
Annik Borel
Daniela Neseri

A woman has dreams that she is a werewolf so she goes out and finds men. She proceeds to have sex with them and then rip their throats out with her teeth. She eventually falls in love but then she is raped and her lover is murdered so she goes out for revenge.




Bir seri katilin kurbanı olmaktan zor kurtulan başarılı TV spikeri Karen Write, doktorun önerisi ile ormanlık bir alanda yerleşik bir kamp niteliğindeki rehabilitasyon merkezine gider. Aslında kampın sakinleri tuhaf bir koloninin üyeleri gibi davranmaktadır. Çok geçmeden Karen, yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunun farkına varır.

After a landsman in 18th century England discovers a corpse covered in fur buried in a field, the town becomes infected by "the devil's skin," leading the local children to engage in demonic rituals and criminal behavior.

Bütün yaşamları boyunca kötü bir ruh tarafından ele geçirilmiş bir ailenin ölüm kalım mücadelesini konu alan Never Let Go’nun başrolünde Oscar ödüllü Halley Berry yer alıyor. Yıllardır kötü bir ruhun musallat olduğu ailenin yaşadığı gizemli olayların hikayesi çocuklardan birinin kötülüğün gerçek olup olmadığını sorgulamasıyla birdenbire korkunç bir hal alır. Filmin yapımcılığını Arrival, Free Guy, Why Him? ve The Boogeyman’den hatırlayacağımız Dan Levine ile Dan Cohen üstleniyor. Crawl, The Hills Have Eyes, Piranha 3D ve High Tension filmlerinin yönetmeni Alexandre Aja ise yönetmen koltuğunda.

A duo of bisexual female vampires prey on passing motorists, whom they seduce and murder in the English countryside.

Lawrence Talbot’un çocukluğu, annesinin öldüğü gece sona ermiştir. Lawrence, sessiz sakin Victoria dönemi kasabası Blackmoor’u terk ettikten sonra kendisini toplayıp herşeyi unutmak için uzun yıllar boyunca ortalıkta görünmez. Ancak kardeşinin nişanlısı Gwen Conliffe’in (Emily Blunt), kaybettiği biricik aşkını bulmak için yardımını istemesi üzerine arama çalışmasına katılmak için geri döner. Kasabaya ulaştığında doymak bilmeyen bir kana susamışın kasaba halkını tek tek öldürdüğünü; olayı araştırmak için Aberline (Hugo Weavin) adlı bir Scotland Yard müfettişinin kasabaya geldiğini öğrenir. Lawrence, vahşet dolu bulmacanın parçalarını birleştirdikçe dolunayda ortaya çıkan kurt adamlarla ilgili çok eski bir laneti duyar.

Freddy peşinizdeyken uykuya direnmek mi kabusunuzda onunla yüzleşmek mi daha iyi olur? Tüm zamanların en tüyler ürpertici filmlerinden Elm Sokağı Kabusu, ikinci filmiyle geri dönüyor. Elm Sokağı sakinleri, kabuslarına girdiği gençleri uykuda öldüren Freddy'den kurtulalı beş yıl olmuştur. Ancak sokağa taşınan Jesse ile birlikte Freddy de tekrar ortaya çıkar. Eğer Jesse'nin bedenini ele geçirebilirse Freddy canice katliamlarına devam edebilecektir. Elm Sokağı'nı uykusuz geceler beklemektedir. Elm Sokağı Kabusu'nun ardından çevrilen bu film en az ilki kadar orijinal ve korkutucu. Şeytani Freddy'nin öyküsü özel efektler ve zekice bir senaryo ile izleyenlerin kanını dondurmaya devam ediyor.

Chicago’nun güney taraflarında Charles Lee Ray adlı bir seri katil, Mike Norris adından bir dedektif tarafından vurulur. Gizlice bir oyuncak dükkanına girmeyi başaran Charles, ruhunu dükkandaki meşhur oyuncak “iyi insan”lardan birine aktarır. Chucky artık en kısa zamanda ruhunu tekrar aktarabileceği canlı bir kurban bulmalıdır. Karen Barclay, 6. yaşını kutlayacak olan oğlu Andy’e çok istediği “iyi insan” oyuncaklarından alamadığı için üzgündür. Karen ve en yakın arkadaşı Maggie, en sonunda aradıkları oyuncağı bir dükkanda bulurlar. O gece Maggie’nin Andy’e bakıcılık yapması gerekmektedir. Ancak Andy ve Maggy evde yalnız değillerdir. Chucky, kendini ilk kez o gece belli eder ve korkunç olaylar başlar.

Camp Crystal Lake on yıllar önce esrarengiz cinayetlerin yaşandığı, terkedilmiş bir gençlik kampıdır. Bir girişimci kampı tekrar hizmete açmaya karar vererek yakışıklı delikanlılar ve güzel genç kızlardan oluşan bir kadroyu işe alır. Bir yağmur fırtınası kampı dünyanın geri kalanından soyutladığında korkunç ölümler başlar. Gençler sırayla, korkunç derecede yaratıcı şekilde cinayete kurban gitmektedir.

Mario Bava’nın A Bay of Blood filmi, slasher türünün öncüsü kabul edilen bir İtalyan korku klasiğidir. 1971 yapımı bu film, 13 karakterin vahşi şekillerde öldürülmesini konu alarak, Halloween (1978) ve Friday the 13th (1980) gibi filmlere ilham vermiştir. Basit bir konuya sahip olan film, bir koyu satın almak isteyenler ile orada yaşayanlar arasındaki cinayetler zincirini işler. Bava’nın sanat geçmişi, filmin görsel estetiğine yansırken, su altındaki cesede yapışan ahtapot gibi unutulmaz sahneler sunar. Film, dönemine göre oldukça kanlı ve yaratıcı ölüm sahneleriyle dikkat çeker. Bugün biraz eskimiş görünse de enerjisi ve korku sinemasına katkıları açısından hala büyük bir önem taşımaktadır.

Bir erkeğin iki farklı doğasını içinde barındıran Dr. Jekyll, dejenere bir manyak olan Bay Hyde'a dönüşür. Hyde, karısının aşık olduğu kumarbazdan intikamını almak isterken, Dr. Jekyll diğer doğasına karşı gelerek, kendisini kötü kişiliğinden uzak tutmak için çabalar. Robert Louis Stevenson'un romanından uyarlanmıştır.


Bridgette ve ablası Ginger, 15 ve 16 yaşlarında iki genç kızdırlar. Banliyöde, kısıtlı bir çevrede yaşayan ve çevrelerindeki diğer kızlardan bir hayli farklı olan kızkardeşler, yalnızlıklarını ancak birbirleri sayesinde azaltabilmektedirler. Ölümle ve karanlık ne kadar ton varsa hepsiyle ilgili olan kardeşler, komşularının köpeklerini parçalayan gizemli bir yaratık mahalleyi tehdit edince de ilgi alanlarından uzak durmazlar. Gece yarısı ormanda parçalanmış köpekleri görüntülemeye çalıştıkları bir sırada, yaratık Ginger’a da saldırır ve onu kötü şekilde yaralar. Bu badireyi böylece atlatan ve bu olayı kimseye söylemeyeye karar veren kardeşlerden Bridgette, ablasındaki yaraların olağanüstü biçimde hızla iyileştiğini fark ettiğinde çok şaşırır. Bir süre sonra yaralarından kıl tüy çıkmaya başlayan Gİnger’daki değişiklikler bununla da sınırlı kalmayacaktır.

During an expedition in Nepal, a photo-journalist becomes infected by a werewolf. Returning to the U.S., he holes up in an isolated location in the woods, but when he invites his sister and nephew for a visit, their dog, Thor, knows something is amiss.

Dr. Henry L. Jekyll (Fredric March ) Victoria devri Londra 'sının saygın ve sevilen doktorlarından biridir. Üst tabakadan varlıklı ve ince zevkleri de olan bir adamdır, zaten filmin başında onu malikhanesinde org çalarken görürüz, bu pahalı ve hacimli müzik aletinin evlerde bulunması pek alışılmış bir şey değildir. Mesleğine ve hastalarına son derece bağlıdır. Sosyetik davetleri kaçırmak uğruna yoksul ve yardıma muhtaç hastalarına vakit ayırmayı tercih edecek kadar da insancıldır. Aynı zamanda bir bilim adamı olan Dr. Jekyll'e üniversitede bir konferansı olduğu uşağı Poole (Edgar Norton) tarafından hatırlatılır.

Ginger Snaps filminin devamı olan bu filmde Ginger’in kardeşi Emily lanetlenmiştir durum daha da kötüye gitmektedir, akıl hastanesinde yatmaktadır. Tek umudu ise Ghost isimli garip küçük bir kızdır fakat Ghost’un da kendine göre planları vardır.

Ünlü korku ustası Clive Barker'ın Kabal romanında uyarlanan film, terapisti tarafından, geceleri cinayetler işlediği yönünde yorumlanan kabusları yüzünden yaratık olduğuna inanan ve yaratıkların yaşadığı rivayet edilen Midian'ı aramaya başlayan Aaron Boone'un hikayesini konu ediyor..

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.









0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir