
Vinicio Marchioni
Michael Suter


Vinicio Marchioni
Michael Suter

Sabine Timoteo
Anna Martini

Leonardo Nigro
Christoph

Giorgia Salari
Manager

Jun Ichikawa
Clara
Jasmin Mattei
Katia
Joachim Aeschlimann
Sport Store Manager

Andrea Bruschi
Marco

Alberto Ruano
Manuel Martini

Jean-Pierre Gos
Anna's Father

Monica Budde
Anna's Mother

Lorenzo Pedrotti
Estate Agent

Carla Cassola
Michael Suter's Mother

Adele Raes
Jewelry Sales Clerk

Kaspar Weiss
Michael Suter's Colleague

The incredible true story behind the most controversial Italian court cases in recent years. Stefano Cucchi was arrested for a minor crime and mysteriously found dead during his detention. In one week's time, a family is changed forever.

Parlak bir geleceği olan genç bir adam, neredeyse ölümcül bir kaza geçirir ve beklenmedik bir hayvan arkadaşının yardımıyla yeni hayatını yeniden yaratır.

Everyone in Marco's life seems constantly restless, from his brilliant but unhappily married parents to his own wife Marina, or even Luisa, the real love of his life, a girl he met during a fateful summer in the '70s and always stayed in touch with. Tragedy and fate seem to haunt him, yet he somehow manages never to get ensnared in the chaos—like his namesake, “the hummingbird”, he focuses all his energy at standing still.

94 yaşındaki Eleanor Morgenstein, en yakın arkadaşının ölümünün ardından hayatını yeniden kurmaya çalışır. Bunun sonucunda, onlarca yıl Florida'da yaşadıktan sonra New York'a geri döner.

Yıllardır görmediği kızıyla tekrar yakınlaşmaya başlayan bir adam, gençliğinde kaybettiği aşkını ve yıllar önce Tayvan'dan Amerika'ya gelişini hatırlar.

Amber Appleton, bir otobüste yaşamaktadır. Annesinin erkek arkadaşının onları kovmasından sonra Amber, annesi ve sadık köpekleri Boby Big Boy ile birlikte, annesinin kullandığı okul otobüsü ‘Hello Yeloow’un arkasında kamp kurarlar. Umut ve iyimserlik prensesi olan Amber, kötü şeyleri kafasına takmamaktadır. O artık, alkolik annesi ve arkadaşlarının hayatını kurtarmaya odaklanır.

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.


Cleg ailesinin oğlu, adını bilmediğimiz, annesinin sürekli olarak “örümcek” lakabıyla seslendiği Bay Cleg çocukluğundan beri psikolojik bir buhran yaşamaktadır. Akıl hastanesinden ayrılıp, evden bozma bir otele yerleştiğinde aklının oynadığı oyunlar sonucunda hafızasından silinen anıları canlandırmak için sancılı bir mücadeleye girişir. Yaşadığı çocukluk travmalarını hayali olarak yeniden kuran ve onları izleyerek bir örümcek gibi beyninin tüm noktalarına ağ ören Spider bu ağır yükün altından kalkabilecek midir? Patrick McGrath’ın aynı isimli romanından uyarladığı Spider, Cronenberg yönetmenliğinde ağır ve Kafkaesk bir atmosfer sunuyor. Film Oedipus Kompleksi, varoluşsal sorunlar ve aklın sınırları hakkında birçok detay verirken, aynı zamanda erkeklik psikolojisinin yıkılışına dair gizemli bir yolculuğa çıkarıyor. Başkalaşan insan figürüne sadık kalan Cronenberg, özellikle Ralph Fiennes’in huzursuz performansının yardımıyla başarılı bir karakter çözümlemesine imza atıyor.

Evlatlık Heathcliff ile üvey kızkardeşi Cathy arasındaki umutsuz ve yıkıcı ilişkiye odaklanan bu karanlık, neredeyse konuşmasız filmde intikam peşinde koşan sadist antikahraman Heathcliff’i ilk kez zenci bir oyuncu canlandırıyor.

2009 Chicago En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (G. Mezzogiorno), En İyi Erkek Oyuncu (F. Timi), En İyi Görüntü 2009 İtalyan Ulusal Sinema Gazetecileri Sendikası: En İyi Kadın Oyuncu (G. Mezzogiorno), En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Yapım Tasarımı.. İyi saklanmış bir sır, örtbas edilmiş bir skandal, sıra dışı bir kadın... Benito Mussolini'nin yaşamında bir sır vardır: bir eş ve kabul edilen, sonra da varlığı inkâr edilen bir oğul. Sırrın adı Ida Dalser'dir. Duçe'nin resmi biyografisinde sözü edilmeyen, tarihin karanlık bir sayfası; Mussolini'ye ve ideallerine kalpten inanan, tüm varlığını onun başarısı uğruna feda eden, ancak zalimce harcanan Ida Dalser'in inanılmaz ama gerçek hikâyesi.

Mesleğini kullanarak yaşadığı düzene başkaldırıp daha öteye gitmek ve zorla baş etmek uğrunda cesaret gösteren bir gazetecidir kahramanımız. David Locke, bir Kuzey Afrika ülkesine gerillalarla röportaj yapmaya gider. Artık hayatı eskisi gibi olmayacaktır. Burada hayatının en ilginç olaylarının içine girecek ve hayatının akışını sonsuza dek değiştirecektir. Otelde tanıştığı bir arkadaşının ölmesi üzerine David onun yerine geçecektir. Robertson isimli bu adamın bütün kimlik bilgilerini ve randevu defterini de yanına alarak yeni kimliği ile yeni bir hayata başlamaya karar verir. Başka bir insanın yerine geçmenin sanıldığı kadar kolay olmadığını, Robertson’un hayatı ile ilgili sırları keşfettikçe daha iyi anlayacaktır.

At the behest of an old and dear friend, playwright Lillian Hellman undertakes a dangerous mission to smuggle funds into Nazi Germany.

Dev ve Paro çocukluklarından beri birbirine aşık iki kişi. Fakat Dev’in yaramazlıkları yüzünden ailesi onu Londra’ya yatılı okula gönderir. Yılllar sonra Dev geri döner. Paro ile evlenme hayalleri yapmaktadırlar, fakat bir yalan yüzünden Dev, Paro’yu terkeder. Kısa bir süre sonra Paro başkasıyla evlenir. Dev olanlardan pişmandır ve Paro’yu bir türlü aklından çıkaramaz, kendini uyuşturucu ve alkolün kollarına atar. Günlerini bu şekilde geçirirken, bu hale nasıl geldiğine tanık olduğumuz bir hayat kadını olan Leni ile tanışır. Ve Leni Dev’e aşık olur.

Film, eşinden boşanan Tony Webster’ın bir avukattan gelen mektupla değişen hayatını mercek altına alıyor. Geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalan Tony’nin ilk aşkı Adrian ile ilgili anılarını hatırladığı dram türündeki bir film.


Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiçbir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. 'Titanic' adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu Düşler Gemisi'nin yolcuları arasında Avrupa'da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika'ya dönmekte olan, Jack Dawson adlı genç ve fakir bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia'ya giden Rose DeWitt Bukater adlı zengin bir genç kız da vardır. İki genç şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır. Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912'de, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır.

İçinde bulunduğu çetenin başı belaya girince Landon Carter, bir anda kendini okul tiyatrosunda sahnelenecek bir oyunun içinde bulur. Burada karşılaşacağı sessiz ve kendi halinde bir kız olan Jamie'ye aşık olması ise tüm hayatını tümüyle değiştirecektir.

Ergenlikte olan Owen (Justice Smith) banliyöde hayatını sürdürmeye çalışırken sınıf arkadaşı Maddy (Brigette Lundy-Paine) onu gece yarısı yayınlanan gizemli bir televizyon programıyla tanıştırır. Bu ikili vöylece kendi dünyalarının ardında var olan doğaüstü bir dünyaya şahit olurlar. Televizyonun soluk ışığıyla Owen'ın gerçeklik algısı bozulmaya başlar.

Mucizevi bir hamilelik. Merhametsiz bir kral. Ölesiye bir kovalamaca. Meryem'in İsa'yı dünyaya getirdiği yolculuğu, İncil'e dayalı bu destanda açığa çıkıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir