
Marie Rivière
Isabelle


Will Traynor zengin, başarılı, yakışıklı, yaşamayı seven ve istediği her şeye sahip olan genç bir adamdır. Ancak talihsiz bir motosiklet kazası sonrası felç kalınca yaşama hevesini kaybetmiş, ölmeyi düşünmeye başlamıştır. Louisa Clark ise bir kafede garsonluk yapan, hayatta fazla bir başarısı ve beklentisi olmayan, her daim ablasının gölgesinde kalmış bir kadındır. Lou kafedeki işini kaybedince yeni bir iş aramaya başlar ve Will'in bakıcısı olarak çalışmaya işe alınır. Son derece kültürlü ve donanımlı biri olan Will, Louisa'yı önce küçümsese de genç kadının varlığı ona yaşama sevinci vermeye başlar. Aralarında kurulan bu arkadaşlık ve yakınlık, ikisini de çok değiştirecektir.

Taşrada tatil yapan kentli bir kadın, oralı genç ve evli bir çiftçiyle ilişki yaşar ve adamı karısını öldürüp onunla birlikte büyük şehre taşınmaya ikna eder. Adam, karısıyla beraber şehre giderken binecekleri teknede bir ‘kaza’ planlar, kendini boğulmaktan kurtarmak için de tekneye bir demet saz saklar. Ancak planın sonunu getirmeyi yüreği kaldırmaz ve kürek çekerek karısını kıyıya çıkarır. Büyük bir keder içinde, tramvaya binip şehre giderler. Göz yaşlarıyla dolu barışmaları, düğün yapılan bir kilisede tamamlanır. Birbirlerine yeniden âşık olmuş bir halde, önce bir fotoğrafçıya, sonra da bir berbere uğrarlar. Adam berberdeki manikürcünün ona kur yapmasını görmezden gelir, karısını da çapkın bir hayranın ilgisinden korur. Devasa bir lunaparka gidip eğlendikten sonra, tekneyle eve dönerler. Ancak bir fırtına çıkar ve yelken yırtılır.

Madame Emery ve kızı Geneviève Fransa'nın Normandiya bölgesinde küçük bir liman şehri olan Cherbourg'da küçük bir butikte şemsiye satarak geçinmektedirler. Film 1957 yılında 17 yaşındaki Geneviève ile 20 yaşındaki oto tamircisi Guy Foucher'nin birbirlerine aşık olmaları ile başlar. Çift evlilik planları yaparken Guy'ın annesi buna karşı gelir. Bir süre sonra askere alınan Guy Cezayir'e savaşa gönderilir. Guy uzakta iken hamile kaldığını öğrenen Geneviève zengin bir kuyumcu olan Roland Cassard'ın evlilik teklifini kabul etmek zorunda kalır. Yaralandığı için erken terhis edilen Guy, Cherbourg'a döndüğünde Geneviève'in gitmiş olduğunu görür.

2. Dünya Savaşı'ndan dönen Paul, otobüste Victoria adında genç bir Meksikalı kadın ile tanışır. Kadın hamiledir ancak evli olmadığı için, ailesinin, özellikle toprak sahibi babası Don Pedro Aragon'un tepkisinden çekinmektedir. Paul, Victoria'ya, kocası rolünü oynayabileceğini söyler. Karı-koca rolü oynamaya başlayan iki genç, kısa bir süre sonra birbirlerine karşı bir yakınlık hissederler. Bunun adı aşktır ve uğrunda bütün engeller yıkılmalıdır.

Sır: Hayal Etmekten Korkma merkezine, üç çocuğunu tek başına ve çok çalışarak büyütmeye çalışan Miranda Wells'i ve ailesini alıyor. Güçlü bir fırtına hayatına yıkıcı bir meydan okuma ve gizemli bir adam, Bray Johnson'u getiriyor. Kısa bir süre sonra Bray'in varlığı ailenin ruhunu yeniden canlandırıyor ancak kendisinin taşıdığı bilmedikleri bir sır vardır ve bu sır her şeyi değiştirebilir.

Stephane ve Maxime keman yapımı ve tamiri üzerine bir mağaza işleten iki yakın arkadaştır. Stephane Auteuil içine kapanık ve merak edilesi bir adamdır fakat kemanları yaşama döndürme konusunda ustadır. Maxime ise Stephane’ın tersine zengin kişilikli ve ihtiraslı bir adamdır. Biribirini nefis tamamlayan bu iki arkadaş günün birinde Maxime’in yepyeni sevgilisi Camille’in devreye girmesiyle buz gibi bir aşk üçgeninin içinde bulurlar kendilerini. Stephane, kemanı konuşturan bu genç bayan ile ilgilenmekten kendini alamaz.

Paris'te aşk her yerdedir. Barlarda, kafelerde, Eyfel Kulesi'nin altında, metroda hep aşk vardır. Paris, seni seviyorum için çok sayıda uluslararası yönetmenden Paris'te geçen romantik bir hikaye anlatmaları istendi. Projeye katılan tüm yönetmenler, Paris'in zengin sinematografik tarihine rağmen, geriye bakmaktansa, Paris'i bugünkü haliyle, beyaz perdeye hiç taşınmamış yönleriyle aktarmayı yeğlediler. Bu nedenle "Paris, seni seviyorum" farklı sosyal sınıflar, kuşaklar, kültürler ve atmosferlerin karışımı. Her yönetmenin, kentin çeşitli yerlerinde geçen farklı yaşam kesitleri sunduğu sevinç, ayrılık, beklenmedik garip rastlantılar ve her şeyden çok aşka dair hikayelerden oluşan, çiçek dürbünü (kalediaskop) gibi bir film. Natalie Portman, Fanny Ardant, Elijah Wood, Nick Nolte, Juliette Binoche ve Steve Buschemi gibi, ünlü uluslararası oyuncularla 'Paris, seni seviyorum'da Paris'i yeniden keşfedecek; dünyanın bu en romantik şehrine yeniden sevdalanacaksınız.

Joan ve Tom uzun yıllardır evlidir. İlişkilerinde ancak bir ömrü beraber geçiren çiftlerin sahip olabileceği bir rahatlık vardır. Şefkat ve mizahla gösterilen derin bir sevgiyle bağlı olmanın getirdiği bir rahatlık. Ancak Joan’a meme kanseri teşhisi koyulunca takip eden tedavi süreci çiftin ilişkisine yeni bir boyut kazandırır ve Joan’a bir şey olursa ne olacağı sorusuyla yüzleşmek zorunda bırakır.

1967 yapımı komedi Barefoot In The Park'ın sevilen çifti Robert Redford ve Jane Fonda yıllar sonra bir kez daha beyaz perdede bir araya geliyor. İkilinin yeniden romantik anlar yaşadığı film, ikiliyi bir araya getiren 4. yapımdır. 2 Oscar ödülü sahibi Fonda ile 1 Oscar ödülü sahibi Redford bu kez kapı komşuları olan iki dul insanı canlandıracak. Yıllardır Colorado'nun küçük bir kasabasında birbirinin yanında yaşayan bu iki dul, Addie Moore ve Louis Waters, hiçbir şekilde iletişim halinde değildir. Ancak bu durum Addie'nin komşusuyla iletişime geçmek için attığı bir adım ile değişmek üzeredir. Bu adım ikisinin de hayatını değiştirecektir...

A shallow, provincial wife finds her relationship with her preoccupied husband strained by romantic notions, leading her further towards Paris and the country wilderness.

A lonely 40-year old woman finds herself shattering taboos by falling in love with the 14-year old Julien – but is it romance, or a desperate attempt to turn back time in the face of middle age?

Vacations in the French countryside. Daphne, three months pregnant, finds herself alone to welcome Maxime, her boyfriend François’ cousin. François had to leave in a hurry for Paris to cover for a sick colleague. For four days, while waiting for his return, Daphne and Maxime get to know each other and share very intimate stories that bring them closer...

Bir yönetmen kamerasını İtalya ve Fransa'da farklı şehirlere çevirir. Gözlerinin önünde 4 farklı aşk öyküsü şekillenir. Her öyküde öne çıkan kahramanlar kadınlardır. Kameranın büyük bir dinginlik ve sabırla izlediği bu öykülerde sıradan insanların derin, felsefi arayışları vardır. Yönetmenin her öyküden bir film yaratması mümkündür: Asla bir araya gelemeyen aşıklar, cinayet zanlısı bir genç kız, ayrılan çiftler, manastır yaşamını seçen bir genç kadın. Sinema sanatına katkılarından dolayı Oscar Onur Ödülü alan yönetmen Michelangelo Antonioni'nin bu görkemli ve düşündürücü filmi biçimsel açıdan Avrupa sinemasının mirasını yansıtır. Wim Wenders'ın çektiği bölümlerle birbirine bağlanan öyküler İtalyanca, İngilizce, Fransızca ve ayrıca müzik ve sessizliğin diliyle aktarılır...

Yıllar önce evlenmiş olduğu kocasını kaybeden kadın dünyaya küser. Bu hayattın bir anlamı yoktur ve bu yüzden kendisini eve kapatır. Günler, aylar bu şekilde geçip giderken arkadaşın ısrarı üzerine dışarı çıkmaya razı olur. Dışarıda karşısına çıkan adamı görünce büyük bir şaşkınlık geçirir. Görmüş olduğu adam ölen kocasına o kadar çok benziyor ki sanki kendisi. Adamla tanıştıktan sonra hayatı tamamen değişecektir.

9 hayat..9 hikâye..Yaşamın sancılarına ve hayal kırıklıklarına göğüs geren, duygularını sarmalayan ilişkilerin esiri 9 kadın...

İnsana yakın bir ruha ve filozof bir zihne sahip olan Enzo adındaki köpek, hayatını bir yarış arabası sürücüsü olan sahibi Denny’den öğrendiği dersler üzerinden değerlendirir.

Michel Marsilya'da bir otomobil çalar ve yolda bir polis öldürür. Paris'te Champ Elysees'te New York Harold Tribune gazetesi için stajyerlik yapan Patricia'yı bulur. Daha önce birkaç kez birlikte olmuşlardır. Michel polis tarafından aranırken eski arkadaşlarıyla buluşup Roma'ya gitmek için gerekli parayı elde etmeye çabalar. Ancak ikisi de duygularından bir türlü emin olamaz. Başının polisle belaya girmesini istmeyen Patricia büyük bir ikilemde kalır. Onun bu kararsızlığına aldırış etmeyen Michel ise tam bir güven içinde son hazırlıkları yapmaktadır.

Greg Behrendt ve Liz Tuccillo’nun çok satan kitabına dayanan film, 20’li 30’lu yaşlarında Baltimore’lu bir grup insanı konu alıyor. Söz konusu insanlar ilişki havuzunun sığ kısmından evlilik hayatının derin ve bulanık sularına doğru ilerlerken bir yandan karşı cinsin işaretlerini okumaya bir yandan da “istisna yoktur” kuralına istisna oluşturmaya çalışıyorlar.

Üç arkadaş Lewis, Sheriff ve Tony, Malezya'da tatil yaparken, Sheriff ile Tony kariyer için New York'a döner. Lewis ise orangutanlarla çalışmak üzere Malezya'da kalır. İki yıl sonra, geçmişteki eylemleri nedeniyle Lewis'in uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandığını ve idam cezası aldığını öğrenirler. Arkadaşlarının önünde zor bir seçim vardır: Malezya'ya dönüp cezayı paylaşmak ya da Lewis'in ölümüne seyirci kalmak.

Charlie, Paris’ten arayıp Fransız güzeli Juliette’e aşık olduğunu itiraf ettiğinde nişanlısı Kate, onu geri kazanmak için uçuş korkusunu yenip Paris’e gelmeye karar verir. Uçakta yanında oturan Luc, her ne kadar gizlemeye çalışsa da aslında bir hırsızdır ve çaldığı mücevherleri Kate’in çantasına saklar. Paris’te mallarını geri almak isteyen Luc, eski nişanlısını tekrar kazanmak isteyen Kate ve belki de Luc’tan hoşlanmaya başlayan Juliette arasında seyre değer bir oyun başlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.






0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir