
Frank Langella
Leonard Schiller

Bir zamanların ünlü yazarı Leonard Schiller artık unutulmuştur. Hayli yaşlanan Schiller, muhtemelen son eseri olacak roman üzerinde çalışmaktadır uzun süredir. Bir gün karşısına Heather Wolfe adlı genç bir kız çıkar. Hırslı bir öğrenci olan Heather, master tezi için onunla görüşmeyi istemektedir. Schiller bu talebi reddeder Ancak Heather'ın pes etmeye hiç niyeti yoktur...

Frank Langella
Leonard Schiller

Lauren Ambrose
Heather Wolfe
Patti Perkins
Dolores

Adrian Lester
Casey Davis

Lili Taylor
Ariel Schiller
Dennis Parlato
Author

Jeff McCarthy
Charles

Michael Cumpsty
Victor

Jessica Hecht
Sandra Bennett

Karl Bury
Frederick

Sean T. Krishnan
Cab Driver
Thomas Ryan
Nick

Anitha Gandhi
Chelsea

Joie Lee
Second Author
John C. Havens
Jeff the Doorman

"Bir Zamanlar Savaşçıydılar," bir kadının ailesini bir arada tutmak için geleneklerine dönüşünü anlatıyor. Beth, beş çocuğu ve kocasıyla Yeni Zelanda'da bir gecekonduda yaşayan Maori kökenli, fakir bir kadındır. 18 Yıl önce Maori ailesinin evlenmesini istemediği kocası iyice içkiye bulaşmış, Beth'e kötü davranan, O'nu döven bir adamdır. Beş çocuklarından biri bir çeteye katılmış, diğeri ise bir sosyal yardım kurumu tarafından götürülmüştür. Beth tüm sorunlarına rağmen aileyi bir arada tutmaya çabalarken tek yardımcısı hayatla ilgili umutlarına dört elle sarılan kızı Grace'dir. Yazar olmak isteyen Grace'in başına gelenler ailenin kaderini değiştirir ve Beth'in, geleneklerinde yatan gücü keşfetmeye zorlar...

Mouse desperately wants to join The Midnight Clique, the infamous Baltimore dirt bike riders who rule the summertime streets. When Midnight’s leader, Blax, takes 14-year-old Mouse under his wing, Mouse soon finds himself torn between the straight-and-narrow and a road filled with fast money and violence.

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

Genç yaşta anne olan Sandra, kocasından gördüğü şiddete artık dayanamaz. Kocasından ayrılmayı kafasına koyar ancak bir yandan da Dublin’deki konut kriziyle de uğraşmaktadır. Ev bulmakta zorlanan Sandra, kızları ile geçici olarak bir otel odasına yerleşir. Kendisine yardım etmeyi reddeden bu sistemle mücadele eden Sandra, kızlarına güvenli ve mutlu bir yuva sağlayabilmek için sıfırdan başlayarak evini inşa etmeye karar verir. Bu süreçte kendi hayatını da yeniden inşa eder ve benlik duygusunu da geri kazanır.

South America, 1960. A lonely and grumpy Holocaust survivor convinces himself that his new neighbor is none other than Adolf Hitler. Not being taken seriously, he starts an independent investigation to prove his claim, but when the evidence still appears to be inconclusive, Polsky is forced to engage in a relationship with the enemy in order to obtain irrefutable proof.

Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

Boksör olan Lion, kardeşi Stan’ın bir suç patronuna olan borcunu ödeyebilmek için son kez bir dövüş turnuvasına katılmaya karar verir. Kardeşler bunun için ülkeyi dolaşmak zorunda kalır ve bu süreçte onlara beklenmedik biri eşlik eder. Stan, Lion'u hayatının dövüşü için eğitirken bir dizi olay kardeşleri parçalamakla tehdit eder ancak birbirlerine olan sevgileri ve daha iyi bir hayata kavuşmak için olan inançları onların bir arada yol almasını sağlar.

Jahkor, asla babası gibi olmak istemeyen bir gençtir. Suça bulaşıp hapse düşen babası da asla oğlunu hapiste görmek istemez. Ancak Jahkor da kendisini parmaklıklar ardında bulur. Annesiyle birlikte yaşayan ve sevgilisinin hamile olduğunu öğrenen Jahkor, Oakland’da rap yapma hayalleri kuruyordur. Dünyadaki sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken yanlış yola sürüklenen Jahkor tıpkı babası gibi hapis cezasına çarptırılır. Hapishanedeyken babası ile kendi hayatı arasında bir bağ kuran Jahkor, bu süreçte kendisini suça iten insanları, koşulları düşünür ve kendini keşfetme yolculuğuna çıkar.

Alex büyük bir firmada avukatlık yaparken birden işten çıkartılır. Ne olduğunu anlayamaz ve boşluğa düşer. Birden sıkıcı bir hayat yaşamaya başlar ailesini bir arada tutmak için çalışması gerekecekti


Britanya askerleri 30 ocak 1972 tarihinde, kuzey İrlanda'nın Derry şehrinde düzenlenen insan hakları yürüyüşüne katılan 13 silahsız sivili öldürür. 'Kanlı Pazar' olarak anılan bu olay , son dönem İrlanda tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. senelerce birikmiş ufak tefek olaylar, bu pazar günü bir iç savaşa dönüşür. bu olay onlarca İrlandalı gencin İRA ordusuna katılarak 25 yıllık bir mücadeleyi başlatmalarına neden olur.

Yönetmen Monroe Lizbon üzerine siyah-beyaz bir sessiz film çekmeyi dener, ancak başarısız olur; arkadaşı olan ses mühendisi Phillip Winter’den yardım ister. Ancak Phillip yardımda geç kalır; geldiğinde başlanıp yarım kalmış bir filmle karşılaşır. Monroe ortadan kaybolmuştur.

Portland’daki kaykaycıların uğrak yeri Paranoid Park’tan (nam-ı diğer Punk Park) adını alan filmde usta yönetmen Gus Van Sant, bir kez daha gençlerin dünyasına bakıyor. Blake Nelson’un romanından uyarlanan film, ergenlik çağındaki kaykaycı Alex’in bir gece kaza sonucu bir güvenlik görevlisini öldürmesi ve bu konuda ağzını açmamaya karar vermesi üzerine gelişen olayları konu ediniyor.

İtalyan sinemasının yaşayan en büyük yönetmeni olan Bernardo Bertolucci'nin birçok eleştirmence beğenilmeyen filmi. Lama Norbu (Ruocheng Ying), Budistlerin ruhani liderlerinin ölmesi üzerine, reernkarnasyon sonucu Buddha'nın ruhunun bir çocuğa geçeceğini düşünüyor. Hindistan'dan bir kız çocuğu, Seattle'dan Amerikalı küçük Jesse (Alex Wiesendanger) ve Katmandu'dan bir çocuğu alıp kutsal Butan şehrine gidiyorlar. Burada gerçek Küçük Buddha'nın kim olduğu anlaşılacak.

Lila, derisinin diğer kızlardan daha fazla kılla kaplanmaya başladığını fark edince, kendisini medeniyetten soyutlayıp bir orman köşesinde yaşamaya başlar. Fakat, bedensel arzuları fiziksel kompleksinin önüne çıkınca, insan içine çıkmasının daha hayırlı olacağına karar verir. İlk iletişim kuracağı erkek, tüm gününü laboratuvarda çalışarak geçiren Nathan isimli bilim adamı olur. Farklı kompleksler sonucu benzer bir münzeviliği paylaşmaya başlayan çift, maymunlar tarafından yetiştirilmiş ilkel Puff'u keşfederler. Adamın uygar dünyaya getirilmesinin ardından ise deneyler başlayacaktır. İçgüdülerin bastırılması ve eğitilmesi gerektiği konusunda verecekleri eğitim, kendi dürtülerinin de bilinmeyen yönlerini keşfetmelerine vesile olacaktır. Senaryosu Charlie Kaufman tarafından yazılan 2001 tarihli yapım, video klip dünyasının çılgın Fransızı Michel Gondry tarafından çekildi. Uygarlık, kültür, vahşi yaşam ve insan doğası üzerine felsefi bir komedi. Kaufman varsa, biz de varız!

Apartheid’in acımasız yüzüne tanık olan beyaz bir öğretmenin çarpıcı dönüşümü! Ben du Toit, sıradan bir hayat sürerken, bahçıvanının polis şiddetiyle öldürülen oğlu için adalet arayışına girer. Sistemin baskılarına rağmen gerçeklerin peşinden giden Ben, hukukun çaresizliğiyle yüzleşir.

Eski bir New York Times muhabiri olan David ve garip yeni komşusu Robert kazara bisikletiyle bir kıza çarptığında kabus gibi bir akşam yaşanır. Vızıldayan ve kafası karışan David, Robert'ın kariyerini korumak için onu olay yerinden kaçmaya ve kızı ölüme terk etmeye ikna etmesine izin verir. Robert pişmanlık duymuyor ve dostluk adına sırrı korumak için ağza alınmayacak şeyler yapıyor. Artık polis vur-kaç katilinin peşine düştüğü için, David'in yerel gazetesi onu ölen kızın kız kardeşi Vanessa ile tanıştığı hikayeyi aktarması için gönderdiğinde işler kontrolden çıkmaya başlar. Koşullara ve kız kardeşinin katilini bulma konusundaki derin arzusuna rağmen, ikisi hemen romantik bir bağ kurar, bu da David'i şaşırtır ve peşini bırakmaz, Robert'ı yeni arkadaşını kendine saklamak için acımasız adımlar atmaya iter.

Sinemada travesti rollerini erkeklerin oynayagelmesi tabusunu yıkan Felicity Huffman’ın muhteşem performansıyla öne çıkan Transamerika; farklı bir baba/anne oğul ilişkisi anlatıyor. Muhafazakâr transseksüel Bree, ameliyatına birkaç gün kala bir oğlu olduğunu öğrenir. Doktorunun zorlamasıyla tuhaf bir yolculuğa çıkar ve oğluyla zaman geçirdikçe görüş ve düşüncelerinde köklü değişiklikler meydana gelir. Yer yer keyifli ama daha çok duygusal deneyimler yaşatan yolculukları, farklı kutuplar arasındaki uzlaşmaya dair başarılı gözlemler içeriyor.Transamerika; başta Amerika olmak üzere tüm gelişmiş ülkeleri keskin bir dille eleştiren, biraz da seyirciye oynayan bir film. Transamerika; Heidegger’in ideolojiler varlığınızın kuralları olmasın sözünü anımsatan benzersiz bir yol hikayesi. Bir keşfin, bir buluşun, bir tercihin değer yargılarını allak bullak etmesi üzerine bir film. Bol ödüllü bir komedi filmi olmaktan çok, ciddi konulara parmak basan alaycı bir manifesto…


Fransız Xavier'in, İspanyolca öğrenmek için AB bursuyla Barselona’ya gidip, Avrupa’nın altı farklı ülkesinden gelen insanlarla kaynaştıktan sonra Paris'teki sevgilisinin yanına dönmesinin ardından 5 yıl geçmiştir. Artık hayalini kurduğu gibi bir yazar olmayı başardıysa da, kendini bir kez daha kaybolmuş hissetmektedir. Hem maddi hem de romantik cephede yaşadığı sıkıntılar onu önce Londra'ya, ardından Saint Petersbourg'a sürükler. Bu yolculuk, ona yıllar sonra bir kez daha işi, hayatı ve aşkı yeniden keşfetme imkanı tanıyacaktır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir