
Vadim Glowna
Edmond

Edmond, a man in his sixties whose wife has recently passed away, is told about a secret establishment where men can spend an entire night in bed alongside beautiful, sleeping young women, who stretch, roll over and dream, but never awaken. Bedazzled by their seductive yet innocent tenderness, but distressed about the reason for their deep sleep, he delves into the mystery of the house of sleeping beauties.

Vadim Glowna
Edmond

Angela Winkler
Madame

Maximilian Schell
Kogi

Birol Ünel
Herr Gold

Mona Glass
Secretary

Marina Weis
Housemaid
Peter Luppa
Preacher

Jacqueline Le Saunier
Sleeping beauty 1
Babet Mader
Sleeping beauty 2

Maria Burghardt
Sleeping beauty 3

Linda Elsner
Sleeping beauty 4
Sarah Swenshon
Sleeping beauty 5
Isabelle Wackers
Sleeping beauty 6

Film, yakışıklı bir gazeteciye kafayı takan yeni yetme bir kızın, kendisine ilgi gösterilmeyince son derece tehlikeli bir hal almasını konu alıyor.

Hunter, ıssız bir malikanede eşiyle beraber yaşamaktadır. Nahif duruşu, evin içinde bile özenli saçları ve kıyafetleriyle salınan Hunter, adeta kafese kapatılmış Marilyn Monroe gibidir. İçe dönük bir hayat sürerken görüştüğü kişiler eşi Richie’nin ailesi ve yakın çevresinden ibarettir. Mutsuz bir kadın olduğunu gizlemek için ise küçük uğraşlarla kafasını dağıtmaya çalışır. Hamile olduğunu öğrendikten sonra sakladığı bunalımı iyice dışarı vurmaya başlar ve hayatına renk katmak adına evdeki değişik nesneleri yutmak gibi acı dolu bir alışkanlık edinir. (Pika Sendromu olarak adlandırılan bu hastalık en çok çocuklarda ve hamilelerde görünür. Vücudundaki eksik bir mineralden kaynaklanabildiği gibi psikolojik sorunların da habercisi olabilir.) Hunter, gittikçe daha tehlikeli nesneleri yutmaya devam edecek ve işler çığırından çıkmaya başlayınca hem geçmişiyle hem de eşiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Kocasının bütün isteklerini kusursuz bir şekilde yerine getiren güzel ve mükemmel bir ev hanımı Laura... Yakışıklı, başarılı ve baştan çıkarıcı şekilde ince düşünceli Martin... Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir evliliğe sahip olduğu düşünülen bu çiftin kapalı kapılar ardındaki yaşantıları bambaşka... Laura'nın yaşamını hasta ruhlu obsesif kocası Martin cehenneme çevirince bu baskıya dayanamayan kadın sıradışı bir planla kocasından kaçmanın bir yolunu bulur. Fakat sapkın kocasının nefesi her an ensesinde olacaktır...

Lawrence Michael Levine’in yazıp yönettiği Black Bear, yaratıcılık konusunda sıkıntı çeken bir film yapımcısının hikâyesini konu alıyor. Geçirdiği sıkıntılı dönemde inzivaya çekilme ihtiyacı duyan Allison karakterinin bir arkadaşının önerisiyle gittiği göl kıyısındaki evde, evin sahipleri olan müzisyen Gabe ve dansçı partneri Blair ile geçirdiği günleri sıra dışı bir anlatımla aktaran film, üç karakterin olay örgüsündeki kırılmalarla değişen ilişki dinamikleri üzerine kurulu. Allison’ın, Blair ve Gabe çifti ile olan iletişimi ilerledikçe çözülen bir hikâye ortaya çıkıyor. Bu noktadan sonra kamera önü ve arkası arasındaki ayrım da yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Böylelikle karakterin başka bir karakteri canlandırdığı, film içinde filmin yer aldığı, çok katmanlı bir yapıyla karşılaşıyoruz. Tüm bu kırılmalar, çeşitli zıtlıklar arasındaki çekişmelerin işlendiği derinlikli bir anlatı oluşturuyor.

Kariyerine odaklanan genç bir kadın her şeye sahip gibi görünür – iyi bir gayrimenkul şirketinde yeni bir iş, heyecan verici bir proje ve tutkulu bir âşık. Ancak patronunun karısına âşık olup bir kötülük ağına takılınca işler değişir. Genç kadın bu sürükleyici gerilim filminde kendini savunmaya çalışırken sırlar ve geçmişiyle bağlantılı karanlık dürtüler bir bir ortaya çıkar.

Ünlü bir yatırım bankacısının karısı ile ilişki yaşadıktan sonra; yaptığı şantaj ile para sızdıran bir dolandırıcı; pazarlık ettiğinden fazlasını elde eder. Ancak, işler istediği gibi gitmeyecektir.

Sorunlu bir genç kadın ölmüş olan annesine benzeyen gizemli genç komşusuna saplantılı hale gelir...

30 yılını bir masanın başında mühür basarak ve hiçbir iş yapmayarak geçirmiş olan Bay Watanabe 1 yıldan az ömrü kaldığını öğrenince, o güne dek hiç yaşamamış olduğunu hisseder. Ancak yaşama duygusunu kolay kaybetmeye niyetli değildir.

Julie, ünlü bir besteci olan kocasını ve kızını trafik kazasında kaybeder.kazadan yaralı kurtulan genç kadın yaşama küser ve geçmişini unutmaya çalışır. Özgürlük, Julie'nin geçmişini ardında bırakması, sorunlulukları olmadan yeni bir yaşam şeklini benimsemesidir. Bu amaçla evini veçevresindeki insaları terk eder. Ancak yalan ve ihtiras dolu ilişkilerin ördüğü bir ağ onu yavaş yavaş dış dünyaya çeker ve yüzleşmek istemediği hayaletlerle karşı karşıya bırakır.

Joe Buck, geçmişini bir kenara bırakır ve New York’a doğru bir yolculuğa çıkar. Niyeti orada zengin kadınlarla tanışıp, jigololuk yapmaktır. Ancak şehir hiç de onun beklediği gibi değildir. Kısa bir süre sonra fakir bir dolandırıcı olan Ratzo ile tanışır ve bu iki adam, çaresizliklerle dolu hayatlarında birbirlerinin en yakın dostu olur.

Witek, Varşova'ya giden trenin arkasından koşmaktadır. Film, bu koşunun 3 farklı olasılıkla sonuçlanmasının ardından Witek'in hayatının geri kalan kısmının nasıl gelişeceği üzerine varsayımları anlatır.İlki; trene yetişir ve orada dürüst bir komünist ile tanışır. Bundan sonra Parti'nin aktif bir üyesi haline gelir. İkincisi; trene yetişmek için koşarken istasyon görevlilerinden birine çarpar ve çıkan arbede sonucunda tutuklanır. Cezasını çekmek üzere çalışmak üzere gönderildiği parkta, kendisi gibi cezalandırılmış olan karşı görüşlü biriyle tanışır. Böylece karşı tarafın bir üyesi haline gelir.Üçüncüsü; treni kaçırır ve kimse ile tartışmadan yoluna gidecek iken okuldan bir kız ile tanışır. İleride bu kız ile evlenip, okulunu bitirip, bir doktor olarak huzurlu ve apolitik bir hayat sürmeye başlar.

Başarısız bir ilk evliliğin ardından Ray, ideal eşini aramaktadır. Bu arayış onu Lena'yla tanıştırır ve onunla evlenir. Ancak zamanla Ray, Lena'nın geçmişi ve dürüstlüğü hakkında kuşkulanmaya başlar. Onu aldatmakla ve kendisini kandırmakla suçlar. Peki bu şüpheler gerçek midir, yoksa Ray sadece paranoyak mı?

New York’ta tek başına yaşayan Frances oldukça uysal mizaçlı, büyük şehirde tek başına ayakta kalmaya çalışan, genç bir kadındır. Günün birinde metroda unutulmuş bir çanta bulur. Çantanın sahibi klasik müzik hayranı bir piyano öğretmeni olan Greta’dır. Çantayı sahibine ulaştırmaya kararlı olan Frances vakit kaybetmeden yola koyulur. Evine kadar gelip kendisine çantasını ulaştıran Frances’e teşekkür etmek isteyen Greta onu kahve içmeye davet eder. Bu sayede yolları kesişen ve birbirlerini tanımaya başlayan Frances ve Grera arasında kısa sürede beklenmedik bir arkadaşlık oluşur. Hem yakın zamanda annesini kaybetmiş olan Frances'in hem de kocasını kaybetmiş yalnız bir kadın olan Greta’nın bu arkadaşlığa ihtiyacı vardır. Ancak bir süre sonra Frances, anaç yapılı Greta hakkındaki hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını keşfeder.

Walter, karısı Agatha ile sıradan bir yaşam sürerken Number 23 isimli bir kitabın eline geçmesi ile hayatını korkunç bir tekinsizliğin içine sürükler. Bu kitabı okudukça kitapta yazılanların kendi hayatı ile ilgili olduğunu düşünmeye ve hatta giderek buna saplantılı bir şekilde inanmaya başlar. Her geçen gün bu duruma kendini daha da çok kaptıran Walter, hayatının bütün dengesini kaybeder ve cinayet işlemeye kadar varacak bir gizemin girdabına kapılır. Batman Daima'dan sonra bir kez daha Jim Carrey ile biraraya gelen yönetmen Joel Schumacher, ilginç bir gerilim filmi ile karşımızda. Komedi filmleri oyuncusu olma janrını özellike 2003 tarihli Sil Baştan filmi ile yıkan Jim Carrey, dramatik bir rolde yine etkileyici bir performans sergiliyor.

Vic ve Melinda Van Allen, evliliklerinde sorun yaşayan bir çifttir. Uzun süredir yaşadıkları sıkıntı, aralarındaki sevginin de giderek azalmasına neden olur. Evliliklerini sonlandırmak istemeyen çift, birbirlerinin başkaları ile görüşmelerine izin vererek boşanmaktan kaçınmaya çalışır. Ancak Melinda'nın birlikte olduğu kişilerin tek tek ortadan kaybolması, Vic'in baş şüpheliler arasında yer almasına neden olur.

Bir tarafta öğrencilerinin korkulu rüyası, jazz öğretmeni Terrence Fletcher, diğer tarafta \"en iyi\" olmayı kafaya koymuş, aşırı hırslı genç öğrencisi Andrew Neyman. İki taraf da baskın karakterinden taviz vermeyince çok geçmeden mantık dışı olaylar gelişmeye başlar. Bu süreçte elleri çalışmaktan kanlar içinde kalan Neyman, küfürbaz Fletcher'ın hakaretle bezeli eğitim tekniklerine boyun eğmek zorunda kalır. Ama Neyman'ın da kendine göre numaraları vardır ve en sonunda, karşı karşıya kalacakları müzikal düellodan önce işler iyice çıkmaza girer.

Genç bir kadın olan Nina, yetenekli bir balerindir. Eski bir balerin olan ve dans konusundaki hırsını kendisine aşılayan annesi ile New York’ta yaşayan Nina’nın hayatı danstan ibarettir. Bale yönetmeni Thomas Leroy, sahneye koyduğu Kuğu Gölü Balesi’nin baş dansçısını yeni sezonda değiştirmeye karar verir. Zarif, masum ve saf Beyaz Kuğu ile kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliğin temsilcisi Siyah Kuğu'yu aynı anda canlandırabilecek bir balerin arayan yönetmenin ilk tercihi Nina olur. Ancak rolü almak için elinden geleni yapan Nina’nın karşısında güçlü bir rakibi vardır. Nina, Beyaz Kuğu rolü için harikalar yaratsa da genç kadının Siyah Kuğu performansı pek de başarılı değildir. Rakibi Lily ise Siyah Kuğu rolü için iyi bir performans sergiler. Lily ve Nina arasındaki rekabet, çalışmalar boyunca ilginç bir dostluğa dönüşür. Bu süreçte Nina, hayatının mahvolmasına neden olan karanlık tarafıyla yüzleşmeye başlar.

Uyuşturucu bağımlısı bir genç, televizyon bağımlısı annesi ve aralarında günden güne yükselen bir uçurum... Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar...

Hem Martin Scorsese’nin hem de Robert De Niro’nun filmografilerindeki belki de bu en çarpıcı filmde, 70’lerin Manhattan gecelerinde taksicilik yapan Vietnam gazisi Travis’le birlikte sokaklardayız.Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği "toplumun pisliğiyle" (bir çocuk fahişe, güzel bir sarışın, başkan adayı bir senatör, gözü dönmüş bir kadın satıcısı) bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki "vahşi" bir stilde...Sadece eşsiz senaryosu ve oyunculuklarıyla değil, sıradışı sinematografisiyle de tüm zamanların en etkili filmlerinden biri...

Dan Gallagher, evli, başarılı ve mutlu bir avukat. Karısının evde olmadığı bir gün, partiye giden Dan, burada cazibeli bir kadın olan Alex Forrest ile tanışıyor ve birlikte oluyor. Küçük bir kaçamak yaptığını düşünen Dan ertesi gün kadını unutmak niyetinde ancak Alex'ten kurtulmak sandığı kadar kolay değil.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir