
Ben Schnetzer
Brad Land

Andrew Neel'in yönetmenliğini üstlendiği film bugüne kadar birçok filmde işlenen ve genellikle partilerle dolu eğlenceli tarafıyla gördüğümüz Amerikadaki üniversitelerde kurulan ve erkek öğrencilerin üye olabildiği kardeşlik gruplarının karanlık yüzünü beyaz perdeye taşıyor. Üniversitedeki ilk yılında abisinin de içinde bulunduğu gruplardan birine giren Land'in grubun kendinden üst sınıflarda yer alan üyelerinden gördüğü çeşitli işkence ve baskılar tüm gerçekliğiyle filmde görücüye çıkıyor.

Ben Schnetzer
Brad Land

Nick Jonas
Brett Land

Austin Lyon
Dave Reed

Virginia Gardner
Leah

Danny Flaherty
Will

Jake Picking
Dixon Rowley

Patrick Murney
Jason

James Franco
Mitch

Will Pullen
The Smile

Brock Yurich
Wes

Eric Staves
Ben Baity

Gus Halper
Chance

Jon Osbeck
Provost

Jenny Marie Mitchell
Sara
Lauren Knutson
Michelle

Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı babası gibi dindar olarak yetiştirilen Jared Eamons’ın (Lucas Hedges) 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.


Derek Vinyard (EDWARD NORTON), beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir grup gencin karizmatik lideridir. Nefret içindeki Derek, bir siyahı canice öldürünce hapse girer. Hapisten çıktığında artık bambaşka biridir. Geçmişinden ve yaptıklarından utanç duyar ve küçük kardeşi Danny'nin (EDWARD FURLONG) de kendisiyle aynı sonu paylaşmaması için çabalar. Bir aile içinde gelişen ve sonunda aynı aileyi parçalayan ırkçılık hakkında tartışmalı ve çarpıcı bir film. Edward Norton bu filmdeki rolüyle en iyi oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilmiştir.

Brandon Sullivan otuzlu yaşlarında, cinsel dürtülerine hakim olamayan bir New Yorklu'dur. Brandon'ın iş, ev ve barlardan ibaret tekdüze yaşamı, fahişeler ve porno filmler arasında geçmektedir. Dikbaşlı kız kardeşi Sissy, birkaç gün kalmak için evine gelince hayatı birden rayından çıkacaktır.

Şehir büyüdükçe merkezden uzaklaşan ve kenara itilen bir ev... Bu evde başlarının çaresine bakmaya ve elbette büyümeye çalışan dört çocuk: Jack, Julie, Sue ve Ned. Babalarının ani ölümünden sonra, anneleri de nedeni bilinmeyen amansız bir hastalığa tutulmuştur. Beklenen gerçekleşir ve anneleri de hayata gözlerini yumar. Birbirlerinden ayrılacaklarına ve yetimhaneye gönderileceklerine emin olan çocuklar, annelerini evin bodrumuna çimento bir tabutun içine gömerler. Bu olay üzerine her biri kendi dünyasına çekilir.

Benim Adım Joe’nun Oscar’lı oyuncusu Peter Mullan yönettiği üçüncü film olan Serseriler ile, bol ödüllü Magdalene Kardeşler’den dokuz yıl sonra ilk kez seyirciyle buluşuyor. Serseriler, gelecek vaad eden akıllı uslu bir genç adamın ödüllerle dolu parlak öğrencilik günlerinden bıçak taşımaya başladığı ilk gençliğine uzanan hikâyesini anlatıyor.John McGill kurbandan intikamcıya, papaz yardımcısından tinerciye dönüşür. Tekrar eski günlerine dönmek istediğinde ise içinde bulunduğu yeni durum ve daha önce yaptıklarının ağırlığı, kurallara uymasını neredeyse imkânsız, kendi kaderinin şiddetle sonlanmasını kaçınılmaz hale getirir.

Rizvan Khan küçüklüğünü annesiyle birlikte geçiren Hindistanlı bir müslümandır. Annesi öldükten sonra Amerika’ya küçük kardeşinin yanına gider. Orada tanıştığı ve aşık olduğu Mandira adında dul ve Hint bir kadın ile evlenir. Rızvan Khan aynı zamanda Asperger sendromu hastasıdır. Bu hastalık otizm rahatsızlığının bir çeşididir ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan, beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. 11 Eylül terör saldırılarından sonra Mandira’nın oğlu faşist kesimler tarafından dövülerek öldürülür. Öldürülme sebebi ise annesi evlendikten sonra Khan soyadını almış olmalarıdır. Bunun üzerine Mandira, Rizvan’i terk eder ve ona gitmesini söyler. Rizvan ne zaman geri gelebileceğini sorunca Mandira ona Amerika Birleşik Devletleri başkanına gidip adının Khan olduğunu ancak bir terörist olmadığını açıklamasını ve ondan sonra geri gelmesini söyler.

Aktivist Arunachalam Muruganantham’ın biyografisinin anlatıldığı bir film. Görevi , kırsal kesimdeki kadınlara hijyenik ürün temin etmekti. O zamanlar ürünü temin etmek zor olduğu için bir şekilde kendi doğal yollarla üretim sağladı

Emekli bir Michigan çifti olan Jerry ve Marge, Massachusetts piyangosunda bir boşluk bulur. Jerry ve Marge keşifleri sayesinde piyangodan 27 milyon dolar kazanır. Çift, bu parayı küçük kasabalarını canlandırmak için kullanmaya karar verir.

Film, Hitler sonrası döneme ışık tutuyor. II. Dünya Savaşı’nın ardından dünyanın Auschwitz’teki soykırıma ve ne tür bir vahşet yaşandığına dair en ufak bir fikri yoktur. Toplama kamplarıyla ilgili binlerce gizli belge mevcut olsa da, Nazi otoriteleri ve kamptan kaçmayı başaran esirler sessiz kalmış veya buna zorlanmıştır. Yıllar sonra genç savcı Johann, tesadüf eseri bazı kanıtlara ulaşır ve kamptan kurtulan esirlerle kampta görev almış Nazi subaylarını tek tek sorgulamaya başlar. İdealist savcı, hem ülkesinin hem de insanlığın yüzleşmesi için bu korkunç olayları gün yüzüne çıkarmaya, sorumluları adalete teslim etmeye kararlıdır. Sorgular sırasında derinlere indikçe Auschwitz’te yaşananlara dair akıl almaz deliller elde edecek ve bu deliller, dünya tarihini sonsuza dek değiştirecektir.

Gerçek bir yaşam hikayesinden alınan ve bir öğretmenin şehir eğitim müdürlüğüne karşı verdiği inanılmaz mücadelenin hikayesi. Maryl, Harlem'deki müzik okulunda öğretmenlik yapmaktadır ve bu gelir seviyesi çok düşük bölge öğrencilerinden bazılarının müziğe karşı olağanüstü yetenekli olduğunu görür. Bu fakir öğrencilere özel ders vermek için yetkililere baş vurur ama başvurusu sadece geri çevrilmekle kalmaz onun üstüne böyle bir girişimde nasıl bulunabilirmişçesine ağır baskılar gelmeye başlar. Bu baskılar o kadar ileri gider ki öğretmen, elindeki tüm birikimlerini bu baskılardan kurtulmak için harcamak zorunda kalır.


Nebraska’nın Falls şehri, Brandon Teena (Hilary Swank) adındaki delikanlıyla ilgili dedikodularla çalkalanıyordu, tüm kadınların olduğu gibi tüm kasabalının da dikkatini ve ilgisini çekmişti. Karizmatik kişiliği ve masum yüzünün arkasında kocaman bir sır gizliyordu. O herkesin olduğunu zannettiği kişi değildi. Her genç insan gibi hatalar yapıyordu ve bu hatalarını da çok pahalıya ödemek zorundaydı. Yeni sevgilisi Lana ve gözü pek arkadaşı John arasındaki sınırları yanlışlıkla aşınca sır, bir vahşetle ortaya çıktı. Brandon Teena; hararetli bir aşık, toplumdan dışlanmış kimsesiz bir hayalperest, cesur bir hırsız ve haksızlığa uğramış trajik bir suçluydu. Bu filmdeki rolü Hilary Swank’a bir Oscar ödülü kazandırdı, ancak Chloe Sevigny aday olduğu 'En İyi Yardımcı Aktrist' dalında ödül alamadı.

Bulaştığı tarikattan ve karizmatik tarikat liderinden kurtulmak için çabalarken hayatı alt üst olan Martha, uzun bir süredir görüşmediği ablası Lucy'den yardım istese de neler yaşadığını ablasına açıkça söyleyemez. Tatsız anıları canlandıkça tarikatın onu takip ettiği hissine kapılır ve gerçeklikle bağını kaybetmeye başlar.

Rotterdam Film Festivali’nin Parlak Gelecek bölümünde Şubat ayında dünya prömiyerini yapan Süper Karanlık Zamanlar 1990’larda, internet, sosyal medya veya cep telefonlarının olmadığı günlerde geçen bir gençlik filmi. Filmin kahramanları Zach ve Josh, Amerika’da küçük bir kasabada yaşayan, çocukluk arkadaşı iki lise öğrencisidir. Olaysız geçen hayatları, arkadaşları Daryl’ın bir kaza sonucu ölümüyle sarsılır. Gençler korku ve telaşla cesedi saklar ve bundan söz etmeyeceklerine dair yemin ederler. Ancak aralarına aşılması güç bir mesafe girecektir. Tanınmış görüntü yönetmeni Kevin Phillips’in yönettiği ilk filmi, güçlü performanslara dayanan, arkadaşlık, şüphe ve suçluluk konularına eğilen parlak bir Amerikan bağımsızı.

Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel’in 2005 yılında çektiği Blue Tongue’dan sonraki ikinci filmi Snowtown, Cannes’da bu yıl FIPRESCI Ödülü’nü kazandı. Film, Avustralya’nın Adelaide kentinin kenar mahallelerinde iki erkek kardeşi ve annesiyle birlikte yaşayan 16 yaşındaki Jamie’nin etrafındaki şiddetten kurtulmak için farkında olmadan azılı seri katil John Bunting’le yakınlaşmasının öyküsünü anlatıyor.

An exploration of Ted Kaczynski's life in Lincoln, Montana in the years leading up to his arrest as The Unabomber.

Amerikalı bir matematikçi olan David ile İngiliz karısı Amy şehirden uzaklaşmak ve hayatlarını daha sakin geçirmek için küçük bir kasabaya taşınırlar. David ve Amy satın aldıklaru evin tadilatı için dört işçiyi işe alırlar. Kasabanın kabadayıları da olan bu dört işçi doğuştan sakin yaradışlı bir insan olan David'le dalga geçmeye, karısına da sarkıntılık etmeye başlarlar. En sonunda işçiler eve saldırır ve rahat haraketleri ile eleştirilen Amy'e tecavüz ederler. Bunun üzerine David deliye döner ve uğradıkları şiddetin intikamını acı alır.

Michael Jackson'a gerçek hayattaki yeğeni Jaafar Jackson'ın hayat verdiği filmde, onu tüm zamanların en büyük şovmeni haline getiren en ikonik performansları da dahil olmak üzere Michael'ın hayatının tüm yönleri gözler önüne seriliyor.

Louisa May Alcott’ın aynı adlı klasik romanından beyazperdeye uyarlanan film, İç Savaş sonrası Amerika'da yaşamlarını sürdürmeye çalışan dört kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Meg (Emma Watson), Jo (Saoirse Ronan), Beth (Eliza Scanlen) ve Amy March (Florence Pugh) birbirinden tamamen farklı karaktere sahip dört kız kardeştir. Çocukluk dönemlerini geride bırakıp kadınlığa geçiş süreçlerinde kardeşler türlü dertlerle boğuşur. Babaları Amerikan İç Savaşı'na katılan dört genç kız, anneleri ile birlikte yaşam mücadelesi vermeye başlar. Bu zorlu süreçte en büyük kazançları birbirlerinin yanında olmalarıdır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir