
Fernando Soler
Cruz Treviño Martínez de la Garza


Fernando Soler
Cruz Treviño Martínez de la Garza

Pedro Infante
Silvano

Andrés Soler
Uncle Laureano

Carmen Molina
Josefa

Alejandro Ciangherotti
Régulo González Galindo

Amelia Wilhelmy
Nana Agustina

Amanda del Llano
Marielba

Salvador Quiroz
Doctor

Irma Dorantes
Polita
Mariachi Vargas
Mariachi

Guillermo Bravo Sosa
(uncredited)
Regino Herrera
Hombre en casino (uncredited)
Jaime Jiménez Pons
Niño mensajero (uncredited)

José Muñoz
Chucho (uncredited)
José Pardavé
José (uncredited)


Les cousins'de Claude Chabrol, Paris'te sofistike bohem kuzeniyle yaşamaya gelen taşralı bir çocuk hakkında sinsi bir ahlaki masal yaratır. Chabrol, birbirine zıt görünen bu karakterler aracılığıyla, iyi ve kötü, aşk ve kıskançlık ve modern dünyada başarı kavramlarını sorgulayan karanlık ve komik bir karakter çalışması yaratır. Chabrol'ün ilk filmi Le beau Serge'in ayna görüntüsü olan Les cousins, o filmin yıldızları Jean-Claude Brialy ve Gérard Blain'i şaşırtıcı bir şekilde tersine çevrilmiş rollerde yeniden canlandırıyor. Bu hançer keskinliğindeki dram Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazandı ve Fransız Yeni Dalgası'nın ilk dönemlerinde önemli bir yere sahip oldu.

Manuel's life is upended when Esmeralda, his lost love from 15 years ago, calls unexpectedly. Despite being set to marry another, he rediscovers Esmeralda, and they realize their love transcends time.

After having a nearly fatal drug overdose, 19-year-old Argentine Martin is sent to Madrid, where his film director father lives with his new, younger lover, Alicia, and his bisexual actor friend, Dante.

Mariana and Julian are a couple that have been happily married for many years. They have two kids: Juan Maria and Bibiana. They are in love and are very successful in their professional lives. They have a wonderful sex life and in the foreplay that they enjoy in privacy, he tells her that she can have sex with other man if she tells him everything in detail.

Mutlulukları sadece görünüşten ibaret olan bir çift... Oldukça varlıklı yaşamlarında artık ne birbirlerinden ne de yaşadıkları hayattan zevk alabilen bu orta yaşı geçmiş çift, dillendirmeseler de evliliklerinin sonuna geldiklerinin farkındadırlar. Hızla ilerledikleri son ise her ikisinin de birbirlerini aldatmaları ile sarsırı bir noktaya ulaşacaktır. Mutsuz geçen yılların intikamını almak istercesine büyük bir öfke ile ihanetlerini taçlandıran ikili, eşşiz bir son yapacaklardır.

Genç ve işsiz annesinin yanında büyüyen Mia ve kardeşi, dar gelirli ailelerin oturduğu bir sosyal konutta yaşamaktadır. Kadınlığını gizlerken kadınsı düşler kuran, küçük kardeşiyle küfürsüz konuşmasa da bu dili sevgi aracı olarak kullanan, okuldan atılmış, arkadaştan yoksun genç kızın yaşamı, bir gün annesinin eve getirdiği yeni sevgiliyle alt üst olur. Sadece dans ederek rahatlayan ve şefkat özlemi içinde yanan Mia, bu olgun erkeğin yakınlığından çok etkilenir...

Ünlü bir İspanyol yönetmen, başarısız bir oyuncu olan ve uzun zamandır görüşmediği kızıyla bir film çekmek için yeniden bir araya gelir. İkili, aralarındaki gergin ilişkiyi ve doğrudan ele almak istemedikleri geçmiş sorunlarını çözmek zorundadır.

When Ainara announces that she wants to become a nun, chaos arises in her family. Is this a genuine desire or has she been influenced by the religious staff at her school? Or is this life-changing decision due to her father’s inattention and her mother’s absence?

In a bustling Mexican household, seven-year-old Sol is swept up in a whirlwind of preparations for the birthday party for her father, Tona, led by her mother, aunts, and other relatives. As the day goes on, building to an event both anticipated and dreaded, Sol begins to understand the gravity of the celebration this year and watches as her family does the same.

Elliot Anderson (Kevin Costner), karısının bir araba kazasında ölmesiyle dul kalır. Elliot, kızı doğumda can verdiği için torunu Eloise (Jillian Estell)’i büyütür. Acısıyla baş etmeye çalışırken, Elliot’un dünyası, Afrikan Amerikan büyükanne Rowena (Octavia Spencer)’nın Eloise’in kendi kızını ölüme itmekle bağımlısı olan babası Reggie’ye verilmesini isteyince alt üst olur. Elliot kendisini bir anda velayet savaşında bulur ve ne pahasına olursa olsun torununu ilgisiz babasının eline vermeyecektir.

George Clooney'nin yönettiği, çok satan anı yazısından uyarlanan Şefkat Barı filmi, gelecek vadeden bir yazarın (Tye Sheridan) romantik ve profesyonel hayallerinin peşinden gitmesini konu alır. Dayısının (Ben Affleck) barındaki bir taburede, renkli bir yerel karakter grubundan büyümenin anlamını öğrenir.

Bir yayıncının oğlu olan Thomas Webb (Callum Turner), üniversiteden yeni mezun olmuştur ve dünyadaki yerini aramaktadır. Babasının sanatçı eşi ile birlikte beraber yaşadıkları Üst Batı tarafındaki dairesinden, Alt Doğu tarafına taşınan Webb, burada viski shotları içerken dünyevi bilgeliğini aktarmayı seven yazar komşusu W.F Gerald (Jeff Bridges) ile tanışır. Kendini keşfetmeye çalışan Thomas’ın dünyası uzun süredir evli olan babasının, baştan çıkarıcı genç bir kadınla ilişki yaşadığını öğrenince değişir. Bu ilişkiyi bozmaya kararlı olan Thomas, onları ayırabilmek için babasının sevgilisi ile birlikte olur. Bu durum Thomas’ın kendisi ve ailesi ile ilgili tüm bildiklerini değiştirecek bir olaylar zinciri yaratır.

Sinema tarihinin en önemli filmlerinden birisi. Filmin tarihi bağlamda ifade edilmesi bir yana, özellikle seyirciye seslenen murder plot, aşk hikayesi vs. yönlerinin olması bunun nedenleri arasında sayılabilir. Carne & Prevert işbirliğini de bu başarıda gözardı etmemeliyiz. 1940′ların ortalarına doğru Fransız Sinemasının konumlandırılmasına bakıldığında bunda Marcel Carne ve onun ekibininin önemi gözler önüne serilir. Öyküde 1827-1828 yılları Fransa’sına panaromik bir bakış gözler önüne serilmektedir. Bu sahne özellikle akılda tutulmalıdır, filmin son sahnelerinde bu tip bir panaromik bakışa adeta simetri oluştururcasına geri dönülecektir. Açılış sahnesinin etrafında bulunan binalar seyircide derinlik hissi oluşturacak şekilde dizilmiştir ki bu izleyicide bir göz yanılması uyandırır. Ayrıca bu küçük setlerde, göz yanılması ve algı oyunlarıyla seyirciyi büyülemek amacıyla cüceler kullanılmıştır.

Earnshaw Ailesi, Yorkshire'da 19. yüzyılda çiftçilik yapan bir ailedir. Bir gün Bay Earnshaw, küçük çocuğu Heathcliff ile birlikte kendi şehrine döner. Earnshaw'un oğlu Hindley, çocuğu geri gönderir ancak Heathcliff, Hindley'in kız kardeşi Catherine ile dost kalır. Aile öldükten sonra Hindley'in kız kardeşi ve Heathcliff, bir araya gelirler.

Masumiyetin kaybolup cesarete dönüştüğü bir hikaye.Oliver Stone'un Vietnam'a 'sol'dan bir bakış attığı 'Doğum Günü Dört Temmuz', muhafazakar görüşlü, içi Amerikan vatanseverliğiyle dolu bir gencin savaşa gitmesini ve gerçeklerle yüz yüze gelmesini anlatıyor. Tom Cruise filmdeki rolüyle Oscar adayı olmuş ve unutulmaz bir performans vermişti.

Besteci, şarkıcı ve dansçı George M. Cohan'ın müzisyenlik kariyerini ele alan film, 2. Dünya Savaşı'nın ilk günlerinde, Cohan'ın emekli olmaya karar vermesiyle başlıyor. Başkan Roosevelt'in davetiyle bir akşam Beyaz Saray'a konuk olacak ve Altın Madalya nişanına layık görülecektir. Cohan, bu gece sahnedeki ilk günlerini hatırlamaya başlar, filmin hikayesi de onunla birlikte doğduğu güne geri döner ve bugünden başlayarak yaşadıklarını perdeye yansıtır. Gerçek hayatta ünlü şarkılarıyla kendi müzikal şovlarının yazan, yöneten ve başrolünde yer alan ünlü sanatçı George M. Cohan'ın hikayesini ele alan filmin yönetmeni Michael Curtiz.

Suzanne, sırf eğlence için birçok farklı erkekle sevişen ama onları gerçekten sevmeyi beceremeyen 15 yaşında bir genç kızdır. Ailesi onu anlamamaktadır. Babası davranışlarını beğenmemektedir. Dışarıdan eve geldiğinde annesi biraz sinirli bir kişiye dönüşmektedir ve bu nedenle de Suzanne'ın abisi ceza olarak onu dövmeye başlar.

Paris'te aşk her yerdedir. Barlarda, kafelerde, Eyfel Kulesi'nin altında, metroda hep aşk vardır. Paris, seni seviyorum için çok sayıda uluslararası yönetmenden Paris'te geçen romantik bir hikaye anlatmaları istendi. Projeye katılan tüm yönetmenler, Paris'in zengin sinematografik tarihine rağmen, geriye bakmaktansa, Paris'i bugünkü haliyle, beyaz perdeye hiç taşınmamış yönleriyle aktarmayı yeğlediler. Bu nedenle "Paris, seni seviyorum" farklı sosyal sınıflar, kuşaklar, kültürler ve atmosferlerin karışımı. Her yönetmenin, kentin çeşitli yerlerinde geçen farklı yaşam kesitleri sunduğu sevinç, ayrılık, beklenmedik garip rastlantılar ve her şeyden çok aşka dair hikayelerden oluşan, çiçek dürbünü (kalediaskop) gibi bir film. Natalie Portman, Fanny Ardant, Elijah Wood, Nick Nolte, Juliette Binoche ve Steve Buschemi gibi, ünlü uluslararası oyuncularla 'Paris, seni seviyorum'da Paris'i yeniden keşfedecek; dünyanın bu en romantik şehrine yeniden sevdalanacaksınız.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir