
Guta Stresser
Nina


Guta Stresser
Nina

Myrian Muniz
Eulália

Juliana Galdino
Ana

Sabrina Greve
Sofia

Luiza Mariani
Alice

Wagner Moura
Cego

Guilherme Weber
Arthur

Lázaro Ramos
Pintor

Matheus Nachtergaele
Pintor

Renata Sorrah
Prostituta

Selton Mello
Amigo de Ana

Milhem Cortaz
Carlão

Abrahão Farc
Sr. Freak

Aílton Graça
Policial
Altamiro Martins
Médico

Saatli bomba gibi patlamaya hazır, uykusuzluk çeken bir adam ile tekinsiz bir sabun satıcısı; ilkel erkek saldırganlığını şok edici yeni bir terapi yöntemine dönüştürür. Kurdukları bu fikir hızla yayılır ve her şehirde yeraltı "dövüş kulüpleri" kurulmaya başlar ta ki egzantrik biri yollarına çıkıp yok oluşa doğru giden, kontrolden çıkmış bir sarmalı tetikleyene kadar.

Trevor Reznik bir fabrikada işçidir. İşi sadece tekdüze değil, aynı zamanda yıpratıcı ve çok da gürültülüdür. En ufak bir dikkatsizliğin korkunç bir kazayla cezalandırılacağı türden bir iştir. Oysa Trevor, hiçbir şeye konsantre olacak durumda değildir çünkü bir yıldır hiç uyumamıştır. Trevor gecelerini, Marie adlı garson kızla buluştuğu hava limanındaki kafe ile sokak kızı Stevie'nin apartman dairesi arasında gidip gelerek geçirmektedir. Trevor'ın tuhaf hayatı bir de evindeki buzdolabının üzerinde şifreli mesajlar bulmaya başlayınca iyice esrarengiz bir hal alır.

A group of friends' fishing boat capsizes off the coast of Mexico and they're left alone stranded at sea and struggling for survival.

Başarılı bir psikiyatrist olan Zach Riley, prestijli bir üniversitede sürdürdüğü profesörlük görevini bırakarak, Dr.Reed'e ait özel bir akıl hastanesinde işe başlar. Riley, Dr.Reed'le görüşmesi sırasında, bu hastanede çalışmak istemesinin asıl nedeninin, babasının bir zamanlar burada yatmış olması olduğunu söyler. Zach Riley'nin babası T.L.Pierson, (Hiç Olmadı) adlı, fantastik bir ülkeyi ve orada yaşayan kahramanlarını anlattığı çok popüler bir çocuk kitabının yazarıdır. Fakat, çok başarılı bir yazar olan adam aynı zamanda tedavi kabul etmeyen bir şizofrendir. Karısının ve oğlunun yardım edemediği yazar, son yıllarını bu akıl hastanesinde geçirmiştir. Zach'in asıl niyeti ise, doğru dürüst tanımaya fırsat bulamadığı babasının son günlerinin izini sürmektir...

Gerçek benliğini korumak için mücadele eden ve ona musallat olan iç hayaletlerin gizemini ortaya çıkarmak için bir psikoterapistle çalışmaya başlayan, çoklu kişilik bozukluğu olan bir go-go dansçısına odaklanan bir drama.

Sorunlu bir genç kadın ölmüş olan annesine benzeyen gizemli genç komşusuna saplantılı hale gelir...

Geçmişinde yaşadığı trajik bir olayın etkisinden kurtulamayan foto muhabiri Sara Frost New York’taki bir çatı katına taşınır. Ama dünyadan kaçamamıştır çünkü yeni dairesinde saklı çalıntı elmasları arayan Hollander isimli bir adam peşine düşmüştür. Dünyanın geri kalanıyla tamamen bağlarını koparmış olan Sara giderek ümitsizleşen Hollander’ın yaptığı fiziksel ve psikolojik işkencelere maruz kalmaktadır...

Fenton Meiks (Matthew McConaughey) isimli bir adam, FBI binasına gelerek, ajan Wesley Doyle (Powers Boothe) ile görüşmek istediğini söyler. Etrafa dehşet saçmakta olan ve kendini "Tanrının Eli" olarak niteleyen katilin, öz kardeşi olduğunu iddia etmektedir...

Genç bir öğrenci olan Angelique, evli bir doktora aşıktır. Onu hamile eşinden ayırmak için dolaplar çevirir, ancak doktor onunla olan randevularına ve son olarak da planladığı Floransa gezisine gelmez. Ardından film hikayenin başına döner ve anlatıcı değişir: Bu sefer Angelique yerine doktorun gözünden aynı olaylar gösterilir. Ve şimdi her şey bambaşka görünmektedir

Willard içine kapanık ve asosyal bir adamdır. Çalışma hayatında sık sık aşağılanmaktan dolayı da, insanlara karşı gizli bir nefret beslemektedir. Bir gün, evindeki farelerle arasında özel bir bağ olduğunu keşfeder. Çok sevdiği farelerinin iş yerinde ölmesinin ardından intikam almaya karar verir. İntikamında ona yardım edecek kocaman bir fare ordusu vardır. Willard'ın nefreti küçük, ürkütücü canlıların bedeninde çevreye yayılmaya başlar.

Fotoğrafçı L. B. “Jeff” Jeffries, geçirdiği kaza sonucunda bacağını kırar. New York’taki apartman dairesinde zorunlu tatili sırasında arka penceresinden komşularını dürbünle seyrederek zaman geçirmektedir. Jeff, yine bir seyri sırasında komşusunun, karısını öldürdüğünden şüphelenir. Olayı araştırmaları için fotomodel sevgilisi Lisa Carol Fremont ve hasta bakıcısı Stella’dan yardım ister.

Joker, başarısız bir komedyen olan Arthur Fleck'in hayatına odaklanıyor. Toplum tarafından dışlanan bir adam olan Arthur, hayatta yapayalnızdır. Sürekli bir bağ kurma arayışında olan Arthur, yaşamını taktığı iki maske ile geçirir. Gündüzleri, geçimini sağlamak için palyaço maskesini yüzüne takan Arthur, geceleri ise asla üzerinden silip atamayacağı bir maske takar. Babasız büyüyen Arthur’u en yakın arkadaşı olan annesi Happy adıyla çağırır. Bu lakap, Arthur’un içindeki acıyı gizlemesine yardımcı olur. Ancak maruz kaldığı zorbalıklar, onun gitgide toluma aykırı bir adam haline gelmesine neden olur. Yavaş yavaş psikolojik olarak tekinsiz sulara yelken açılan Arthur, bir süre sonra kendisini Gotham Şehri’nde suç ve kaosun içinde bulur. Arthur, zamanla kendi kimliğinden uzaklaşıp Joker karakterine bürünür.

Mutsuz bir geçmişi olan bir daire ve tekin olmayan sakinleriyle bir apartman Roman Polanski'nin gerilim filmi Kiracı'nın mekanını oluşturuyor. Polanski'nin canlandırdığı Trelkovsky'nin sıradan memur hayatı, yeni bir binaya taşınmasıyla birden bire değişir. Binanın diğer sakinleri ve eski kiracıların trajik kaderleri paranoyalarına yenilerini ekler. Trelkovsky'nin gerçekleri ortaya çıkacak mıdır yoksa bütün bunlar yalnızca hayal ürünü müdür?

Akıllı gazeteci Johnny Barrett, akıl hastanesinde işlenen bir cinayeti çözüp Pulitzer Ödülünü kazanmayı kafaya koymuştur. Yapılacak en kurnaz hareket de deli numarası yaparak akıl hastanesine girmektir. Johnny’nin hastanedekilerle iletişime geçmesi çok zor olmaz, ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Ortada içinden çıkılması güç bir durum vardır, dahası yavaş yavaş kendisinde de delilik emareleri görünmeye başlamıştır.


Hayal gücü sınır tanımayan modern yönetmen Terry Gilliam, küçük bir kızın tuhaf ve korkutucu hikayesinin anlatıldığı bu unutulmaz filmle tekrar aramızda. Şiirsel, karanlık görüntüler ve inanılmaz performanslarla dolu bu eşsiz film kuşkusuz Terry Gilliam'ın en iyi filmi. Hikayesi kendisi kadar tuhaf olan Jeliza-Rose'un dünyasına hoşgeldiniz. Onunki, sincapların konuşabildiği, ateşböceklerinin isimleri olduğu ve en yakın arkadaşlarının bebeklerin kafaları olduğu bir dünya. Jeliza-Rose (Jodelle Ferland) annesinin aşırı dozdan ölmesiyle, babası (Oscar® ödülü Adayı - Jeff Bridges) ile birlikte son derece ısız bir çiftlik evine yerleşir. Çocukluğunun hiç de hoş olmayan gerçekliklerinden kaçmak isteyen Jeliza, çok geçmeden kendini, kafasında yarattığı fantastik bir dünyanın derinliklerinde bulur.

Ailesinin artık geçinemediği bir şehirde evden çıkarılmakla yüz yüze gelen bir kadın, çaresizlik içinde bir gecede 25.000 dolar bulmak için giderek daha tehlikeli işlere bulaşır.

Jerry Lundegaard borçları olan bir sahtekârdır. İhtiyaç duyduğu meblağda parayı acilen edinmeli ve borçlarını temizlemelidir. Karısının babası oldukça zengin bir adamdır; ancak gamsız bir sahtekar olan Jerry’ye yardım etmesi imkansız gibi görünmektedir. Jerry’nin aklına şeytani bir fikir gelir. Jerry, karısını kaçırmak ve kayınpederinden fidye istemek üzere iki adam kiralar. Lakin hiçbir şey planlandığı gibi ilerlemeyecektir. Sinemalarının ilk döneminden bu yana çizgilerini hiç bozmadan ilerleyen Coen Kardeşler’e büyük bir şöhret kazandıran Fargo, orijinal senaryo ve en iyi kadın oyuncu dallarında Oscar kazanmıştı.

20. yüzyılın başlarında Maine'de yaşayan, iki deniz feneri bekçisinin hikayesini konu ediyor. Eski bir denizci olan Thomas Wake, gizemli bir adada deniz feneri bekçiliği yapan bir adamdır. Yıllardır adada tek başına bekçilik yapan Thomas’ın yanına, işlerde yardımcı olması için Ephraim Winslow adında bir genç gönderilir. Birlikte çalışmaya başlayan Thomas ve Ephraim arasında çok geçmeden büyük bir iktidar savaşı meydana gelir. Yaptığı işi büyük bir sorumlulukla yerine getiren Thomas, gücünü ispatlamak için tecrübesiz bir genç olan Ephraim üzerinde baskı kurmaya başlar. Ufak bir adada deniz fenerinin içinde hapsolan ve zamanla akıl sağlığını kaybetmeye başlayan iki adam, en derin korkuları ile yüzleşmek zorunda kalır.

Pink Floyd’un 1979 yılında yayınladığı albümle aynı adı taşıyan film, görüntüleri ve elbette müzikleriyle ön plana çıkıyor. Grubun efsanevi albümünün hakkını fazlasıyla veren film, şüphesiz bütün zamanların en iyi müzikallerden… Diyalogun kullanılmadığı, kesintisiz müzikle ve karikatürist Gerald Scarfe'nin çizimleriyle süslü film, uzun ve eşsiz bir klip havasında. Bob Geldof’un başarılı ounculuğuyla göz doldurduğu filmin yönetmeni, ülkemizde pek de iyi bir şöhrete sahip olmayan Gece Yarısı Ekspresi filminden tanıdığımız Alan Parker.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir