
Neil Sandilands
Reinder Almersma

A story about two half-sisters life in the eighteenth century Suriname. There is Lynda, a white colonial and slave owner, and her slave Mini-Mini's. While Lynda is slowly embittered by the hard life in the colony, Mini-Mini gets a chance at her own happiness. The question is, if she dares to seize that chance, as this happiness is at the expense of her mistress and half sister?

Neil Sandilands
Reinder Almersma

Gaite Jansen
Sarith

Benja Bruijning
Nathan

Anna Raadsveld
Elza

Yootha Wong-Loi-Sing
Mini-Mini

Yannick van de Velde
Rutger

Daniel Janks
Father Nassy

Jaap Spijkers
van Omhoog

Carel Nel
Von Beunekom
De-Wet Nagel
Rich merchant

Kees Boot
Julius Robles Medina

Werner Kolf
Alex

Bart Klever
Masra Levi
José Domingos
Slave Merchant

Deirdre Wolhuter
Rachael

In 17th-century Tuscany, a church play is performed for the benefit of young aristocrat Cosimo. In the play, a grotesque old woman gives birth to a beautiful baby boy. The child's older sister is quick to exploit the situation, selling blessings from the baby, and even claiming she's the true mother by virgin birth. However, when she attempts to seduce the bishop's son, the Church exacts a terrible revenge.

1462 yılı ünlü Alman ressam Rembrandt’ın hayatında bir dönüm noktasıdır: zengin ve saygıdeğer bir ünlüyken, güvenilmez bir yoksula dönüşür. Hamile karısı Saskia’nın ısrarları üzerine Rembrandt Amsterdam Silahşör Milislerinin resmini yapmayı isteksiz bir şekilde kabul eder. (Bu eser daha sonra Gece Bekçileri olarak tanınacaktır.) Kısa bir süre sonra, Batı Dünyası’nın o sıralar en zengin şehrinde maddi avantaj ve kişisel güç için hile yapan askerleri oynayan Amsterdamlı tüccarlarla ilgili bir komplo hazırlandığını öğrenir. Rembrandt tesadüfen bir cinayetle karşılaşır. Oğlunun doğmasıyla kendine güveni gelen Rembrandt planlanan cinayetleri ortaya çıkarmaya karar verir ve suçlamalarını resimlerine aktarır. Böylece Altın Çağ’da Alman halkının ikiyüzlü tarafını ortaya çıkarır. Rembrandt’ın şansı sonunda döner.

Görkem ve şaşaa bakımdan çok az film, Cecil B. De Mille'nin 1956 yapımı destansı "On Emir"iyle karşılaştırılabilir. En büyük film setlerinden biri kurularak Mısır ve Sina Yarımadası'nda çekilen filmde, Firavun'un (Yul Brynner) evinde ayrıcalığı olmasına rağmen insanları özgürlüğe kavuşturmak için bundan vazgeçen Musa'nın (Charlton Heston) hayatı anlatılıyor. Hem de Cecil De Mille'in bizzat kendisinin az rastlanır takdimiyle... Mısır Prensi, Musa, bir Musevi olarak gerçek mirasını ve halkının kurtarıcısı olarak büyük misyonunu öğrenir. Tüm yeni doğan erkek Musevileri ele geçiren Mısır Firavunu 1. Ramses'ten kaçmak için bebek Musa Nil üzerinde kamış sepetle yolculuğuna başlar. Firavunu kızı Bithiah tarafından kurtarılır, evlat edinilir ve erkek kardeşi Firavun Seti'nin sarayında büyütülür. Musa Seti'nin beğenisini ve veliaht prenses Nefertiri'nin sevgisini kazanırken Seti'nin oğlu Rameses'in de nefretini üstüne çeker...

Güçlü Maya Krallığı, gittikçe yayılan şehirler kurarak, gökyüzünü delen piramitler yaparak ve olağanüstü kültürel ve bilimsel başarılar elde eden etkileyici gelişmiş bir toplum inşa ederek Amerika’da 1000 yıldan fazla bir süre hüküm sürdü. Ondan sonra, tarihin ışıltısı içinde, bu dünya çöktü. Bütün bunlardan geriye kalan ormanlarla kaplı birkaç piramit ve boşuna umut veren bir gizem oldu. Şimdi, Maya uygarlığının sona ermesinden 500 sene sonra, yönetmen Mel Gibson, felaketin kıyısındaki bir dünyada kendisi için en fazla önem taşıyan şey olan ülkeyi kurtaracak olan bir adamın macerası üzerine kurulan belirli bir zamanı olmayan bir efsanede olduğu gibi her şeyi gözler önüne seren modern bir film macerası yaratmak için asla keşfedilmemiş bu ülkeyi derinlemesine araştırıyor.

Usta yönetmen Martin Scorsese'in yönetmenliğini yaptığı Gangs of New York, 1800'li yıllar New York'unda, İrlandalı ve İtalyan göçmenlerin şehrin kontrolünü ele geçirmek için sokak çetelerini oluşturmaya başladıkları dönemde geçiyor. Hikaye, Dead Rabbits ve Native Americans adlı iki çete üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dead Rabbits çetesinin lideri öldürülür ve çete dağılır. Yıllar sonra Rabbits çetesinin öldürülen liderinin oğlu kendi çetesini oluşturup diğer çetenin liderinini ortadan kaldırmaya girişecektir.

Gerçek olaylar üzerine kurulu bu dram, çatışmanın ve politik anlaşmazlıkların ayırdığı iki kardeş ve Rwanda"lı insanların sergilediği olağanüstü cesaret ve dayanıklılığın detaylarını yansıtıyor.

14-20 Ağustos 1971 tarihlerinde Stanford Üniversitesi’ndeki psikoloji bilim dalı öğretim görevlisi Philip Zimbardo, bir deney yapmaya karar verir. 24 erkek öğrenciden oluşan bir grubu, mahkumlar ve gardiyanlar olacak şekilde ikiye ayırıp onları üniversite binasının bodrum katında oluşturdukları bir hapishane simülasyonunda bir haftaya yakın süre “rollerinin” içine bırakır. Deneyin sonuçları dünyayı şok ettiği gibi, Abu Ghraib Hapishanesi’nde yaşanan insanlık dışı işkencelerin de ortaya çıkması ve daha sonra değerlendirilip incelenmesinde büyük rol oynar.

William Walker and his mercenary corps enter Nicaragua in the middle of the 19th century in order to install a new government by a coup d'etat.

Rama, sömürge hükümetinin hizmetinde, kalabalıkla tek başına başa çıkabilen özel bir polis memurudur ve yerel halk onu bir hain olarak görür. Bhim, vali tarafından kaçırılan küçük bir kabile kadınını aramak için Delhi'ye gitmek zorunda kalan Gond kabilesinden bir adamdır. Bunu öğrenen vali, yakalanması için bir ödül ilan eder ve hizmette ilerlemek için Rama bu görevi üstlenir. Nehre düşen bir çocuğu kurtaran Rama ve Bhim arkadaş olurlar. Birbirlerinin gerçek kimliklerini veya art niyetlerini bilmiyorlar ama bu tanışma büyük değişimleri başlatacak.

Uyuşturucu bağımlısı bir genç, televizyon bağımlısı annesi ve aralarında günden güne yükselen bir uçurum... Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar...

In this story inspired by real characters, three girls from America, Nigeria and India are trafficked through an elaborate global network and enslaved in a Texas brothel, and must together attempt a daring escape to reclaim their freedom.



Roma İmparatorluğu'na en parlak dönemi yaşatan General Maximus, girdiği bir meydan savaşından daha zaferle çıkar, artık tek hayali bir an önce evine dönerek karısı ve ailesine kavuşmaktır. Fakat, zamanın Roma İmparatoru Marcus Aurelius, Maximus'a önemli bir görev verir ve iktidara sahip çıkmasını ister. Bunun üzerine imparatorun oğlu olan Commodus, iktidarın elinden alınacağını anlayınca general ve ailesini öldürme emri verir. Maximus ölümden zor kurtulur ve gladyatörler arenasına sürgün edilir. Yıllar sonra Roma'ya geri dönen güçlü gladyatör Maximus'un tek amacı Commodus'u öldürerek karısı ve oğlunun katledilmesinin intikamını almaktır.


Tamkang Lisesi'nde müzik öğretmeni olan babası Chin (Antony Wong) ile birlikte yaşamaktadır. İkisi de müzik ve piyano da son derece iyidir. Tamkang Lisesi'nin ilk gününde, Lun kampüste sınıf arkadaşı ile yürürken gizemli bir piyano sesi dikkatini çeker. Müziği takip ettiğinde ise burda kız için ethereal (uhrevi, ruh gibi, semavi) tanımı geçiyor. Eski müzik odasında piyano çalan kızı bulur. Piyano çalan bu kız, Yu (Guey Lun-Mei), Lun'un sınıf arkadaşlarından biridir. Her zaman okula geç kalmaktadır ve bu nedenle daima Lun'un yanındaki sıranın en arkasına oturmaktadır. İkisi, zamanla yakın arkadaş olurlar ve vakitlerinin çoğunu birlikte geçirmeye başlarlar. "Seni ilk gördüğüm gün çaldığın melodinin adı neydi" diye sordu Lun. "Bu benim sırrım" diye fısıldadı kulağına Yu.

1955 yılında, adının J.R Cash olduğunu söyleyen genç zayıf bir gitarist Memphis'teki Sun Stüdyolarına ünlü olmak için gelir. Bu Amerikan kültürünün üzerinde silinmez bir iz bırakacak adamın şöhrete ilk adımlarıdır. Bir korku treninin akordlarında dolaşan parmakları, demirden daha keskin ve kararlı bakan gözleri, kapkara ve derin bir geceyi andıran sesi ile daha önce hiç duyulmamış bir gerçek hayatı anlatıyordu.O günlerde şöhretinin ilk günlerini ateşleyen değişik karakteri ve insanlar üzerinde bıraktığı etki bugünün rock, country, punk, folk ve rap starlarına kadar bir çok yeteneğin de ortaya çıkmasında ön ayak olmuştur. Kendine has sesi ve kariyeri boyunca kişisel değişimler sert karakterinin bir uzantısı olmuştur. Önceleri kendisini yok eden bir çok yıldız gibi yaşayan Cash daha sonraları idol haline gelen 'Siyah Giyinen Adam' karakteri ile bıçak sırtındaki şöhretin hem ne kadar acımasız hem de aşkın doğasının ne kadar güçlü olduğuna dair örnek oluşturmuştur.

Öykü, belirsiz bir zaman diliminde, feodal düzenin hakim olduğu Çin topraklarında geçiyor. Çalınan bir kılıcın ve ünlü bir kaçağın peşindeki iki savaşçı, iz üstündeyken soylu bir adamın kızına rast gelirler. Fiziksel açıdan şaşırtıcı derecede iyi eğitilmiş bir dövüşçü olan bu genç kız, hayatının kritik kararlarından birini vermek üzeredir. Mucizelerin olağan karşılandığı, havada yürüyen zen savaşçılarının cirit attığı bir düşsel gerçekliği koreografik olarak sinemaya taşıyan yönetmen Ang Lee, romantizm ve aksiyonun dinamik bir öykü içindeki birleşimi olarak tanımlıyor filmini.

Ted Kramer, işine son derece bağlı bir babadır ve bir gece eve geç döndüğünde, karısı Joanna onu terk etmek üzere olduğunu söyler. Kocasından ayrılıp, kendisini bulmaya çalışacaktır. Altı yaşındaki oğullarını da bakması için ona bırakacaktır. Bir taraftan işini sürdürmeye çalışan Ted diğer yandan da, pek az babanın bildiği kadarıyla, oğlunu tanımaya çalışmaktadır. Ona yemekler pişirmekte, parka gezmeye götürmekte ve onun her ihtiyacı ile korkularını anlamaya çalışmaktadır.

Vietnam sonrası sendromunu en iyi anlatan filmlerden birisi Avcı. Savaş sonrası herşeyin bittiğine ve artık herşeyin iyi olacağına inanmak isteyen bir kaç arkadaşın sivil yaşama uyum sağlayamamaları öykünün odak noktasını oluşturuyor. Savaşın insanlar üzerindeki tahribatı ile bir savaş karşıtı film olmasının yanısıra, Michael Cimino'nun karakterler üczerinde yaptığı usta çalışmayla da öne çıkan bir film. Birlikte savaştığı ve aynı kasabaya döndüğü arkadaşına yardım etmek için elinden geleni yapan Robert De Niro'nun varlığını ve usta oyunculuğunu da vurgulamadan geçmemek gerek. Bu arada, filmde savaşın anlamsızlığını vurguluyan Rus ruleti sahnesi çok beğenilmiş ve konuşulmuştu...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir