
Vanessa Redgrave
Immacolata Meneghelli


Pulitzer Ödülü sahibi bir yazar olan Jake Davis, eşinin ölümünün ardından yaşadığı psikiyatrik sorunlarun ciddileşmesi üzerine 5 yaşındaki kızı Katie'yi bir tanıdığına bırakmak zorunda kalır. Bu olayın üzerinden 25 yıl geçtiği halde hala olayın üzerindeki etkilerini atlatamamış 30 yaşındaki yetişkin Katie ise aynı şehirde kendi sorunlarıyla başbaşadır.

Genç ve güzel bir kadın olan Francesca kocasının ani ölümu ile bir boşluğa düşer. En yakın aile dostları olan Cesare ise ona kur yapmaktadır, bu arada gelişen skandal olaylar Francesca'nın hayatını alt üst eder... Şehvetli dul Francesca rolünde sinema dünyasının güzeller güzeli Monica Bellucci yine sizleri büyüleyecek.

Roma'nın güney banliyölerinde çocuklarıyla birlikte yaşayan bir grup ailenin gündelik hayatlarına, aileler arası gerilimlere ve aile içi karanlık sırlara odaklanıyor.

1959 yılında Michigan Ypsilanti Hastanesinde çalışan Dr. Alan Stone’un üç paranoyak ve şizofren hastanın tedavisinde deneysel yollar kullanmasına odaklanıyor. Dr. Stone bu hastalıkları elektroşok ve ilaçlar gibi agresif tedavi yöntemleri ile tedavi etmek yerine daha basit bir yol seçer. Hastaları aynı odaya koyan Dr. Stone onların hayallerini yaşamasına müsaade eder ve devrim niteliğinde yeni bir tedavi yolu bulur.

Bambi genç yaşına rağmen çocuk sahibi olmuş, suç dünyasına girmiştir. Bu yüzden cezaevine girip çıkmıştır. Hapisden çıktıksan sonra çocuğuyla birlikte sakin yaşam yaşamak istesede çevresindekiler onu rahat bırakmaz.

1950’lerde Romalı genç bir kadın nişanlanmak üzeredir. Bir oyuncu seçmesine katılmak üzere Cinecittà’ya gider ve sonunda kendisini keşfedeceği uzun bir gece yaşar.

II. Dünya Savaşı'nda Fransa'da savaşmış olan Jimmy Picard, savaş sonrasında çektiği şiddetli baş ağrıları, ani görme ve işitme kayıpları üzerine hastaneye yatar. Doktorlar Jimmy üzerinde çeşitli testler uygulamalarına rağmen rahatsızlığının nedenini bir türlü bulamazlar. Bunun üzerine Jimmy, Fransız bir antropolog, psikolog ve Yerli Amerikan Kültürü Uzmanı George Devereux'a yönlendirilir. Normal şartlar altında asla tanışmayacak, hiçbir ortak noktaları olmayan bu ikilinin arasında ilk seanslarından itibaren karşılıklı güven ve saygıya dayalı samimi bir ilişki kurulur. İkisi birlikte Jimmy'nin anılarını ve düşlerini keşfetmeye başlarlar.

11 yaşındaki Skunk, şeker hastası ve havalı bir kızdır. Yaz tatili tatlı umutlar getirir Skunk'a. Ta ki komşuları Bay Oswald, sevimli ama rahatsız Rick'i tecavüzle suçlayıp dövene kadar. İşte o an Skunk'ın masum çağları damla damla azalmaya başlar. Evi, mahallesi, okulu onun için hain alanlara dönüşür; çocukluğunun tasasız belirsizliği yerini önce korkunç şüphelere ardından ani, nedensiz, neşeli bir keşmekeşe bırakır. Tanınmış tiyatro ve opera yönetmeni Rufus Norris'in ilk sinema filmi Koşulsuz Sevgi, Cannes'da Eleştirmenler Haftası'nın açılış filmiydi. Daniel Clay'in romanından uyarlanan filmin özgün müziklerinde Damon Albarn'ın imzası var...


Vince, (Sam Riley) Ohio'nun küçük bir kasabasında ailesi birlikte yaşayan bir elektrikçi çırağıdır. Babasının geçirdiği ağır iş kazası yüzünden hastane masrafları aileye çok fazla gelmektedir, gece gündüz civarda ki evlerde mesai yapan Vince bir gün tamirat yaptığı bir evde, ev sahibinin gizli bir telefon konuşmasına tanık olur ve konuşmada sarı bir zarfın varlığına şahit olur. Ancak adam ertesi gün yüksek dozda morfin alarak ölür, Vince polislere ve adamın karısına görünmeden o sarı zarfı alarak evden ayrılır. Vince'in bu andan itibaren hayatı artık değişmiştir, çok para kazanacağını umarak gizli ve ölümcül bir bahis tarikatına doğru yola çıkmıştır. Nerede olduğunu anladığında ise artık çok geçtir yapması gereken şey eline tutuşturulan tabancanın tetiğini çekmektir.

Los Angeles, Mart 1928: Genellikle çalışan sınıftan insanların oturduğu banliyö kesimlerinden birindeyiz. Telefon operatörü olarak çalışan anne Christine Collins, güzel bir cumartesi sabahında işe gitmek üzere evden ayrılırken dokuz yaşındaki oğlu Walter ile vedalaşır. Akşam evine döndüğünde her ebeveynin en büyük kabusuyla yüz yüze gelir: Biricik oğlu ortadan kaybolmuştur. Polis tarafından çok yoğun bir arama çalışması başlatılır. Ancak küçük Walter hiçbir iz bırakmadan ortadan yok olmuştur. Aradan beş ay geçtikten sonra polisten haber gelir. Christine’in oğlu olduğunu iddia eden bir çocuk bulunmuştur. İtibarını kurtarmak isteyen polis, anne ile oğlunun kavuşmasını medya önünde bir halkla ilişkiler etkinliği gösterisi olarak organize eder.

Otostop çeken bir kadın, genç bir çift tarafından kaçırılır ve yedi yıl boyunca esir tutulur, bu süre zarfında işkence görür ve kendisini tutsak edenlerin kölesi olarak yaşamaya zorlanır.

Genç bir kadın olan Eugenie’nin eşsiz bir yeteneği vardır. O, ölüleri duyup, görebilmektedir. Çok geçmeden ailesi onun bu sırrını keşfeder ve Eugenie babası ve erkek kardeşi tarafından La Pitié Salpêtrière nöroloji kliniğine yatırılır. Ancak Eugenie, aslında olmaması gereken bu hastaneden kaçmayı başarır.

Bu şaşırtıcı psikolojik gerilim bir devlet hapishanesinde 26 mahkumun kobay olarak seçilmesi, mahkum ve gardiyan rollerini paylaşmaları ve bir simülasyon oluşturmaları üzerine. Günler geçtikçe oyuncular rollerini gerçekle karıştırmaya başlayacaklar. Güç, tahrik ederken gerilim artacak ve deney kontrolden çıkacak!

Psikolojik sorunları olan genç Ricky, saplantıyla aşık olduğu uyuşturucu müptelası porno yıldızı Marina'yı kaçırır. Tek amacı, güzel kadının kendisine aşık olmasıdır. Bu arada Marina'nın son filmini çeken yönetmen Maximo da kendisini genç kadının güzelliğine kaptırmıştır. Marina'nın yine uyuşturucu yüzünden başını belaya soktuğunu düşünen kardeşi Lola onu aramaya başlar. Zaman geçtikçe, Marina, kaçma isteği ve kendisini kaçıran adama aşık olması yüzünden ikileme düşer. Ünlü İspanyol yönetmen Pedro Almodovar'ın, erotizm, gerilim ve romatizm içeren bu başyapıtında Antonio Banderas güçlü oyunculuğu ile dikkatleri üzerine topluyor.

Başına buyruk bir hayat yaşayan Nick (Til Schweiger), iş başvurusu için gittiği akıl hastanesinde temizlik işçisi olarak işe alınır. Tuvalette kendini asmak üzere olan hastalardan Leila’yı (Johanna Wokalek) tesadüfen görüp kurtarınca Leila, Nick’e bağlılık duyar. Hastaneden kaçıp onu evine kadar takip eder ve artık onu hiç bırakmayacağını söyler. Fazlaca saf olan ama deli sayılamayacak Leila’yı ikna edemeyeceğini anlayan Nick, çok zengin olan üvey babasının iş teklifini değerlendirmek ve terk ettiği eski kız arkadaşı ile evlenecek olan erkek kardeşinin düğününe gitmek üzere Leila ile birlikte yola çıkar. Görüldüğü üzere bir romantik komedinin sahip olabileceği en iyi konulardan birine sahip olan Barfuss, bazı Hollywood aksiyonlarının silik tiplemelerinden hatırlayabileceğimiz Alman oyuncu Til Schweiger’in yönettiği, senaryosuna, prodüktörlüğüne ve editörlüğüne katkıda bulunduğu, başrolü üstlendiği sıcak, samimi, eğlenceli bir film.

Sorunlu bir genç kadın ölmüş olan annesine benzeyen gizemli genç komşusuna saplantılı hale gelir...

Batı Teksas'taki sakin bir kasaba bir dizi seri cinayetle sarsılır. Cinayetler gerçek bir sosyopatın elinden çıkmıştır. Şerif Lou Ford bu sıkıcı kasabada katili aramaya başlar. Oysa bu görüntüden ibarettir. Çünkü katil ona herkesten çok yakındır...

Yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle ailesini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan depresif bir babanın, karısını ve çocuklarını tekrar kazanabilmek için verdiği mücadelenin trajikomik öyküsü, aile bağlarının önemini vurgulayarak ekrana geliyor.

Akıllı gazeteci Johnny Barrett, akıl hastanesinde işlenen bir cinayeti çözüp Pulitzer Ödülünü kazanmayı kafaya koymuştur. Yapılacak en kurnaz hareket de deli numarası yaparak akıl hastanesine girmektir. Johnny’nin hastanedekilerle iletişime geçmesi çok zor olmaz, ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Ortada içinden çıkılması güç bir durum vardır, dahası yavaş yavaş kendisinde de delilik emareleri görünmeye başlamıştır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.










0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir