
Karen Allen
Nora

In tiny Colewell, Pennsylvania, the residents gather at the post office for mail and gossip, while the days pass quiet and serene. That is until news comes that the office is to close, and beloved clerk Nora is left to fight for her job and reflect on the choices she has made that kept her in Colewell for so many years.

Accused barn burner and conman Ben Quick arrives in a small Mississippi town and quickly ingratiates himself with its richest family, the Varners.

Çok uzun yıllar kaldığı hapishaneden çıktıktan sonra bulaşıkçı olarak çalışmaya başlayan, çalıştığı yerin arkasındaki bir çöp tenekesinde terk edilmiş bir bebek bulan Russ Millings’in hikâyesini anlatıyor. Bebek için ne yapacağından pek emin olamayan Russ, bir süre sonra bu bebeğin hayatını düzene sokmak konusunda önemli bir fırsat olduğunu fark eder.

Florence Green İngiltere’de küçük bir kasabada yaşayan bir kadındır. Kasabada bulunun tarihi bir evi kitapçı olarak işletmeye karar verir. Büyük bir risk alarak girdiği işte başarılı olan genç kadın, bir süre sonra kasaba halkına ödünç kitap vererek kitapçıyı bir kütüphaneye dönüştürür. Hayatını yoluna koyduğunu düşünen Florence’in bilmediği gerçekler vardır. Kasabada yaşayan inatçı bir kadının tarihi bina ile ilgili başka planları vardır ve kadın planlarını gerçekleştirmek için her şeyi yapmaya hazırdır.

Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

Ülkenin en büyük enerji şirketlerinden birinin satış uzmanı Steve Butler, iş arkadaşı Sue ile topraklarının altındaki doğalgaz potansiyeli nedeniyle kasaba sakinlerinin sahip olduğu arazileri satın almak için kırsal bir kasabaya gönderilir. Kasaba son yıllarda maddi açıdan büyük sıkıntılardan geçmiştir ve teklifi zahmetsizce kabul edecekleri düşünülmektedir. Ama kolay gibi görünen bu projede işler sarpa sarar. Bölgede saygı duyulan bir öğretmenin yaptığı uyarılar ve insanların yıllardır yaşadıkları evleri para karşılığında satmaya karşı duydukları ikilemler durumu iyice çıkmaza iter. Daha önce yüzlerce insanı ikna etmiş Steve'in işi de zorlaşır. Zaman içerisinde şirketin politikalarının iç yüzünü de öğrenen Steve kendini sorgulamaya başlayacaktır.

Yanlış yerde yanlış zamanda bulunduğu için yirmi yıl hapis yatan 38 yaşındaki Chris, eski lise öğretmeni Carol’ın bitmek tükenmez uğraşları sayesinde şartlı tahliye ile hapisten erken salınır. Sabıkalı biri olarak modern dünyanın zorluklarıyla ve kardeşi Ted ile baş etmeye çalışan Chris, Carol’a olan hislerini itiraf eder. Evli olan Carol bu aşka karşılık veremez. Yoksa verebilir mi? Carol, kocasının ona artık sağlayamadığı bazı şeylerin özlemini çekmektedir. Bir yandan da Carol’ın kızı Hildy, Chris ile arkadaş olur ve bu çekingen, acı çekmiş adamın ona göre kafa dengi olduğunu keşfeder.

İki kararlı anne, bir tanesi bir öğretmen çocuklarının şehir okulunda çöken iç dünyalarını dönüştürmeye çalışmak için çaba harcamaktadırlar. Güçlü ve engelleyici bir bürokrasiyle başa çıkmak zorundadırlar fakat eğitim sisteminde ve çocuklarının gelecekleri için gerekli değişimi yaratmak amacıyla herşeylerini riske atarlar.

Film, Downey'in canlandıracağı başarılı bir avukatın, annesinin cenazesi için memleketine dönmesinden sonra yaşananları anlatacak. Babasıyla arası pek de iyi olmayan avukat, Alzheimer hastası babasının, yıllar önce davasına baktığı bir adamın ölümüyle bağlantısı olup olmadığını araştırırken, unuttuğu kökleriyle ve babasıyla da tekrar karşılaşacak.

The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

Kanun dışı işler yapan ve acımasız biri olan Frank ve adamları yaşadıkları bölgede süren demiryolu projesi ile ilgili cinayet işlerler. Öldürdükleri Brett McBain'in eşi Jill bölgede kalmaya karar verir. Frank ile eskiden bir hesabı olan Harmonica, Jill ve başka bir kanun kaçağı olan Cheyenne ile beraber Frank ve adamlarına karşı gelmeye karar verirler.

Gelmiş geçmiş en iyi western filmleri arasında gösterilen filmde, Şerif John T. Chance ve iki yardımcısı kasabada işlenen cinayetlerin peşine düşerler. Ancak yardımcılarının birinin çok genç, birinin de alkolik olması onun başına türlü belalar açar...

Araba tamirciliği yaparak geçimini sağlayan Kolya, eşi ve çocuğuyla birlikte mütevazı bir yaşam sürmektedir. Hayatı, bir gün şehrin Belediye Başkanı’nın, dükkanı ve evinin bulunduğu araziyi elinden almak istemesiyle değişir. Kolya, bu duruma itiraz ederek hukuku kendine göre yöneten otorite ile mücadele etmek zorunda kalır ve Moskova’dan gelen avukat arkadaşı Dmitri’den yardım almaya karar verir. Yaşadığı süreçte evi ile birlikte sahip olduğu her şeyi kaybetmek üzere olan Kolya, kızgınlıkla beraber çaresizliği de omuzlarında hissedecektir.

Orson Welles‘in başyapıtlarından “Muhteşem Ambersonlar“, aynı zamanda yönetmenin en talihsiz filmlerinden birisi. Yapımcı firmanın marifetiyle yarısından çoğu kurguda yok edilerek (148 dakikadan 88 dakikaya indirildi) gösterime sokulan “Muhteşem Ambersonlar“, aristokrat bir ailenin çöküşünü ve güç dengelerinin bozulması yüzünden bir anda sınıf düşmesini anlatıyor. George Amberson Minafer (Tim Holt) aristokrat bir ailenin, güç-budalası haline gelmiş oğlu. Bir mucit olan Eugene Morgan (Joseph Cotten) George’un annesine aşık oluyor, ancak kadın çok daha zengin bir adam olan Wilbur Minafer’ın (Donald Dillaway) büyüsüne kapılıyor. Yıllar sonra Eugene şehre geri dönüyor, üstelik yeni bir icadın, otomobilin yaratıcısı olarak... Welles’in ölümünden sonra bilgisayarla renklendirilen filmin kurgusunu ileride birçok başarılı filme imza atacak olan Robert Wise yapmıştı.

Alex yolda giderken arabasına aldığı otostopçu Vivienne ile bir kaza geçirir. Vivienne’in ölümü nedeniyle kendini suçlu hisseden Alex, Vivienne’in annesi Linda'yı ziyaret etmeye karar verir. Fakat Linda'nın otistik olduğunu görünce, cenaze işlemlerinde yardımcı olması gerektiğini düşünerek onunla kalır. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan Linda’nın dünyasını anlamak güçtür... Bu arada Alex, Linda’Nın komşusu Maggie ile bir ilişki yaşamaya başlamıştır. Ancak geçmişi ile ilgili kabullenmekten kaçtığı bazı gerçekler su yüzüne çıkmaya başladıkça içinde biriktirdiği acı ve kızgınlıklarla yüzleşmek zorunda kalır.

Amerika'nın banliyösünde "Madam Bovary"nin yankıları. Sarah, bir reklam müdürü ile yaptığı sevgisiz bir evliliğin içinde savrulurken kızı ile parkta, havuzda uzun saatler geçirerek daha fazlasını elde etmek istemektedir. Brad, bir belgesel yapımcısı ile evli olan olgunlaşmamış bir ev erkeğidir. Ronnie, hapisten henüz çıkmıştır ve yaşlı annesi May ile birlikte yaşamaktadır. Larry emekli bir polistir ve Ronnie'nin kaçmasına engel olmuştur. Sarah ve Brad kesişirler. Ronnie ile Larry'nin şeytanları vardır. Brad'in bar için çalışması gerekir ve Larry işini kaybeder. Ronnie'nin annesi de oğlunun bir kız arkadaşa ihtiyacı olduğunu düşünmektedir. Sarah, daha fazla bu mutsuz hayatın içinde sıkışık yaşamak istememektedir. Film boyunca tüm bu karmaşık hikayelerin, her birini nereye götüreceği merak konusu olur.



İflasın eşiğine gelen George Bailey (James Stewart) bir Noel gecesinde kendini nehre atarak intihar etmek üzeredir. Doğduğundan bu yana aynı küçük kasabada yaşayan Bailey kendisini buraya ve insanlarına adamış, hoşgörülü, güvenilir ve yardımsever bir insandır. Büyük bunalım'ı hasarsız atlatmış,babasından devraldığı konut ve finans şirketi aracılığı ile kasabalıların neredeyse tamamını konut sahibi yapmıştır. Bu arada para kazanmayı, mimar olma fırsatını,dünyayı gezmeyi, kısaca tüm hayallerini ertelemek zorunda kalmıştır. Kasabaya yaptığı bunca iyilik kötü yürekli banker Henry F. Potter (Lionel Barrymore)'ın çıkarları ile çakışır. Potter, Bailey'in sürekli peşindedir artık.Birgün aradığı fırsat çıkar ve Finans şirketine ait önemli bir miktarda para Bailey'in alkolik ve yaşlı amcası Billy Bailey (Thomas Mitchell)'in dalgınlığı sonucunda Potter'ın eline geçer. Banka müfettişlerinin yaptığı bir denetlemeden sonra şirketin açığı ortaya çıkar. Bu iflas ve tutuklanma anlamına gelmektedir...

İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru Almanya'nın içlerine doğru ilerleyen Amerikan ordusuna karşı savaşacak ordusu zayıflayan ve azalan Almanya artık 16 yaşında çocukları da askere alıp cepheye sürmektedir. Küçük bir kasabanın okulunda birlikte okuyan 15-16 yaşlarında 7 arkadaş birbirlerinden de etkilenerek askere yazılır. Temel eğitim almaya başladıkları sırada Müttefiklerin kendilerine doğru geldiğini gören komutan bu 7 genci, biraz da korumak maksatlı kendi kasabalarının köprüsünde görevlendirir. Ancak bozguna uğrayan Alman ordusu çok çabuk bölgeyi boşaltınca Köprüdeki 7 arkadaş düşman tanklarıyla karşı karşıya kalırlar.. Savaşın acımasız yüzünü gösteren iyi bir film..

Katy McLaughlin desires to work on her family's mountainside horse ranch, although her father insists she finish boarding school. Katy finds a mustang in the hills near her ranch. The headstrong 16 year old then sets her mind to tame a mustang and prove to her father she can run the ranch. But when tragedy happens, it will take all the love and strength the family can muster to restore hope.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.









0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir