
Manoush
Maman Fabienne

Three friends, Simon, Nina and Dodo, travel to Mallorca but their flight is delayed in Frankfurt. Accidentally the get mugged and wind up at a restaurant called "Maison de la Petite Mort", a notorious venue where members of the Elite Class secretly meet in the basement for bloody games of perversion.

On the surface it's believed to be another urban legend - a supernatural being from the afterlife is violently killing anyone who cheats on their significant other in the small college town of Silvercreek, Pennsylvania. But the town's unusually high suicide rate is finally convincing both locals and college students that everything is not as it seems. When Maeve - a female college student - sleeps with Charlie, the married man of the host family she is staying with, both sense the deadly curse is closing in on them. Unable to get anyone to believe them, Maeve and Charlie seek out a local history student to help find answers and figure out a way to defend themselves. It all comes undone, however, as several people are horrifically killed by the savage being - one-by-one at a rapid pace. Eventually, Maeve, Charlie and the few survivors band together in an attempt to defeat the monster once and for all.

Milton, a college dropout, was only supposed to cook meth for one day. Broken out of rehab by a brash young woman and her trigger-happy ("ex") boyfriend and driven to a remote cabin the woods, Milton finds himself drawn into a dangerous love triangle gone haywire. The couple's deadpan half-truths spin around Milton like a song on repeat. They seem to read him like an open book, until a mysterious message opens his eyes to his cursed existence. With unlimited ammunition, any hunting tool they could desire, and an ever-growing body count, for what did Milton really sign up?

Ann, George ve oğulları Georgie kısa bir tatil için göl kenarındaki yazlık evlerine giderler. Vardıklarında komşuları Fred ve Eva'de bir gariplik sezerler. Ertesi sabah golf oynamak üzere sözleşmişlerdir. George ve Georgie yelkenli teknelerini tamir ederken, Ann de yemek yapmaya koyulur. Bu sırada Eva'ların misafiri olarak tanıştıkları genç ve kibar görünümlü Peter, Ann'den yumurta istemeye gelir. Birden Peter'ın içeriye nasıl girdiği konusunda şüphelenen Ann, yumurtaları vermekte tereddüt yaşar ve bu, aile için gerilim dolu saatlerin başlangıcı olur.

Evan values family above all else, and anyone who gets between him, his wife, and newborn son learns that the hard way. But when it comes to violent tendencies, it seems the apple doesn’t fall far from the tree.

1970’lerin başında, Fransa’dayız. Birkaç ay önce kaybolan 10 yaşındaki küçük kız Lucie yolda başıboş dolaşırken bulunuyor. Vücuduna şiddet uygulanmış fakat hiçbir cinsel taciz izi yok ve kaçırılma nedenleri bir türlü açıklanamıyor. Şokta, kelimelerini kaybetmiş Lucie, bir hastaneye kaldırılıyor ve orada kendi yaşında Anna adında bir kızla arkadaş oluyor. 15 sene sonra… Sıradan bir ailenin kapısı çalar. Evin babası kapıyı açar ve elinde av tüfeğiyle bekleyen Lucie’yi karşısında bulur. İşkencecisini bulduğuna ikna olan Lucie tetiği çeker.

Senaryosunu Robert Rodriguez ve Quentin Tarantino'nun birlikte yazıp yönettikleri ve yapımcılığını üstlendikleri bu film aslında birbiri ile bağlantısı olmayan iki uzun metrajlı filmin bir arada sunulmasından oluşmuştur. Bunlar Quentin Tarantino'nun yönettiği Ölüm Geçirmez (Death Proof) ile Robert Rodriguez'in yönettiği Dehşet Gezegeni (Planet Terror) filmleridir. Tarantino ve Rodriguez ayrıca filmlerin görüntü yönetmenliğini üstlenmiş ve kurgularını da yapmışlardır. İki film arka arkaya sunulurken araya 4 adet de "sahte film fragmanı"konmuştur. 6 Nisan 2007'de bu şekli ile ABD ve Kanada'da gösterime verildiğinde filmler beklenen gişeyi yapmayınca diğer ülkelerde ayrı ayrı iki film halinde gösterilmelerine karar verilmiştir.

Birbirinden uzak iki hayatın kesişmesiyle sapkın bir tek gecelik ilişkinin, bir seri katilin kanlı cinayetler zincirine dönüşmesiyle her şey beklenmedik bir biçimde şekilleniyor.

İkiz kardeşler, annelerinin kır evine vardıklarında yüzünün bandajlarla sarılı olduğunu fark ederler. Anneleri kozmetik ameliyata bağlı olduğunu ifade eder. Davranışları giderek daha dengesiz ve sıra dışı hâle gelince oğlanların kafasında, bandaj altındaki kadının hiç anneleri olmadığı yönünde rahatsız edici bir şüphe belirir.

A couple’s romantic vacation at a secluded lakeside estate is upended when they are forced to share the mansion with a mysterious and attractive couple. In this darkly hilarious and seductive horror story, a dream getaway spirals into a nightmarish maze of sex, lies, and manipulation, bringing terrifying secrets to light and triggering a bloody battle for survival.

Kimsenin konuşmadığı bir dünyada, dindar bir kadın, hapishanesinden kaçan genç bir kadını avlar. Acımasız liderleri tarafından yeniden yakalanan Azrael, çevredeki vahşi doğanın derinliklerindeki kadim bir kötülüğü yatıştırmak için kurban edilecektir.

A woman wakes up injured in a basement surrounded by corpses. To survive, she pretends to be dead while a grotesque ritual unfolds in the house above.

A series of down-on-their-luck individuals enter the decrepit and spine-chilling Rialto theater, only to have their deepest and darkest fears brought to life on the silver screen by The Projectionist – a mysterious, ghostly figure who holds the nightmarish futures of all who attend his screenings.

Lord Henry ile Dorian’ın karşılıklı etkileşimleri, Dorian’ın kendini giderek kötüye, şeytani olana, hazcılığa adaması filmin eksenini oluşturmaktadır. Son derece saf ve yakışıklı Dorian’daki değişim, Lord Henry’nin sözleriyle ve Dorian’ın kendi portresinde kendi güzelliğini keşfetmesiyle başlar. Lord Henry’nin etkisiyle kötülüğün ve zevkin çekimine kapılan, dünyada gençlik ve güzellikten önemli bir şey olmadığına inanan Dorian için heyecan, kötülükte ve günahtadır; iyilik ve erdemse sıkıcıdır, edilgendir. İyiliği temsil eden Basil’in Dorian’a duyduğu saf tutkuda eşcinsellik öğeleri açıkça hissedilir. Dorian’ın büyük sırrını, portredeki değişimi gören yalnızca Basil olur. Portreye odaklanan, sonsuz gençlik karşısında ruhunu satan ve ruhunun ölmüş olmasından korkan Dorian için kurtuluş var mıdır?Özellikle bir genç adamın büyümesini, eğitimini, gelişimini, kendini ve inançlarını keşfetmesini işleyen Dorian Gray’in Portresi için Oscar Wilde, ‘bir ruhun hikâyesi’ demiştir.

When John Doe is convicted of being a vigilante serial killer, a vigilante group named 'Speak for the Dead' emerges in support of John's cause—elevating the debate about justice versus vengeance.

Münzevi ve tartışmalı yazar Bruce Cogburn, saplantılı bir hayran tarafından saklandığı yerden çıkarılır ve romancıyı kaçabileceğini düşündüğü bir geçmişle yüzleşmeye zorlar. Cogburn'ün karşılaştığı manipülasyon ve zihinsel işkencenin arkasında kimin olduğunu araştırması, işlerin her zaman göründüğü kadar net olmadığı ve geçmiş eylemlerin korkunç sonuçlara yol açabileceğini anlamasını sağlar.

Meşhur korku roman yazarı Clive Barker'ın imzasını attığı Books of Blood'tan uyarlanan film, uzay ve zaman ögelerinin birbirine girdiği üç farklı hikayeyi anlatıyor. Daha önce keşfedilmeyene doğru bir yolculuk yapılıyor. Filmde Anna Friel, bir psikolog olan Mary'yi canlandırıyor. Mary, 7 yaşındaki oğlunu lösemiden kaybetmiştir. Yeni sevgilisi Simon, Mary'nin ölü oğlu ile konuşması konuşabileceğini söyler. Robertson ise Jenna'ya hayat veriyor. Jenna, sesten iğrenme rahatsızlığı olan misfoniden muzdariptir. Annesinin onu çiftliğe geri göndereceğini öğrenince Los Angeles'ın yolunu tutar. Üçüncü hikayede ise bir katilin hikayesi anlatılıyor. Katil paha biçilemez bir kitap bulur. Bu sayede eşi ile birlikte kirli işlerden emekliye ayrılabilecektir. Bu karaktere ise Yul Vazquez hayal veriyor.

Fay Forrester (Joanne Whalley Kilmer) ve erkek arkadaşı Vince Nevada'da bir soygun gerçekleştirip bir çeteye ait paraları çalarlar, bu arada Vince parayı vermek istemeyen adamı öldürür. Ancak yolda İkili birbirine düşer ve sevgilisini atlatan Fay paraları da alarak Vegas'a gider. Bu kentte özel dedektiflik yapan Jack Andrews (Val Kilmer) ise aldığı borçlar yüzünden tehdit edilmekte ve zor günler geçirmektedir, Fay bir gazete ilanında Jack'in reklamını görür ve ertesi gün bürosuna gider. Güzel kadın Jack'e farklı bir hikaye anlatarak sevgilisiyle arasının açıldığını ve onun kendisini öldürmek istediğini söyler. Jack'ten kendisini ölmüş gibi gösteren bir belge ve yeni bir kimlik ayarlamasını ister, teklif yasadışı ve çok riskli olmasına rağmen kadının bunun karşılığında önerdiği para çok caziptir. Geçmişte çok acılar yaşamış ve halende türlü sorunlarla boğuşan Jack işi kabul ettiğinde sonu karanlık ve tehlikeli olan bir yol ayrımına da girmiş olacaktır...

Kocasını öldürmezse Klara bugün ölecek. Takvim Katili ona çok zor bir seçenek sundu. Jules, eve giden yalnız kadınlar için güvenlik yardımı telefon hattındaki gece mesaisine başladığında Klara onu arar. Jules kısa sürede hayatta kalmak için Klara'nın tek umudu olur ve Klara'yı kurtarmak için zamana karşı yarış başlar.

2012 Londra Olimpiyatları öncesinde geçen film, ailesinin sevgisini ve güvenini geri kazanmaya çalışan eski bir mahkum olan Liam'ı takip ediyor. Politika, finans ve polis teşkilatında üst düzey bağlantıları olan Clifford Cullen tarafından yönetilen yerel bir suç örgütünün elindeki her şeyi kaybetti. Liam'ın kurtuluş dürtüsü, onu bir komplo, suç ve yolsuzluk ağına yakalandığını görüyor.

Filmde, 1860’ların İtalyası’nın hızla değişen toplumsal yapısına uyum sağlamaya çalışan yaşlı bir prensi canlandıran Burt Lancaster, statüsünü ve yaşam tarzını sağlama alma çabasıyla yeğeni Tancredi’nin (Alain Delon) zengin bir tüccarın kızı olan Angela’yla (Claudia Cardinale) evliliğini ayarlar; ve filmin final bölümünü oluşturan neredeyse bir saate yakın balo sahnesi boyunca, hem ait olduğu toplumsal sınıf hem de kendi geçmişiyle bugünü üzerine derin düşüncelere dalar. Birey ve toplum arasındaki etkileşimi büyüleyici ve görkemli bir dille anlatan böyle bir filmi, ancak Visconti gibi aristokrat kökenli bir Marksist yönetebilirdi. (Lancaster, rolünü Visconti’nin karakterinden yola çıkarak canlandırdığını söylemiştir). Aristokratların artık gücün yeni zenginlerin eline geçtiğini kabullendikleri balo sahnesi, haklı olarak sinema tarihinin en ustaca çekilmiş sahnelerinden biri olarak kabul edilir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.





0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir