
Nora Aunor
Elsa

When plain orphan Elsa begins having visions of the Virgin Mary, the rest of the residents of her isolated village find themselves questioning their own beliefs and values. Soon, Elsa is healing people with a variety of ailments. As word of this phenomenon spreads, tourists, pilgrims, patients and a documentary filmmaker all arrive on a quest to partake in the miracle.

1981 yılında Kansas'ta başlayan bu hikâye, küçükken aynı beyzbol takımında oynayan Brian ve Neil'in hayatlarına odaklanıyor. 8 yaşındayken amnezi geçiren Brian, neler yaşadığını hatırlayamadığı ve hayatından eksilen 5 saatte uzaylılar tarafından kaçırılıp üzerinde deneyler yapıldığına inanmaktadır. Neil ise beyzbol takımının koçunun tacizine uğramış, geri kalan hayatı boyunca onu unutamamış fahişe bir gençtir. Küçükken yaşadıkları travmatik olaylar sonucu hayatları tamamıyla değişen iki gencin yolları yıllar sonra tekrar kesişecektir. Çünkü Brian, Neil'in kendisinin uzaylılar tarafından kaçırılmasını açıklayabileceğini düşünmektedir.

Sokaklarda yaşayan iki arkadaşı yol hikayesi. Sık sık uyku atakları yaşayan Mike, rüyalarında kendini hiçbir yere gitmeyen yollarda, kaybettiği annesinin peşinde görür. En yakın arkadaşı Scott ise varlıklı bir ailesi olmasına rağmen ailesini zor durumda bırakmak için sokaklardaki yaşamı seçmiştir. İki genç, uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar ve satıcılarla dolu bir dünyada kendilerini bulmaya çalışırlar. Motosikletle Pasifik kıyılarından başladıkları bu arayış yolculuğu onları Roma'ya dek götürecektir


Kariyerine bir boksör olarak başlayıp daha sonradan rahip olan Peder Stuart Long'un hikayesini ve kendi kendini yok etmekten kurtuluşa uzanan ilham verici yolculuğunu anlatıyor.

Cameron Post, lisede herkesin gıpta ettiği bir kızdır. Cameron mezuniyet gecesinde bir kızla sevişirken yakalanır ve bunun üzerine zorla bir “dönüştürme terapisi” merkezine yollanır. Disiplin, ahlak, “düzcinselleştirme” gibi yöntemlerin uygulandığı bu tuhaf merkezde Cameron yeni arkadaşlar edinir.


Orta yaşlı Maggie torununun hayatını kurtaracak tedavi için gerekli olan parayı bulmak zorundadır. Bütün maddi kaynakları tükenen Maggie, birgün "Hostes aranıyor" ilanı gözüne iliştiğinde ise kendini bir seks kulübünde bulur. Evini küçük Olly'nin tedavi masraflarını karşılamak için çoktan satmış olan Maggie, son şansı olan bu işi kabul eder. Çekingen Maggie için seks dünyasındaki bu başlangıç oldukça zordur. İş arkadaşı Luisa, Maggie'e yardımcı olur ve iki kadın arasında dokunaklı bir arkadaslık başlar. İşveren Miki işine bağlı Maggie'yi arzulanan ve iyi kazanan "Irina Palm" a dönüştürür. Maggie bundan böyle kendini yaşlı ve işe yaramaz olarak görmeyecektir. Maggie inatla sessizliğini korur, paranın kaynağını kendi oğlundan bile saklar. Fakat ortaya çıkması kaçınılmazdır ve Maggie ikiyüzlülüğün çirkin yüzüyle ve vicdanıyla yüzleşmek zorundadır. Başını dik tutmaya çalışan Maggie aile sevgisinden başka şeyler de bulacaktır…

1959 yılında Michigan Ypsilanti Hastanesinde çalışan Dr. Alan Stone’un üç paranoyak ve şizofren hastanın tedavisinde deneysel yollar kullanmasına odaklanıyor. Dr. Stone bu hastalıkları elektroşok ve ilaçlar gibi agresif tedavi yöntemleri ile tedavi etmek yerine daha basit bir yol seçer. Hastaları aynı odaya koyan Dr. Stone onların hayallerini yaşamasına müsaade eder ve devrim niteliğinde yeni bir tedavi yolu bulur.

Parasız kalan hırslı bir bekâr anne bir ilaç şirketinde kazançlı bir iş bulur. Ancak yeni ve güçlü bir ağrı kesiciyle başarıyı yakalamak için ne kadar ileri gidebilir?

In this story inspired by real characters, three girls from America, Nigeria and India are trafficked through an elaborate global network and enslaved in a Texas brothel, and must together attempt a daring escape to reclaim their freedom.

1960’lı yılların başlarında, İkinci Vatikan Konsili döneminde geçen filmde, genç bir kadın olan Rahibe Cathleen’in inanç ve kişisel özgürlük çatışmasına tanık olunacak. Rahibe Cathleen (Margaret Qualley), hemşire olmak için eğitim almış ve kendini Tanrı’ya adamıştır. Ancak bir süre sonra din konusunda kafası karışır ve kendi içinde cinsel kimlik ve din değiştirme gibi katı sınırları olan meseleler içinde boğulmaya başlar.

15 yaşındaki Gracie, New Jersey'de üç erkek kardeşin içinde tek kız olarak ailesi ile birlikte mütevazi bir hayat sürmektedir. Ailenin en büyük takıntısı spordur; arka bahçede yapılan futbol maçlarının yanı sıra sabahtan akşama yapılan tek sohbette spordur. Büyük kardeşi Johnny okulun gözde futbolcularından biridir, ancak bir araba çarpması sonucu hayata veda eder.Gracie hem kardeşinin anısını taze tutabilmek, hem de spor tutkusunu yerine getirebilmek için futbol takımına girmeye karar verir. Oysa 1978'te kadın futbolcu yoktur ve Gracie öncelikle bir kadının da futbol oynayabileceğini kanıtlamak zorundadır.

Kanun dışı işler yapan ve acımasız biri olan Frank ve adamları yaşadıkları bölgede süren demiryolu projesi ile ilgili cinayet işlerler. Öldürdükleri Brett McBain'in eşi Jill bölgede kalmaya karar verir. Frank ile eskiden bir hesabı olan Harmonica, Jill ve başka bir kanun kaçağı olan Cheyenne ile beraber Frank ve adamlarına karşı gelmeye karar verirler.

Ortaçağ'da Haçlı Seferleri'nden dönen bir şövalye savaşlar sırasında hep ölümle burun buruna gelse de, hayatta kalmayı başarmıştır. Ancak tam huzura kavuşacağını düşünürken, karşısına onun hayatını almaya gelmiş olan ölüm çıkar. Ölümle pazarlığa oturan savaşçı, onu bir satranç oyununa davet eder. Yolculuğu sırasında kendisine eşlik eden ölümle bir taraftan oyun oynayan şövalye, yol boyunca çok farklı insanlara ve durumlara tanık olacaktır.

Orson Welles‘in başyapıtlarından “Muhteşem Ambersonlar“, aynı zamanda yönetmenin en talihsiz filmlerinden birisi. Yapımcı firmanın marifetiyle yarısından çoğu kurguda yok edilerek (148 dakikadan 88 dakikaya indirildi) gösterime sokulan “Muhteşem Ambersonlar“, aristokrat bir ailenin çöküşünü ve güç dengelerinin bozulması yüzünden bir anda sınıf düşmesini anlatıyor. George Amberson Minafer (Tim Holt) aristokrat bir ailenin, güç-budalası haline gelmiş oğlu. Bir mucit olan Eugene Morgan (Joseph Cotten) George’un annesine aşık oluyor, ancak kadın çok daha zengin bir adam olan Wilbur Minafer’ın (Donald Dillaway) büyüsüne kapılıyor. Yıllar sonra Eugene şehre geri dönüyor, üstelik yeni bir icadın, otomobilin yaratıcısı olarak... Welles’in ölümünden sonra bilgisayarla renklendirilen filmin kurgusunu ileride birçok başarılı filme imza atacak olan Robert Wise yapmıştı.

Amerika'nın banliyösünde "Madam Bovary"nin yankıları. Sarah, bir reklam müdürü ile yaptığı sevgisiz bir evliliğin içinde savrulurken kızı ile parkta, havuzda uzun saatler geçirerek daha fazlasını elde etmek istemektedir. Brad, bir belgesel yapımcısı ile evli olan olgunlaşmamış bir ev erkeğidir. Ronnie, hapisten henüz çıkmıştır ve yaşlı annesi May ile birlikte yaşamaktadır. Larry emekli bir polistir ve Ronnie'nin kaçmasına engel olmuştur. Sarah ve Brad kesişirler. Ronnie ile Larry'nin şeytanları vardır. Brad'in bar için çalışması gerekir ve Larry işini kaybeder. Ronnie'nin annesi de oğlunun bir kız arkadaşa ihtiyacı olduğunu düşünmektedir. Sarah, daha fazla bu mutsuz hayatın içinde sıkışık yaşamak istememektedir. Film boyunca tüm bu karmaşık hikayelerin, her birini nereye götüreceği merak konusu olur.

Sully (Paul Newman) emekliliğini karamsarlığa kapılmadan yaşayan yaşlanmasına aldırmamaya çalışan bir adamdır. Beraber çalıştığı Carl'ın (Bruce Willis) karısıyla da (Melanie Griffith) hafiften flört etmekte. Sully'nin uzun zamandır görmediği oğlu ve onun ailesinin kasabaya geri dönüşüyle Sully, uzun zamandır unuttuğu aile kavramıyla yeniden yüzleşmesini sağlıyor. Çok satan bir romandan uyarlanan filmin senaryosu da yönetmen Robert Benton'a ait.

"Charlestown Chiefs" için spor tam anlamıyla hüzünlü bir mesele: Bu köhne sanayi kentinin buz hokeyi takımı, kelimenin tam anlamıyla ligin en dip noktasında yer alıyor. Maç üstüne maç kaybediyorlar ve puan tablosunda adları bile anılmıyor. Taraftarlar onları ıslıklarla protesto ederken, oyuncuların eşleri bile bu sefalete gözlerini kapatıp başka yönlere bakıyor. Ancak işler değişmeye başlar. Antrenör Reggie (Paul Newman), sonunda kendini tutamaz ve rakip takımın kalecisini hakaretlerle kışkırtır. Sonuç? Büyük bir kavga, kurallara aykırı sert müdahaleler ve Chiefs’in ilk galibiyeti! Uzun zamandır beklenen çıkışın sırrı keşfedilmiştir. Takım, psikolojik savaş ve özellikle sert oyun taktikleriyle rakiplerini birer birer yere serer. Taraftarlar bu yeni tarza bayılır, özellikle de Hanson Kardeşler’in sahaya çıkışıyla coşku doruğa ulaşır...

Bir petrol firmasının multimilyoner sahibi Happer (Burt Lancaster), Mac (Peter Riegert) adlı genci İskoçya’ya rafineri kurması amacıyla gönderir. Ancak bu rafineriyi kurabilmesi için küçük Ferness kasabasının tamamını almak zorundadır. İşin ilginç tarafı ise, köy sakinleri yaşadıkları yeri elden çıkarmaya dünden razıdır. Satır aralarında, dünyadaki her yerde ve tüm halklar üzerinde inisiyatif kullanabilme hakları olduğunu varsayan Amerikan davranış biçimini "ti"ye alan film, yönetmen Forsyth’e festivallarde pek çok ödül kazandırdı.

Edgecomb, hikayesini anlatırken bir huzurevinde yaşamaktadır ve hapishanedeki görevinin üzerinden yıllar geçmiştir. Hapishanedeki hücrelerinden alınan idam mahkumlarının elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına giderken yürüdükleri, bir millik yeşil yolda yaşananlara her defasında tanık olan Edgecomb, ömrü boyu unutamayacağı olaylara tanık olur. Edgecomb, yıllar boyunca sayısız idam mahkumu nakleder ama hiç birisi onu John Coffey kadar etkilemez. Oldukça iri yarı bir adam olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince, kırılgan ve düşünceli bir yapıya sahip olan Coffey, bazı doğaüstü güçlere sahiptir. Edgecomb'un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile aralarında bir diyalog başlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.









0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir