
Sarah Adler
Judith Lerner

Müziğimiz, insanlığın toptan yok olma ve yeniden iyileşme döngüsünü sorgulayan; Godard'ın sinema, edebiyat, felsefe ve ahlâk yoluyla çağdaşlığı itham eden şiirsel bir filmi. Dante'nin 'İlahi Komedya'sına gönderme yaparak, 'Cehennem' (savaş imgeleri), 'Araf' (günümüz Saraybosna'sı) ve 'Cennet' (Amerikan askerlerinin koruduğu bir sahil) şeklinde üç bölümden oluşan film, gerçek sinefiller için heyacan verici bir deneyim; bir büyük 'usta'nın son yıllarda yaptığı en iyi filmlerden biri...

Sarah Adler
Judith Lerner

Nade Dieu
Olga Brodsky

Rony Kramer
Ramos Garcia

Jean-Christophe Bouvet
C. Maillard

George Aguilar
Indian

Ferlyn Brass
Self

Leticia Gutiérrez
Indian

Aline Schulmann
Spanish Translator

Jean-Luc Godard
Self
Juan Goytisolo
Self
Jean-Paul Curnier
Self
Pierre Bergounioux
Self
Gilles Pecqueux
Self
Elma Džanić

Lana Barić

50'lerin Welton Akademisi, ciddi, disiplinli ve akademik çevrelerde saygınlığı yüksek olan bir okuldur. Okul yönetiminin muhafazakar ve ortodoks tavırları okulu öğrenciler için sıkıcı ve bunaltıcı bir hale getirmektedir. Fakat yeni ingilizce öğretmeni John Keating'in okula atanmasıyla çok şey değişecektir.Keating öğrencilerine ders kitaplarını yırtıp atmalarını, kalıplaşmış düşünce şekillerinden uzaklaşmalarını ve hayatlarını dolu dolu yaşamalarını öğütlemesiyle okulun statükocu tavrına son derece zıt bir profil çizmektedir. Öğrencilerini şiir ve nitelikli edebi yapıtlarla tanıştıran Keating onların pek çoğu üzerinde derin bir etki yaratır ve onların geleceğe dair hayallerinin şekillenmesini sağlar. Elbette Keating’in yaklaşımının okul yönetimi tarafından farkedilmesi ve üstüne gidilmesi uzun sürmeyecektir. Fakat okul müdürü Nolan Keating’i okuldan uzaklaştırma kararı aldığında hayatlarını değiştirdiği öğrencileri Keating’i savunmak için harekete geçerler.

Guido Anselmi son filminin hazırlıkları ile uğraşan bir yönetmendir. Herkes onun eski işlerine bakmakta ve ondan büyük bir iş beklemektedir. Çevresindekilerden bir huzur bulamayan Guido yeni filmi için parlak bir fikir de bulamamaktadır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi hayatındaki kadınlar da ona rahat vermez. Guido giderek boğulduğunu hissetmektedir.

Travis, sessiz bir adam. Sırlarını sadece yollarla paylaşıyor. Kırmızı şapkasıyla, çoğu insanın arabayla bile zor katlandığı yollara ayaklarıyla meydan okuyor. Bir gün Travis kardeşinin davetiyle yeniden medeniyete dönüyor. Evde onu kardeşinin eşi ve kendi oğlu beklemektedir. Başta uygar ve kuralcı bir yaşamı dışlayan Travis oğlu için katlanmaya başlar. Hatta alıştıkça, uzun süre ertelediği bir şeyi yapmaya karar verir. Yeniden yollara dönmeden önce, eski karısını bulmak... Wim Wenders'in filmi, tüm zamanların en etkileyici filmleri arasına rahatlıkla girebilir. Olağanüstü karakter çalışması, yerleşik hayatı ve konformizmi tartışması ve tabii müthiş karşılaşmayı konu edinen unutulmaz son sahnesi bu filmi 20. yüzyılın zirvelerinden biri yapıyor.

"Bir Zamanlar Savaşçıydılar," bir kadının ailesini bir arada tutmak için geleneklerine dönüşünü anlatıyor. Beth, beş çocuğu ve kocasıyla Yeni Zelanda'da bir gecekonduda yaşayan Maori kökenli, fakir bir kadındır. 18 Yıl önce Maori ailesinin evlenmesini istemediği kocası iyice içkiye bulaşmış, Beth'e kötü davranan, O'nu döven bir adamdır. Beş çocuklarından biri bir çeteye katılmış, diğeri ise bir sosyal yardım kurumu tarafından götürülmüştür. Beth tüm sorunlarına rağmen aileyi bir arada tutmaya çabalarken tek yardımcısı hayatla ilgili umutlarına dört elle sarılan kızı Grace'dir. Yazar olmak isteyen Grace'in başına gelenler ailenin kaderini değiştirir ve Beth'in, geleneklerinde yatan gücü keşfetmeye zorlar...

Jake Shuttlesworth, şiddetli bir aile kavgası sonucu karısını öldürmekten dolayı hapis cezası çekmektedir. Şartlı tahliye ile serbest bırakılır, ancak tek bir şartla: Dahi basketbol oyuncusu oğlu Jesus'u, valinin mezun olduğu Big State Üniversitesi'ne kaydolmaya ikna etmelidir. Ve Jake'in bunu başarmak için sadece bir haftası vardır.

Viyana'da yaşayan Yahudi bir kadın olan Maria Altmann, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi ve yaşadığı yerin Nazi kuşatması altına girmesiyle ülkesini terk etmek zorunda kalır. Ülkesinden ayrı, mülteci olarak geçirdiği 60 yılın ardından Maria, Viyana'ya geri dönmeye karar verir ve bunun için geçerli bir nedeni de vardır. Zamanında Nazilerin el koydukları aile mirasını ve en önemlisi ünlü ressam Gustav Klimt'in, teyzesi Adele Bloch-Bauer’i sadece altın ve gümüş kullanarak resmettiği önemli tabloyu geri almaya kararlıdır. 80 yaşındaki Maria, yanında genç ve deneyimsiz avukatı Randy Schoenberg ile birlikte Avusturya hükümetinde sürecek bir yolculuğa atılır. Ne var ki bu yolculuk Maria'nın geçmişindeki sır ve gerçeklerin ortaya çıkacağı bir deneyime dönüşür.

Romeo ve Juliette, birbirlerini ilk görüşte aşık olurlar, ve hemen evlenip çocuk yaparlar, ve kendileri gibi aşk evliliği yapmış ve çocuk sahibi olmuş milyonlarca anne babadan biri oluverirler. Ancak onlar diğerlerinden farklıdır, çünkü oğulları Adam'da bir anormallik vardır, hatta zaman geçtikçe bu anormallik daha da belirginleşmeye başlar. Ve korktukları başlarına gelir küçük Adam'da beyin tümörü bulunur. Bu teşhisin konmasıyla, Romeo ve Juliette, savaş ilan eder, hastalığa, ölüme ve çaresizliğe karşı kazanılmak üzere girilmiş bir savaş, ellerindeki tek ve en güçlü silah ise sevgidir.

Cennet Beklesin – Heaven Will Wait filminin konusu, Biri 16 diğeri 17 yaşındaki iki genç kızın internet üzerinden başlayan beyin yıkanma sürecini beyazpedeye taşıyor. Yaşanan sorunlara İslami terör ile çözüm bulunabileceğine inanan kızların, ‘geri döndürülmesi’ filmin odak noktası..

94 yaşındaki Eleanor Morgenstein, en yakın arkadaşının ölümünün ardından hayatını yeniden kurmaya çalışır. Bunun sonucunda, onlarca yıl Florida'da yaşadıktan sonra New York'a geri döner.

Çok uzun yıllar kaldığı hapishaneden çıktıktan sonra bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayan, çalıştığı yerin arkasındaki bir çöp tenekesinde terk edilmiş bir bebek bulan Russ Millings’in hikâyesini anlatıyor. Bebek için ne yapacağından pek emin olamayan Russ, bir süre sonra bu bebeğin hayatını düzene sokmak konusunda önemli bir fırsat olduğunu fark eder.

Brest'te yaşayan doktor Irene Frachon, yan etkileri birçok kişinin ölümüne sebep olan tartışmalı bir ilacın satışa sunulması konusunda, medya skandalını örtbas etmeye çalışan Fransız ilaç ve sağlık endüstrisine karşı durma cesaretini gösterir.

Fransa’yı sarsan Sarı Yeleklilerin gösterileri sırasında Paris’te hayat durmuştur. Ayrılmanın eşiğindeki iki sevgili, Raf ile Julie hastanenin acil servisindedir. Serviste yoğunluk git gide artarken yanlarına yaralı ve öfkeli gösterici Yann getirilir. Dışarıda gerginlik içeride karmaşa artınca hastane kapılarını kapatmak zorunda kalır. Mahsur kaldıkları acil serviste Raf, Julie ve Yann’ı uzun bir gece beklemektedir.

A successful photographer gives up everything to devote himself to writing and discovers poverty.

Bir inanç krizinin ardından çıktığı spiritüel yolculuk, tanınmış fundamentalist vaiz Carlton Pearson'ın değer verdiği her şeyi riske atar.

Yıl 1923... Başarılı yazar Virginia Woolf, Londra'nın dışındaki gözlerden uzak evinde Mrs. Dalloway isimli kitabını yazmaya başlar. Sağlık problemleriyle boğuşan Woolf, ağır bir depresyonun pençesindedir. Yıl 1951... Tutkuyla Mrs. Dalloway'i okuyan ev kadını Laura Brown sahip olduğu hayattan kaçmanın tek yolunu böyle bulur. Yıl 2001... AIDS'e yakalanan eski kocasının onuruna bir parti düzenleyen Clarissa Vaughan ve eski kocası Richard arasında Mrs. Dalloway üzerine kurulu özel bir bağ vardır. Bu film, farklı zaman dilimlerinde yaşayan üç farklı kadının bir gününü, Virginia Woolf'un kült romanı Mrs. Dalloway ekseninde anlatmaktadır.

En çok satan yazarlardan biri olan Ingrid, birkaç yıldır iletişimini kaybettiği savaş gazetecisi arkadaşı Martha ile ilişkisini yeniden canlandırır. İki kadın geçmişlerine dalarak anılarını, anekdotlarını, sanat eserlerini, filmlerini paylaşırlar ancak Martha, yeni güçlenen bağlarını sınayacak bir istekte bulunur.

Yönetmen Monroe Lizbon üzerine siyah-beyaz bir sessiz film çekmeyi dener, ancak başarısız olur; arkadaşı olan ses mühendisi Phillip Winter’den yardım ister. Ancak Phillip yardımda geç kalır; geldiğinde başlanıp yarım kalmış bir filmle karşılaşır. Monroe ortadan kaybolmuştur.

Auggie'nin New York'taki tütüncü dükkanında tıpatıp aynı olan günler birbirini takip etmektedir ta ki Auggie, bize hayatın küçük detaylarının farkına varmayı öğretene kadar. Paul Benjamin, her gün sokakta gördüğü ama tam olarak kavrayamadığı hayat ile ilgili kendisine bir roman kazandıran bir sürü olaylar dizisi yaratır. Sonunda artık bir öykü oluşturma sırası Auggie'ye gelmiştir.

Lila, derisinin diğer kızlardan daha fazla kılla kaplanmaya başladığını fark edince, kendisini medeniyetten soyutlayıp bir orman köşesinde yaşamaya başlar. Fakat, bedensel arzuları fiziksel kompleksinin önüne çıkınca, insan içine çıkmasının daha hayırlı olacağına karar verir. İlk iletişim kuracağı erkek, tüm gününü laboratuvarda çalışarak geçiren Nathan isimli bilim adamı olur. Farklı kompleksler sonucu benzer bir münzeviliği paylaşmaya başlayan çift, maymunlar tarafından yetiştirilmiş ilkel Puff'u keşfederler. Adamın uygar dünyaya getirilmesinin ardından ise deneyler başlayacaktır. İçgüdülerin bastırılması ve eğitilmesi gerektiği konusunda verecekleri eğitim, kendi dürtülerinin de bilinmeyen yönlerini keşfetmelerine vesile olacaktır. Senaryosu Charlie Kaufman tarafından yazılan 2001 tarihli yapım, video klip dünyasının çılgın Fransızı Michel Gondry tarafından çekildi. Uygarlık, kültür, vahşi yaşam ve insan doğası üzerine felsefi bir komedi. Kaufman varsa, biz de varız!

Film, başarısız bir haberci olan Lee Simon'un, karısı Robin'den ayrıldıktan sonra ünlülerin hayatına girişini anlatıyor. Lee, bir çok model ve oyuncuyla tanışmaya, hatta bazılarıyla kısa süreli ilişkiler yaşamaya başlar. Paralel de karısı da bir televizyon yapımcısıyla tanışır ve aralarında bir çekim başlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir