
Olga Breno
First woman

Adrift in the vast expanse of the ocean, a solitary boat carries three castaways—a man and two women. Stranded and devoid of any glimmer of rescue, they find solace in recounting the tales of their lives to one another. As they delve into their personal narratives, reminiscing about the circumstances that led them to this desolate predicament, they navigate through the depths of three distinct destinies. Bound by the confines of their shared space, every aspect of their existence becomes a boundary, underscoring their plight.

Herman Melville'in aynı adlı unutulmaz romanından beyazperdeye aktarılan gösterişli bir film. Ünlü aktör Gregory Peck, büyük beyaz balinadan intikam alma tutkusuyla yanıp tutuşan kaptan Ahab rolünde, her zamanki harikalar yaratıyor. Yapıt, insanoğlunun tutkularının esiri olunca, sadece kendini değil etrafındakileri de yok edecek bir duruma gelişini gözler önüne seriyor.

A 12-year-old boy manages to flee a Communist concentration camp on his own, through sheer will and determination. All he has in his possession is a loaf of bread, a letter to deliver to someone in Denmark, and a compass to help get him there.

Acımasız çöl güneşinin altında, iki savaşçı kabile karşı karşıyadır... Çöl kumlarını yıkayan savaşçılarının kanları zafer kazanan Hobeika Emiri Nesib ve rakibi Salmaah Sultanı Amar’ı barış için şartları konuşmak zorunda bırakmıştır. Her iki tarafta Sarı Kuşak adını verdikleri hiç kimsenin yaşamadığı topraklar üzerinde hak iddia etmemeye karar vermişlerdir.

Newly widowed Frank Fogle embarks on a journey to Ireland to scatter his late wife’s ashes. His estranged son, Sean, recently released from prison, agrees to join only when his father promises that they’ll never see each other again following the trip. After revelations surface about an old flame of Frank’s wife and a charming hitchhiker with plans of her own intervenes, father and son find themselves drawn together in unexpected ways.

Robinson Crusoe flees Britain on a ship after killing his friend over the love of Mary. A fierce ocean storm wrecks his ship and leaves him stranded by himself on an uncharted island. Left to fend for himself, Crusoe seeks out a tentative survival on the island, until he meets Friday, a tribesman whom he saves from being sacrificed. Initially, Crusoe is thrilled to finally have a friend, but he has to defend himself against the tribe who uses the island to sacrifice tribesman to their gods. During time their relationship changes from master-slave to a mutual respected friendship despite their difference in culture and religion.

Şarlo, 19. yüzyılın sonunda Klondike’de maceraperestlerle birlikte karlı dağlarda altın bulma umuduyla yola çıkar. Şiddetli bir fırtınada terk edilmiş bir kulübeye sığınır ve burada iki altın avcısıyla daha karşılaşır. Şehre eli boş döndüğünde Georgia adında bir kadınla tanışacak, aşık olacaktır.

Mütevazı balıkçı João (Jean Reno)yaşadığı trajedinin ardından dünyadan elini eteğini çekmiştir fakat petrol sızıntısından sırılsıklam olmuş, okyanusta bir başına sürüklenen bir penguen bulduğunda ilk iç güdüsü ona yardım etmek olur. Karısının (Adriana Barraza)dehşete düşmesine rağmen bu deniz canlısını yalnızca kurtarmakla kalmaz, uçamayan bu kuşu kanatları altına alır. Penguene DinDim adını veren João, aralarında ne kadar kopmaz bir bağ geliştiğinin farkında olmasa da yıllardır ilk kez neşe duymaya başlar. DinDim aniden okyanusun uçsuz bucaksız vahşi sularında kaybolunca João arkadaşını bir daha görmenin imkânsız olduğunu düşünür. Ama binlerce kilometre ötede DinDim talihsizliklere yakalanmıştır ve GPS benzeri eşsiz güçlerini kullanarak artık evi olarak gördüğü yere giden yolu bulmakta kararlıdır

Jilet haline getirilmek üzere hurdaya gönderilmeden önceki son yolculuğuna çıkan dev yolcu gemisi Poseidon'un yorgun bedeni, çok zorlanınca yılbaşı gecesi denize yenik düşer. Alabora olan gemi su almaya başladığında, bir papazın örgütlediği hayatta kalanlar yaşam mücadelesine başlar.Kazazedelerin kurtulmak için tek şansı, şimdi tersyüz olmuş ve giderek su alan geminin derinliklerinden deniz seviyesinin üzerine doğru imkansız bir yolculuğa çıkmaktır. Geminin labirent gibi dehlizlerinde yaşam savaşı grubun pek uyumlu olduğu ise söylenemez: başı çeken bir papaz, İsrail'deki torunlarını görmeye giden yaşlı bir çift, bir tüccar, New York'lu bir dedektif ile eski bir olan karısı, iki çocuk, ünlü bir şarkıcı ve bir garson...

Avustralyalı azimli bir genç kız, tek başına yelkenle dünyayı dolaşan en genç kişi olma hayalinin peşinden giderken korkularıyla yüzleşir.

Mars'a gönderilen astronotlardan Mark Watney, şiddetli bir fırtına sonrası öldü sanılarak ekibi tarafından terk edilir. Ancak Watney hayattadır ve kendisini Mars'ta yapayalnız bulur. Elindeki sınırlı olanaklarla zekasını ve dayanıklılığını kullanarak dünyaya yaşadığına dair bir sinyal gönderir. Bilim adamları "Marslı"nın eve dönmesi için uğraşırken ekip arkadaşları da kurtarma operasyonunda yer alırlar.

Chaplin klasiklerinden biri daha! Yapımcılığını üstlendiği ilk uzun metrajlı fiilminde, Tramp’in ve dünyalar tatlısı 6 yaşında bir çocuğun kimi zaman komik kimi zaman gözlerinizde yaşlara sebep olacak hüzünlü hikayesi anlatılıyor. Hikaye Tramp’in terkedilmiş bir bebeği bulması ve onu kurtararak evine almasıyla başlar. Hafızalardan silinmeyecek sahneleri ve Chaplin’in yorumuyla hüzün ve eğlencenin harmanlandığı bu filmi kaçırmayın!


Genç Lucy Battling babasının katı kurallarıyla yaşıyor. Bir gün Cheng Huan adlı Çin'den Londra'ya yeni gelmiş bir genç adama aşık oluyor. Bu tabi ki babasının hiç hoşuna gitmiyor. Hatta buna karşı çıkmak için bazı zorba yöntemlere bile başvuruyor.

Mutluluk üzerine bir komedi... Odette Toulemonde'un aslında mutlu olmak için hiçbir sebebi yok ama o mutlu. Balthazar Balsan ise mutlu olmak için her şeye sahip ancak bunu bir türlü başaramıyor. 40'lı yaşlarında 2 çocuk sahibi Odette'in günleri bir kozmetik reyonunda çalışarak, geceleriyse kostüm dikmekle geçmektedir. Paris'te yaşayan Balthazar Balsan zengin ve etkileyici bir yazardır. Odette'e göre iyimserliğinin kaynağı en sevdiği yazar olan Balsan'dır. Ortak hiçbir özelliği olmayan bu iki insan beklenmedik şekilde bir araya gelirler.

Şehir Işıkları, görme engelli genç bir kızla evsiz bir gencin hikayesini anlatıyor. Kör bir çiçekçiye aşık olan ve sokaklarda yaşayan iyi niyetli bir serseri, kıza kendisini varlıklı biri olarak tanıtır. Bir milyonerin hayatını kurtarmıştır ve onun kendisine yardım edeceğine güvenmektedir. Adamı ziyaret edip sevdiği kızın gözlerini ameliyat ettirebilecek kadar para ödünç alabileceğini düşünür. Ama zengin insanlar aslında ikiyüzlü bir yaşam sürmektedirler. Mesaj sessiz, fakat evrenseldir: aşkın gözü kördür...

Yüzlerce küçük tesadüfün senelerce ilmek ilmek ördüğü bir aşk hikayesini anlatıyor film. Herşey mucizevi bir şekilde ama kendiliğinden gelişiyor filmde. Hayat gibi, kader gibi, aşk gibi. Filmde birçok defa karşılaştığımız yol ayrımları, bizi yormak yerine sadece kurguyu zenginleştirerek heyecanı arttırıyor. Kaderleri çok önceden çizilmiş bir erkek ve bir kadın. Onların alın yazısını birleştiren bir aşk. Aşka yol gösteren bir çizgi. Kutup çizgisi. Önce Ana 'nın babası ölüyor, sonra Otto'nun babası annesinden boşanıyor. Yalnız bu çift birleştiklerinde; gerçek aşk, aslında çocuklarının içinde filizleniyor. Aradan seneler geçiyor, anne baba ayrılıp kendilerine başka hayatlar kuruyor, Ana ve Otto birbirlerinden ayrı düşüp başka hayatlar yaşıyor ama birbirleri için yaşamaktan da hiç vazgeçmiyor. Çizgi nerede ve nasıl sona erecek?

Seul’un iki yakasını birbirinden ayıran eşsiz güzellikteki Han Nehri, derinlerinde insanların farkında olmadıkları çok tehlikeli bir kötülüğü büyütmektedir. Amerikan savaş gemilerinin birkaç sene önce nehre gizlice boşalttığı kimyasal atıklar, korkunç bir yaratığın oluşmasına neden olmuştur.Bir gün hiç beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan yaratık, nehir kenarında piknik yapan insanlara saldırır. Olay, hükümetin ciddi şekilde ele almasını gerektiren dehşet verici bir boyuta varır. Yaratığı ortadan kaldırmak da çözüm olmayacaktır çünkü yaratığın, insanlara korkunç bir virüs bulaştırdığından şüphelenilmektedir.

Lee Chandler, sıhhi tesisat, elektrik, kapıcılık gibi sıradan işler yaparak, tek göz bir evde yalnız başına yaşayan depresif bir adamdır. Doğup büyüdüğü ama uzun zamandır uğramadığı kentten bir gün acil bir telefon alır. Kalp hastası abisi hastaneye kaldırılmıştır ve durum ciddidir. Lee kafasında endişeler ve soru işaretleri ile yola koyulur ama hastanede onu bekleyen haber hiç de iç açıcı değildir. Abisi vefat etmiştir ve Lee yetim kalan ergen yeğenine bakmakla yükümlüdür.

Uyuşturucu bağımlısı bir genç, televizyon bağımlısı annesi ve aralarında günden güne yükselen bir uçurum... Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar...

On yıl süren zahmetli bir çalışmadan sonra, romancı Karen Eiffel, en iyi kitabını tamamlamak üzeredir. Önündeki tek sorun, ana karakteri Harold Crick’i nasıl öldüreceğini bulmaktır. Yazar, Harold Crick’in gerçekte yaşadığını ve sözcükleri yazdığı anda olayları yaşadığını bilmemektedir. Şaşkına dönen Harold, yazarın aklındakileri duyup romanın (ve kendi) sonunu değiştirmesi gerektiğini anlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.






0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir