
Gérard Blain
Serge


1962 yılında hem Cannes hem de Venedik Film Festivallerinden ödülle dönen, aynı yıl George Meliee ödülünün de sahibi olan Beşten Yediye Cleo, Vardanın yönetmenlik adına ilk başarısı. Kanser olduğu gerçeğiyle yüzleşen genç ve güzel bir Fransız pop şarkıcısı Cleonun öyküsü. Kendince geri dönüşleriyle hayatını irdelediği doksan dakikayı Cleoyla birlikte yaşıyoruz. Aynı zamanda Cleonun hayata dair sorularıyla da karşı karşıya kalıyoruz: Böyle bir zamanda ne yapılabilir?, Nasıl yapılır? Cleo, bu soruların cevaplarını ve kişisel ilişkilerini sorguluyor. Bu soruların cevaplarını hem bugünde, yaşadığı hayatta hem de yeni tanıdığı insanlarda arıyor. Kanser psikozunun, korkusunun çevrelediği filmde zaman ilerledikçe değişik insan yüzlerinin geçtiği Paris sokaklarına, içeriğini kaybetmiş hareketsiz ve durgun bir zamana dönüyoruz...

Sokaklarda yaşayan iki arkadaşı yol hikayesi. Sık sık uyku atakları yaşayan Mike, rüyalarında kendini hiçbir yere gitmeyen yollarda, kaybettiği annesinin peşinde görür. En yakın arkadaşı Scott ise varlıklı bir ailesi olmasına rağmen ailesini zor durumda bırakmak için sokaklardaki yaşamı seçmiştir. İki genç, uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar ve satıcılarla dolu bir dünyada kendilerini bulmaya çalışırlar. Motosikletle Pasifik kıyılarından başladıkları bu arayış yolculuğu onları Roma'ya dek götürecektir


Senaryosu Susan McMartin tarafından kaleme alınan Cook, bir yanda yakın zaman ölen sevgilisini unutmak isteyen Henry Church adlı orta yaşlı adam, bir diğer yandan ise kanserli bir annenin küçük kızı Charlotte’ın, dostluk öyküsü ele alınmaktadır.

İngiltere’nin kuzeyinde, madenleri kapatılmış küçük bir kasabanın sakinleri için beklenmedik bir sabah olur. Geçim kaynakları sınırlı bu kasabaya mülteci ailelerin gelmesi bazılarını huzursuz eder. Başlarda zor olsa da zaman içinde aslında birbirlerinden farkları olmadığını gören iki taraf da birbirini kucaklayacaktır.

James ve ömür boyu en yakın üç arkadaşı, Batı Galler'deki çarpıcı kıyı bölgesi Barafundle Körfezi'ne akıl almaz bir geziye çıkarlar. Ardından dostluk, kahramanlık ve aşkla ilgili dokunaklı ve komik bir macera var.

On election night in 1981, celebrations spill out onto the street and there is an air of hope and change throughout Paris. But for Elisabeth, her marriage is coming to an end and she will now have to support herself and her two teenage children. She finds work at a late-night radio show and encounters a troubled teenager named Talulah whom she invites into her home.

44 yaşındaki Philippe, Fransa'nın güneyindeki bir yangın istasyonunun şefidir. Yaz sıcaktır, her yerde yangınlar çıkmaktadır. Bazıları kundakçılık yüzündendir, bazıları değil. Yangın istasyonuna, Xavier ile aynı rütbeye sahip olan ve deneyimli bir itfaiyeci olan Bénédicte adlı bir kadın atanır. Hem sahada hem istasyonda gerilim yüksektir. Film bizi, bu büyük kahramanların dünyasına ortak ediyor: Sadece alevler karşısında değil günlük yaşamları sırasında gösterdikleri cesarete de tanık oluyoruz

Fransa’yı sarsan Sarı Yeleklilerin gösterileri sırasında Paris’te hayat durmuştur. Ayrılmanın eşiğindeki iki sevgili, Raf ile Julie hastanenin acil servisindedir. Serviste yoğunluk git gide artarken yanlarına yaralı ve öfkeli gösterici Yann getirilir. Dışarıda gerginlik içeride karmaşa artınca hastane kapılarını kapatmak zorunda kalır. Mahsur kaldıkları acil serviste Raf, Julie ve Yann’ı uzun bir gece beklemektedir.

Marsilya'da denize nazır bir villada yaşayan Martin ölüm döşeğindedir. Üç kardeş hastalanan babalarının son zamanlarında yanında olabilmek için yıllar sonra yeniden bir araya gelir. Paris’te kendisine farklı bir dünya kuran Angèle, geçmişte yaşadıkları travma sonrası bir daha dönmemek üzere ayrıldığı eve yeniden gelmiş olmanın tedirginliği içerisindedir. Angele ile kendisinden genç bir kadına aşık olan Joseph ve ailenin butik restoranını işletmeye çalışan Armand aralarındaki bağın sarsılmasına neden olan olayla yüzleşmek zorunda kalır. Çocuklarını yıllar sonra etrafına toplayan Martin, onlara aşıladığı ideallerin ne kadarını koruyabildiklerini anlamak için onları test eder. Bu sırada ansızın hayatlarına giren davetsiz bir misafir evin tüm dengesinin değişmesine neden olur.

South America, 1960. A lonely and grumpy Holocaust survivor convinces himself that his new neighbor is none other than Adolf Hitler. Not being taken seriously, he starts an independent investigation to prove his claim, but when the evidence still appears to be inconclusive, Polsky is forced to engage in a relationship with the enemy in order to obtain irrefutable proof.

Transport Minister Bertrand Saint-Jean is awoken in the middle of the night by his head of staff. A bus has gone off the road into a gully. He has no choice but to go to the scene of the accident. Thus begins the odyssey of a politician in a world that is increasingly more complex and hostile.

After his happy life spins out of control, a preacher from Texas changes his name, goes to Louisiana and starts preaching on the radio.

A local activist and a budding young mayor clash over the best path forward for their impoverished suburb.

Çalışkan, saygın, bekâr bir anne olan Pauline hem işçi ailesinin hem de yaşadığı madenci kasabasının sakinlerinin tüm beklentilerinin aksine bir şey yapıyor: Tanındığı ve inandığı liberal görüşün tam zıddını savunan bir partiye aday olarak kendini onlara teslim ediyor. Ne var ki parti yetkililerinin tek amacı, dürüstçe yola çıkan Pauline’in saygınlığından faydalanmak. Fransa’da seçimlerden sadece birkaç ay önce gösterime giren Bu Ülke Bizim, ülkesindeki aşırı sağcı kesimlerden büyük tepki topladı.

Kült klasiği filmde Ewan McGregor, eroini ve ‘kötü arkadaş’ları ardında bırakmak isteyen Mark Renton’u oynuyor. Renton, zor da olsa (akıllardan silinmeyecek bir sahne sonunda) temizlenir ve Londra’ya gider. Ama geçmişten kurtulmak o kadar kolay değildir, hele eski arkadaşları kapısında bitiverirse!

19. yüzyıl sonlarında büyümekte olan Polonya şehri Łódź'de geçen film, bir tekstil fabrikası inşa ederek büyük para kazanmayı hedefleyen üç arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Polonya'nın sanayileşme dönemine ve özellikle de endüstri kenti Łódź'e dikkat çeken kayda değer bir portre sunuyor.

Alkol sorunları yüzünden herşeyini kaybetmiş olan Hollywood senaristi Ben Sanderson ölümüne içmek için Las Vegas'a gelir. Burada tesadüfen tanışacağı hayat kadını Sera ile aşka dönüşen ilişkisi ise artık hayata farklı bir açıdan bakmasına sebep olacaktır.

Daha çok batı kültürüne özgü sayılan bireyler arası yabancılaşmanın klasik 'jarmush' metaforlarıyla anlatıldığı film, uzun süredir görüşmemiş iki uzak akrabanın, Western kültürü içinde yaşadıkları maceraları, 'kimlik' kavramını öne çıkararak sorgulayor * 1984 Cannes Altın Kamera (En İyi İlk Film) - 1984 Locarno Altın Leopar - 1985 Sundance Jüri Özel Ödülü

Gael Garcia (Amores Perros) yeni rahip olmuştur ve piskopos tarafından Meksika'da küçük bir kiliseye gönderilir. Tanrıya ve cemaatine hizmet etmek için iyi düşüncelerle dopdoludur. Hala görevde olan yaşlı Peder Benito'nun işlerine burnunu sokar. Bu arada kasabanın genç ve güzel Pazar okulu öğretmeni ile tanışır ve bakirlik yeminine sadık kalmak zorunda olan Amaro, Amelia'ya aşık olmaya başlar. Peder Benito'nun kirli işlerle ilişkileri bir gazete tarafından açığa çıkarıldığında Amaro olayları örtbas edip halkın güvenini yeniden kazanmaya çalışır. Ahlaki ikilemler ve Peder Amaro'nun idealizmi bir araya geldiğinde her şey kişisel, politik ve dini baskılara karşı bir sınavdır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.









0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir