
Sidney Poitier
Buck


Sidney Poitier
Buck

Harry Belafonte
Preacher

Ruby Dee
Ruth

Cameron Mitchell
Deshay

Denny Miller
Floyd

Nita Talbot
Madam Esther
John Kelly
Sheriff

Tony Brubaker
Headman
Bobby Johnson
Man Who is Shot

James McEachin
Kingston

Clarence Muse
Cudjo

Lynn Hamilton
Sarah
Doug Johnson
Sam

Errol John
Joshua
Kenneth Menard
Little Henry

Nehirde bir teknede yapılacak olan poker turnuvasına katılacak olan Maverick, yarışmaya katılmak için gerekli olan parayı tamamlamaya çalışırken usta hırsız Anabel tarafından soyulur. Ancak Anabel bu sefer sert kayaya çarpmıştır. Çünkü Maverick Anabel'in peşini bırakmaz. Karşılıklı atışmalar ve ortak bir amaç için çalışmaları bilinçsiz olarak Anabel ve Bret Maverick'i yakınlaştırır...

1843 yılında Missouri'den yola çıkan bir göçmen kafilesi, William Tadlock liderliğinde 2.500 kilometre uzaklıktaki Oregon’a ulaşmayı hedefler. Zorlu çöller, kanyonlar ve Kızılderili topraklarından geçilecek bu tehlikeli yolculukta rehber olarak tecrübeli Dick Summers tutulur. Ancak Tadlock’un acımasız ve takıntılı liderliği, özellikle Lije Evans ile çatışmalara yol açar. Gerilim giderek artar ve kaçınılmaz bir yüzleşmeye dönüşür.

Polonya'da yaşayan yahudi hahamı Avram, görev için Amerika'ya gitmekle görevlendirilir. Vahşi batıda birçok sorunla karşılaşan ve başına gelmedik olay kalmayan Avram'a, banka soyarak ve haydutluk yaparak geçimini sağlayan Tommy arkadaşlık edecek, zamanla ikili sıkı dost olacaklardır. Western öğelerini barındırmakla birlikte döneminin westernlerinden ayrı bir çizgiye sahiptir.

25 yıldır dünyanın dört bir yanında ustalıkla dolandırıcılık yapan Bloom kardeşlerin yolları, genç kardeşin gerçek bir hayat özlemi duymasıyla ayrılma noktasına gelir. Küçük kardeş, ağabeyinin onun için yarattığı "rol"leri oynamaktan bıkmıştır. Ağabey, ikna edici bir şekilde kardeşini son bir "iş" için ikna eder: Hayatı sadece kitaplardan okuyan eksantrik bir mirasçı kadını dolandırmak. Ancak işler beklenmedik bir hal alır çünkü küçük kardeş bu kadına aşık olur.

1970 yılında John Wayne canlandırdığı korkusuz ve tek gözlü Rooster Cogburn rolüyle Oscar® almış ve unutulmaz bir performans sergilemişti. Rooster Cogburn, genç bir kadın tarafından (Kim Darby), babasını öldüren ve ailenin tüm parasıyla ortadan kaybolan adamı bulmak üzere kiralanır. Genç kadın bu yolculukta Cogburn'e eşlik etmek konusunda ısrarlıdır. Yanlarına tecrübesiz bir Texas polisinin (Glen Campbell) katılışıyla işler iyice karışır. Bu sıradışı Western'e Robert Duvall ve Strother Martin de performanslarıyla katılmakta.

Paulette Jiles’in aynı isimli romanından uyarlanan filmde, Amerikan İç Savaşı’ndan 5 yıl sonra, kimi kimsesi olmayan savaş gazisi Yüzbaşı Jefferson Kyle Kidd, kasaba kasaba gezerek okuma yazması olmayan insanlara haberleri okumaktadır. Bir gün Kidd’in yolu, 6 yıl önce Kiowa kabilesi tarafından ebeveynlerinin öldürüldüğü ve onlar tarafından büyütülen 10 yaşındaki Johanna Leonberger ile kesişir. Daha önce hiç deneyimlemediği bu dünyaya düşman olarak büyüyen Johanna’nın hayatta kalan son akrabalarına verilmesi gerekmektedir. Kidd, çocuğu kanunun belirlediği vasilerine teslim etmeyi kabul eder. Acımasız vahşi doğada ikisi de ev diyebilecekleri bir yer bulmak için yüzlerce kilometre yol kat ederken, hem zorlu doğa şartları hem de peşlerine düşen haydutlara karşı mücadele edeceklerdir.

Silverado kasabasında, dört kovboyun yakınlarını kurtarmak için önce birbirlerini hapisten çıkarmaları, sonra da ailelerini ve arkadaşlarını tehdit eden kasabanın kanunsuz şerifine karşı verdikleri mücadele...

Sinema tarihinin en önemli oyuncularından John Wayne ve Katharine Hepburn "True Grit" in devamı niteliğinde olan bu filmde ilk kez bir araya geliyor. John Wayne yine adalet savaşçısı Şerif Rooster Cogburn rolünde karşımızda. Bay Goodnight ve kızı Eula tarafından yönetilen bir kasaba haydutların istilasına uğramıştır. İnsanları öldürüp kasabayı altüst eden çete Bay Goodnightı da öldürmüştür. Eula, Rooster Cogburnle birlikte babasının katillerini bulmak üzere yola çıkar. Kanun kaçaklarının peşinde, ikili arasında sıcak bir dostluk gelişir.

Asıl adı John Reid olan Lone Ranger lakaplı bir kovboyun, Kızılderili ruhani yardımcısı Tonto ile haksızlıklara karşı verdiği mücadeleyi anlatan ünlü TV dizisinin sinema versiyonuyla beyaz perdeye aktarılıyor. Yapımcılığını Jerry Bruckheimer ve yönetmenliğini Gore Verbinski'nin yaptığı filmin baş rollerini ise Johnny Depp, Armie Hammer ve Tom Wilkinson paylaşıyor.

Macera türünün klasikleri arasında gösterilen The Man Who Would Be King, usta sinemacı John Huston’ın yönettiği sürükleyici bir yapım. Rudyard Kipling’in bir öyküsünden esinlenilerek çekilen film, 1880’lerde Hindistan’da geçiyor.

Lt. John Dunbar, İç Savaş boyunca Birlik ordularını tesadüfen zafere götüren bir kahramandır. Doğu sınırında bir görev ister ancak oranın terk edilmiş olduğunu görür. Orada yalnız olmadığını hemen fark eder, "Two Socks" adını verdiği bir kurt ve meraklı bir yerli kabilesi ile karşılaşır. Dunbar, kabiledekilerle hemen arkadaş olur ve yerliler tarafından yetiştirilen beyaz bir kadını keşfeder. Yavaş yavaş bu yerli insanların saygısını kazanır ve beyazlara özgü eski alışkanlıklarını bırakır.

Henry Lloyd Moon (Jack Nicholson), peşine taktığı kanun adamlarını atlatmak için Meksika yollarına düşmüş, azılı bir hayduttur. Sınırı geçtiği anda atının bayılmasıyla (!) yakayı ele verir ve asılmak üzere darağacına yollanır. İç Savaş yıllarında erkeklerin çoğunu kaybetmiş kasabada yeni bir yasa uygulanmaktadır: Eğer arazi sahibi kadınlardan biri, idam mahkumuyla evlenmeyi kabul ederse, haydut ipten kurtulacaktır. İlk talibinin (yaşlı Florence) ölmesiyle umutları sönen Moon'u, demiryoluna karşı savaş veren Julie Tate (Mary Steenburgen) alacak ve ikili arasında tatlı-sert bir ilişki filizlenecektir. Babadan kalma madeninde altın arayarak evini kurtarmaya çalışan Julie, bir yandan "kurt" görünümlü "yontulmamış" kocasından uzak durmaya çalışırken, diğer yandan onu da çalıştırmak için çeşitli fedakarlıklarda bulunacaktır.

Gelmiş geçmiş en iyi western filmleri arasında gösterilen filmde, Şerif John T. Chance ve iki yardımcısı kasabada işlenen cinayetlerin peşine düşerler. Ancak yardımcılarının birinin çok genç, birinin de alkolik olması onun başına türlü belalar açar...

Amerikan iç savaşında geçen trajik bir öykü. 19.yüzyıl Amerikasının karmaşık ortamında yaşanan insani dramları, Güney köleciliğini savunan muhafazakarların nefretini ve sıradan yaşamları konu olan Ang Lee'nin yeni filmi aynı zamanda Londra Film Festivali'nin açılış filmi oldu. 'Buz Fırtınası' ve 'Sense and Sensebility' gibi ünlü filmlerin yetenekli yönetmeni Ang Lee'nin imzasını taşıyor.

Çevresindeki hiç kimseyi umursamayan, kuralları kendisine göre yorumlayarak istediğini yapan Hud, herkesin saygı duyduğu bir çiftçi olan yaşlı babasıyla da sürekli tartışmaktadır. Film, Hud’a büyük hayranlık besleyen ölen ağabeyini oğlu Lon’da çok geçmeden onun entrikalarının farkına varacaktır. Bir dönemi ve o dönemin hızla değişen değerlerini genç jenerasyon üzerinden usta bir dille anlatıyor.

Nişanlısının öldürülmesinden sonra Wyoming'li bir çiftlik işçisi, onun katilini bulmak için yola çıkar.

Madencilere gönderilmek üzere Denver'a doğru yola çıkan viski kargosu, Temperance Birliği, ABD Süvarileri, yerli Kızılderililer ve madenciler tarafından aranır.

Filmde, 1860’ların İtalyası’nın hızla değişen toplumsal yapısına uyum sağlamaya çalışan yaşlı bir prensi canlandıran Burt Lancaster, statüsünü ve yaşam tarzını sağlama alma çabasıyla yeğeni Tancredi’nin (Alain Delon) zengin bir tüccarın kızı olan Angela’yla (Claudia Cardinale) evliliğini ayarlar; ve filmin final bölümünü oluşturan neredeyse bir saate yakın balo sahnesi boyunca, hem ait olduğu toplumsal sınıf hem de kendi geçmişiyle bugünü üzerine derin düşüncelere dalar. Birey ve toplum arasındaki etkileşimi büyüleyici ve görkemli bir dille anlatan böyle bir filmi, ancak Visconti gibi aristokrat kökenli bir Marksist yönetebilirdi. (Lancaster, rolünü Visconti’nin karakterinden yola çıkarak canlandırdığını söylemiştir). Aristokratların artık gücün yeni zenginlerin eline geçtiğini kabullendikleri balo sahnesi, haklı olarak sinema tarihinin en ustaca çekilmiş sahnelerinden biri olarak kabul edilir.

When a Midwest town learns that a corrupt railroad baron has captured the deeds to their homesteads without their knowledge, a group of young ranchers join forces to take back what is rightfully theirs. They will become the object of the biggest manhunt in the history of the Old West and, as their fame grows, so will the legend of their leader, a young outlaw by the name of Jesse James.

Dolandırıcı Moses Pray buhranlı yılların hüküm sürdüğü yıllarda altın dişinin ardına sakladığı parlak gülümsemesi, bir araba dolusu gösterişli İncil'i ve dul kadınlardan oluşan bir liste dolusu isimle Kansas’ın yolunu tutar. Yanına 9 yaşında sigara içen kimsesiz Addie'yi de alır. Addie babasının kim olduğunu bilmemektedir. Bu durum, ikili arasında farklı bir bağ kurulmasına neden olmuştur. Çok geçmeden aralarına eğlenceli ama nevrotik Trixie Delight katılır, ama bu Addie'nin keyfini kaçırır. Bu ikilinin arasına kimse girmemelidir!
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir