
Benjamin Lavernhe
Henri Grouès dit l'Abbé Pierre

The life of Henri Grouès, known as Abbé Pierre, from his time in the Resistance in WWII to his fights against poverty and for the homeless.

Benjamin Lavernhe
Henri Grouès dit l'Abbé Pierre

Emmanuelle Bercot
Lucie Coutaz

Michel Vuillermoz
Georges Legay

Antoine Laurent
François Garbit

Alain Sachs
Père supérieur

Leïla Muse
Jeune fermière

Malik Amraoui
Ahmed

Chloé Stefani
Marlène Porte

Djibril Pavadé
Philibert

Didier Nobletz
Auguste

Xavier Mathieu
Paul (1)

Maxime Bailleul
Paul (2)

Frédéric Weis
Jules

Massimiliano Belsito
Aldo
Suzanne-Marie Gabriel
Janine Porte

1964'te İrlanda'da 3 genç kız, aileleri ve kilise tarafından acımasız ve insanlık dışı Magdalene Manastırı'na gönderilirler. Burada suçlarının cezasını çekeceklerdir. Suçları bekar bir kadın olmak, güzel olmak, saf olmak, çok zeki olmak ya da sessiz kalmak istemeyen bir tecavüz kurbanı olmaktır.Günahları için çalışmaları gereklidir... Yılda 364 gün ve karın tokluğuna! Üstelik başlarına hiç ummadıkları şeyler gelecektir.

El Ovido Que Seremos, Kolombiyalı insan hakları aktivisti olan ve Medellín’de öldürülen doktor Héctor Abad Gómez'in hayat hikayesini konu ediyor.


Ünlü bir Amerikalı politikacı ve diplomat olan Gary Hart (Hugh Jackman), 1975 yılından 1987 yılına kadar ABD Senatörü olarak görev yapmıştır. 1988 yılında ise ABD başkan adayı olarak dikkatleri çeker. Kampanya döneminde kendisine en yakın aday olan Mike Dukakis’in oldukça önündedir. Fakat onun bu parlayan yıldızı, adının skandal bir aşk hikayesine karışması ile sönmeye başlar. Seçim kampanyaları için çalıştığı dönemde ortaya çıkan bu aşk skandalı Hart’ın hayatının alt üst olmasına neden olur.

William Kamkwamba, Malavi’de yaşayan 13 yaşındaki bir çocuktur. Zeki bir çocuk olan William, ailesinin yaşadığı maddi zorluklar yüzünden çok sevdiği okulundan atılır. Fakat bu William’ın çalışma isteğine engel olmaz. William, kimsenin haberi olmadan geceleri okulun kütüphanesine gitmeye başlar. Kütüphanede saatlerce çalışan William, bir süre sonra büyük bir başarı elde eder. William, yaptığı çalışmaların sonunda babasına ait olan eski bir bisikletini parçalarını kullanarak bir rüzgar jeneratörü yapar. Bu başarı sadece onun ve ailesinin hayatını değiştirmekle kalmayacak, köyün de sefaletten kurtulmasını sağlayacaktır.

20. yüzyılın ilk yarısında İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da geçen film, bağımsızlık mücadelesi için İngiliz yönetimine karşı "Pasif Direniş"i örgütleyen Mahatma Gandhi'nin hayatından bir kesit anlatıyor. En iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul edilen Gandhi, 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden "en iyi film" ve "en iyi yönetmen" dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley'nin ise "en iyi erkek oyuncu" dalında heykelciğe uzanmasıysa pek zor olmadı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt. Hindistan bağımsızlık hareketinin lideri Gandhi'nin gerçek hayatından sinemaya aktarılan bu gerçekçi yapım, ülkemizde yıllarca yasaklanmış ve gösterime girememişti..

26 yaşındaki Karl Marx, eşi Jenny ile birlikte sürgün yoluna düşer. Marx 1844 yılında Paris’te bir sanayicinin oğlu olarak Britanya işçi sınıfının acılı doğumunu araştırmış Friedrich Engels ile tanışır. Gösterişli kıyafetler giymeyi seven Engels, Karl Marx’ın yeni dünya görüşündeki eksik parçayı tamamlar. Birlikte sansür, polis baskısı, isyanlar ve siyasi kalkışmalar arasında modern çağ boyunca gelişecek olan işçi hareketine önderlik edeceklerdir.

Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’nin hayatını kurtarmak için verdiği savaşın gerçek hikayesidir. Polonya ve Varşova Nazi istilasındayken orada bulunan bir hayvanat bahçesini yağmalarlar. Hayvanat bahçesinin sahipleri geriye kalan hayvanları ve gizlice içeri soktukları Yahudileri saklayarak beraber özgürlük için kaçış planı yaparlar.

Shirley Chisholm kongre üyesi olarak seçilen ilk siyahi kadın olmasının ardından 1972'de Demokrat Parti'nin ABD başkan adayı olmak için çığır açan bir yarışa girişir.


Olağanüstü gerçek bir hikâyeden uyarlanan bu film, Everest'in zirvesine ulaşan ilk insan olma hayalinin peşinden giden ve aşılması imkânsız gibi görünen tüm engellere meydan okuyan kararlı bir adamın nefes kesen mücadelesini konu alıyor.

John Davidson’ın yaşam öyküsünden uyarlanan film, 1980’lerin Britanya’sından günümüze uzanan ilham verici bir dönüşüm hikâyesi. On beşinde Tourette teşhisi alan John; önyargılarla dolu gençlik yıllarını ve yetişkinliğe geçiş sürecini, nezaketin gücüyle aşıyor. Bu, yanlış anlaşılan bir çocuğun, dünyayı değiştiren bir adama dönüşme yolculuğu.

Gizli Sayılar, yıldızları hedefleyerek ülkenin temellerini değiştiren parlak bir kadın grubunun inanılmaz, anlatılmamış, ancak gerçek hikayesini ortaya çıkarıyor. Film, NASA'daki siyah kadın matematikçilerden oluşan seçkin bir takımın, Sovyetler Birliği'ndeki Amerikalı rakiplerine karşı uzay yarışını kazanmasına yardımcı oldukları ve aynı zamanda, eşit haklara ve fırsatlara ilerlemeye yönelik arayışların hayati tarihini anlatıyor.

June, 1940. France collapses and signs the armistice. In the midst of the chaos, one man refuses to give up. Alone against the odds, this unknown general flees to London to save what remains of freedom.

Part two of a two-part biopic following French army officer Charles De Gaulle's life and political commitment between 1940 and 1945, and trace his development towards a political career.

Film, vicdani retçi olan ve trajik bir kadere maruz kalan Franz Jägerstätter’in gerçek hikayesini konu ediyor. Avusturyalı Franz Jägerstätter, II. Dünya Savaşı’nda yaşananların ardından Naziler için savaşmayı reddeder ve bu yüzden de 1943 yılında idam edilir.

Sürgünden dönen Napolyon, tekrar Fransa’nın başına geçerek Avrupa’yı tehdit eder. Ancak İngiliz ordusu komutanı Dük Wellington ve müttefik kuvvetlerle Belçika’nın Waterloo kasabasında karşı karşıya gelir. Film, hem Napolyon’un stratejik dehasını hem de savaşın insan üzerindeki yıkıcı etkilerini gerçekçi bir şekilde gözler önüne serer. Büyük savaş sahneleri ve tarihi doğruluğuyla dikkat çeken yapım, tarihin dönüm noktalarından birini etkileyici biçimde anlatıyor.

Amerikalı gazeteci John Reed'in gerçek yaşam öyküsünden uyarlanan film, Birinci Dünya Savaşı'nı kendine arka plan olarak seçiyor. Louise Bryant yeni tanıştığı John için kocasından ayrılır. John ile tanıştıktan sonra feminist hareketlerde de yer alan Louis, daha sonra John ile birlikte Amerika'daki iş gücünü korumak adına önemli protestolara katılırlar. Ekim Devrimi sırasında Rusya'ya giderek buradaki komünist hareketlerden etkilenen sevgililer, Amerika'ya döndüklerinde benzer bir devrim gerçekleştirmeyi kafalarına koyarlar * O dönem yaşamış, devrime ve komünist hareketlere tanıklık etmiş kişilerle yapılan röportajlardan yararlanılan film, Warren Beatty'e en iyi yönetmen ödülünü de kazandırmıştı * ilk dakikadan itibaren soluk almadan izlediğim, diyaloglarıyla, hikayesiyle, olay örgüsüyle ve ihtiyarlarıyla izlenmesi gereken, ince görebilen, işlenmemiş değerli taşın değerli olduğunu anlayabilen gözler için değerlenen bir film

Marie Curie, daha gençken 1893'de kendisi gibi bilim insanı olan Pierre Curie ile tanışır. Evlenip iki kız çocuğu büyüten çift, 1903'te radyumu keşfederek birlikte Nobel ödülü kazanır ve bilimin seyrini sonsuza dek değiştirir. Kocasının ölümünün ardından araştırmalarına devam eden Marie, bir diğer ünlü bilim insanı Paul Langevin ile ilişkisi olduğu için skandallara davetiye çıkarır. Ancak Marie'nin bilime olan bağlılığı ve dünyayı değiştiren keşiflerle birlikte gelen sorumluluk her şeyi gölgede bırakacaktır...

1916 yılındayız. Birinci Dünya Savaşı iki yıldan beri tüm şiddetiyle devam etmektedir. İngiltere ve Fransa'nın müttefik güçleri, batı cephesinde Almanlar'ın sağlam siperlerine karşı verdiği savaşta başarılı olamamış, milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Öte yandan Avrupalılar'ı kendi savaşlarıyla başbaşa bırakmayı tercih eden Birleşik Amerika tarafsızlık ve izolasyon politikasını ısrarla korumaktadır. Ancak gönüllü ambulans sürücüleriyle Fransız lejyonunun üyesi olan bazı Amerikalılar, müttefiklere yardım etmek için Avrupa'ya geçmişlerdir. Çok geçmeden Amerikalı gönüllülerden bazıları, iyi teçhizatlı Alman pilotlarıyla baş edebilmek ve müttefiklerin savaş çabalarına yardımcı olabilmek için kendi özel filolarını oluştururlar. Ölümüne mücadeleyi göze alan "Flyboys" Kahraman Pilotlar filosu bu şekilde meydana gelir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir