending in a brutal murder.

Trevor Adams, lisede maruz kaldığı zorbalık yüzünden derin bir yalnızlık ve öfke içindedir. Bir gün futbol takımını bombalama tehdidinde bulunur, ancak drama öğretmeni Bay Duncan, ona okul oyununda başrol vererek hayatını değiştirme şansı tanır. Oyun, şiddet ve intikam temalarını işlediği için tartışma yaratır ve bazı ebeveynler oyunun iptal edilmesini ister. Eğer oyun iptal olursa, Trevor'ın öfkesi kontrolden çıkabilir ve geri dönüşü olmayan bir yola girebilir.


The son of a Vietnam War Veteran must deal with neighborhood bullies as well as his dad's post-traumatic stress disorder while growing up in the deep south in the 1970's.

Liverpool'dan yola çıkıp kayıp babasını aramak üzere New York'a giden Jude, yolunun Lucy ile kesişmesi üzerine, kendini savaş karşıtı protestoların ve rock'n roll temelli bir hayatın ortasında bulur. Jude'un kardeşi Max'in Vietnam'a gitmesi çifti üzerinde dolaştıkları pembe buluttan indirip başka gerçekleri keşfetmeye zorlar. Bu gerçekler dünyaya bakış açılarını değiştirecektir. Beatles'ın 33 şarkısından yola çıkılarak hazırlanmış bir aşk hikâyesi. Yapım klasik romantik filmlerin izinden gitmek yerine; aşkın gözüyle düzeni sorguluyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir